Kayıt ol  |  Giriş
NotOku'yu +1'le
Ders: Banka ve Sigorta Hukuku      Ünite 2      18 Mart 2012 Ara     

Banka Örgütüne İlişkin Düzenlemeler

Amaç 1

Banka örgütü ile ilgili düzenlemeler nelerdir?

Bankalar, anonim ortaklık biçiminde kurulduklarından, kural olarak Türk Ticaret Kanununun anonim ortaklıklar hakkındaki hükümlerine tabi bulunmaktadırlar. Bununla ifade edilen, bankanın örgüt yapısının TTK. hükümlerine göre belirleneceğidir. Bilindiği gibi TTK. anonim ortaklıklarda zorunlu olarak genel kurul, yönetim kurulu ve denetçiler olmak üzere en az üç organ bulunduğunu kabul etmektedir. Şu halde, birer anonim ortaklık olarak bankalarda da bu üç organın bulunması gerekmektedir. Bankalar Kanunu bu konuda farklı bir düzenleme getirmemekte, yalnızca bankalara özgü olmak üzere, bu organlara ilişkin kimi hükümler öngörmekte; bu arada yönetim kurulu, daha yerinde bir ifade ile banka yönetimi ve yöneticileri hakkında ayrıntılı bir düzenleme getirmektedir. Kanun, bankaların diğer organlarına ilişkin olarak, yalnızca genel kurulu ilgilendiren pay edinim ve devirleri (m.18), ana sözleşme değişiklikleri (m.16) ve sermaye artırımı (m.17) hakkında bir düzenlemeye yer verirken, denetçilerle ilgili herhangi bir hüküm içermemektedir. Bundan hareketle, bankalara denetçi atanmasına gerek bulunmadığı iddiasını ileri sürmek yerinde değildir. Bir kere, denetçi atanması zorunluluğu Bankacılık Kanunundan doğmamakta, Ticaret Kanununun bir gereği olarak ortaya çıkmaktadır. Nitekim Bank. Kan.m.2/3 Kanunda hüküm olmayan hallerde genel hükümlerin uygulanacağını açıklamak suretiyle, bankaların bu kanuna göre genel nitelikte olan Ticaret Kanunu hükümlerine de tabi olacaklarını kabul etmektedir. Şu halde Bankacılık Kanununda aksine bir hüküm yer almadıkça, uygulama alanına girecek olan Ticaret Kanunu uyarınca, denetçi seçimi de zorunlu bulunmaktadır. Esasen Bankacılık Kanunu m.110’da banka denetçilerinden söz etmek suretiyle, bankaya denetçi seçileceğini kabul etmektedir.

Banka Genel Kurulu ile İlgili Düzenlemeler

Amaç 2

Banka genel kurulu ile ilgili düzenlemeler nelerdir?

Bankacılık Kanunu, bankanın yönetim kurulu ile denetçilerinin genel kurul tarafından seçileceğini, ayrıca bankanın ana sözleşmesinde değişiklik yapmaya genel kurulun yetkili kılındığını, pay çoğunluğunu ellerinde bulunduran ortakların diledikleri kişileri yönetim kurulu üyesi veya denetçi olarak seçebileceklerini, aynı zamanda ana sözleşmede sermaye artırımı dâhil düşündükleri yönde her türlü değişiklik yapabileceklerini göz önüne alarak, kuruluştan sonra bankanın genel kurul yapısını etkileyecek pay devirlerine ve ana sözleşme değişikliklerine müdahale gereğini duymaktadır. Bu müdahaleler ile gerçekleştirilmek istenen, en üst düzeydeki karar organı olan genel kurulu bankanın güvenirliğine ve itibarına uygun ortaklardan oluşturmak, böylece bankanın kaliteli yönetim ve etkin denetim faaliyetlerini sağlam bir finansal yapı içinde sürdürmesini sağlamaktır.

Ortak Değişiklikleri

Bankacılık Kanunu, bankanın kurulmasından sonra, payların el değiştirmesi suretiyle bankanın yönetim ve denetiminin, genel kurulda yapılacak seçimler sonucunda, bankanın güvenirliği ve itibarını zedeleyecek kişiler eline geçmesini önlemek amacıyla, yüzde on oranını aşan pay edinimleri ile pay devirlerini Kurulun iznine bağlı tutmakta; böylece Kurula banka genel kurulunun oluşumu üzerinde, ortak değişikliğine izin vermek şeklinde kendini gösteren bir gözetim yetkisi tanımaktadır. Böyle bir yetkinin tanınması, bir açıdan da Kurula, bankaların ortaklık yapılarının ve ortaklar için öngörülen hükümlere uygunluğunun izlenmesi; banka kaynaklarının ortaklar tarafından suiistimaline neden olabilecek veya etkin denetimi engelleyecek yapılanmaların önüne geçilmesi imkânı verilmesi amacına yönelik bulunmaktadır.

Pay Devirlerinde Kurul İzni

Yukarıda Bankacılık Kanununun kurucularda bir dizi nitelik aradığı belirtilmişti. Bu niteliklerin aranmasının temel nedeni, bankanın organlarının güvenilir, dürüst ve itibarlı kişilerden oluşmasını sağlamaktır. Ne var ki, kuruluşun tamamlanmasından sonra, kurucuların paylarını üçüncü kişilere devretmeleri de mümkün bulunmaktadır. Devralan üçüncü kişilerin, bankaların güvenilirliğine ters düşen, onu tartışılır hale sokan kişiler olabilme olasılığı ciddi bir tehlike olarak karşımıza çıkmaktadır. İşte bu tehlikeyi önlemek üzere, Bankacılık Kanunu m.18’de kimi pay edinim ve devirlerini Kurulun iznine tabi tutmak gereğini duymaktadır.

Kanun bu izni nesnel bir dayanağa oturtabilmek için, kurucularda aranan niteliklerin, belli ve bundan daha yüksek oranda pay sahibi olan, kurucu olsun veya olmasın tüm ortaklarda aranacağı ilkesini getirmektedir. Gerçekten m.18/5’e göre nitelikli paya sahip ortakların kurucularda aranan nitelikleri taşımaları gerekmektedir. Bu hüküm uluslararası standartlara uymak üzere öngörülmüş bulunmaktadır.

Nitelikli Paya Sahip Ortak Kavramı

Nitelikli paya sahip ortaktan ne anlaşılması gerektiği de Bank. Kan.m.3’te nitelikli payın tanımı suretiyle açıklanmaktadır. Anılan hükme göre, bir ortaklığın sermayesinin veya oy haklarının doğrudan veya dolaylı olarak yüzde on veya daha fazlasını teşkil eden paylar ile bu oranın altında olsa dahi, yönetim kurullarına üye belirleme imtiyazı veren paylar, nitelikli paydır. Hükümden anlaşılacağı üzere nitelikli pay iki türlüdür; Birinci grubu, sermayenin doğrudan veya dolaylı yüzden on veya daha fazlasını teşkil eden; ikinci grubu ise yönetim kuruluna üye belirleme imtiyazı veren paylar oluşturmaktadır. Bu arada dikkati çeken nokta, Kanunun nitelikli payın belirlenmesinde yalnızca belli bir kişinin doğrudan doğruya sermayenin yüzde on veya daha fazlasına sahip olması olgusu ile yetinmeyip, ayrıca bir ortağın belli kişiler ile birlikte bu miktar paya sahip olması ihtimalini de, dolaylı pay sahipliği adı altında göz önüne almasıdır. Bu durumda dolaylı pay sahipliğinin nasıl ortaya çıkabileceğini açıklamak gerekli olmaktadır.

Bank. Kan.m.5 dolaylı pay sahipliğini önce gerçek kişiler açısından belirlemektedir. Buna göre bir gerçek kişi ile eşi ve çocukları ve bunların (gerçek kişi, eş ve çocuklar) sınırsız sorumlulukla katıldıkları ortaklıklar veya bu kişi veya ortaklıkların ayrı ayrı veya birlikte kontrol ettikleri ortaklıklar arasında dolaylı pay sahipliği kurulmuş olmaktadır.

Öte yandan m.5, tüzel kişiler açısından söz konusu olabilecek dolaylı pay sahipliğini de belirlemektedir. Buna göre, tüzel kişilere ait dolaylı pay sahipliği bizzat bunlara ait veya bunların kontrol ettiği ortaklıklara ait paylar esas alınarak saptanmaktadır. Bu açıklamada yer alan kontrolden ne anlaşılması gerektiği ise m.3’te verilen tanımda açıklanmaktadır. Anılan hüküm kontrolü, ortaklığın yönetim kurulu üyelerinin karar almaya yeterli çoğunluğunu atayabilme ya da görevden alma gücünü elde bulundurma olarak tanımlamaktadır. Yeterli çoğunluğun yönetim kurulunun hem toplantı hem de karar nisabını kapsadığı kuşkusuzdur. Nitekim toplantı nisabını sağlayamayan bir çoğunluğun, yönetim kurulunu toplayıp karar alamayacağı için, ortaklığı kontrol ettiğinden söz etmek mümkün değildir. Yönetim kurulu genel kurul tarafından seçildiğinden, kontrole ilişkin güç kendini ilk önce genel kurulda istediğini seçtirebilme şeklinde gösterecektir. Bunun sağlayabilmenin yolu da yeterli oy çokluğunu elde bulundurmadır. Yeterli oy çokluğu, m.3’te verilen tanıma göre sermayenin çoğunluğu değildir. Genel kurulda bu sonucu sağlamaya elverişli bir çoğunluğun bulunması yeterlidir. Bu çoğunluğa doğrudan veya dolaylı pay sahipliği veya bu konuda imtiyaz veren hisseleri elde bulundurma yahut diğer ortaklar ile yapılacak oy anlaşmaları yolu ile ulaşmak mümkün bulunmaktadır.

Bankacılık Kanununun, bir gerçek veya tüzel kişinin, başka gerçek veya tüzel kişiler ile dolaylı pay sahipliği içinde bulunmasına bağladığı hukuki sonuç, bu payların birlikte hesaplanacağıdır. Bununla ifade edilmek istenen, bir banka ortağı gerçek kişinin ortaklık payı hesaplanırken, şayet varsa, eşinin, çocuklarının veya sınırsız sorumlulukla ortağı bulunduğu veya kendisinin yahut belirtilen kişilerle birlikte kontrol ettiği şirketlerin paylarının da tek bir kişiye ait pay gibi göz önüne alınacağıdır. Örneğin bir bankanın ortağı olan (A)’nın bu bankada eşi de ortak ise, her ikisine ait pay birlikte hesap edilecek, böylece payın nitelikli sayılıp sayılmayacağı belli olacaktır.

Niteliklerin Kaybı

Nitelikli paya sahip olan ortağın ortaklık ilişkisi sürerken, kurucu niteliklerinden birini yitirmesi halinde, Bank. Kan. bu ortağın temettü hariç ortaklık haklarından yararlanamayacağını, bu hakların Kurumun bildirimi üzerine Fon tarafından kullanılacağını, ayrıca bu ortağın sermayedeki doğrudan ve/veya dolaylı payının yüzde onun altına düşmesine kadar rüçhan haklarını kullanamayacağını öngörmektedir (m.18/5). Kurucu niteliklerini yitiren ortağın temettü dışındaki haklarının Fon tarafından kullanılabilmesini Kanun, Kurumun bildirimine bağlı tutmaktadır. Kurumun bildirim yapmaması durumunda söz konusu paya ait ortaklık hakları temettü hariç kullanılamayacak; böylece bu paya ilişkin yönetime katılma hakları (örneğin genel kurula katılma ve oy verme hakları) uygulamaya sokulamayacaktır. Ancak Kurumun bildirimi üzerine bu haklar Fon tarafından kullanılabilecektir. Bu bağlamda, Fonun bunları hangi hukuki esasa dayalı olarak kullanılabileceği sorunu gündeme gelmektedir. Hemen belirtelim ki, Fon bu hakları kullanırken ortağın temsilcisi olarak hareket etmeyecektir. Zira Fon, bunları ortağın değil, fakat bankanın çıkarları doğrultusunda kullanmak zorundadır. Bu bakımdan, Fonun bu işleri yerine getirirken, toplumsal çıkarları koruyan bir kamu kuruluşu olarak hareket ettiğini kabul etmek yerinde olmaktadır.

Kurul İzni

Bank. Kan.m.18/1, bir kişinin nitelikli pay sahibi olabilmesini Kurul iznine tabi tuttuktan sonra, ayrıca bir kişinin doğrudan veya dolaylı olarak sermayenin yüzde on, yüzde yirmi, yüzde otuz üç veya yüzde ellisini aşan miktarda pay edinmesini veya bir kişiye ait payların bu oranların altına düşmesi sonucunu yaratan pay devrinde bulunmasını Kurulun iznine tabi tutmaktadır. Görüldüğü üzere, düzenleme bir yandan nitelikli pay edinmede öte yandan nitelikli payı belirleyen miktarı aşan pay edinimleriyle bunu azaltan pay devirlerinde Kurulun iznini aramaktadır. Örneğin, bir kimsenin bir bankanın doğrudan veya dolaylı olarak sermayesinin %12’sine sahip olabilmesi Kurul izni ile mümkün olabileceği gibi, bu kimsenin elindeki payların bir kısmını, sermayenin yüzde onunun altına düşmesi sonucunu yaratacak şekilde devretmesi de Kuruldan alacağı izinle gerçekleşebilecektir. Aynı şekilde, bu kimsenin sermayedeki payını yüzde yirmi veya daha üstüne çıkarabilmek için de Kuruldan izin alması gerekecektir. Sermayedeki payını izin ile yüzde ellinin üzerine çıkaran ortağın sermayedeki payını yüzde otuz üçün altına düşürmesi de gene Kurul izni ile mümkün olabilecektir.

Kurul izin verirken iki hususu araştıracaktır. İlk önce üzerinde duracağı nokta, nitelikli pay edinen veya devralan kişinin kurucularda aranan nitelikleri taşıyıp taşımadığıdır. Hemen belirtelim ki, Kurul bu noktayı söz konusu kişinin ilk kez doğrudan veya dolaylı olarak sermayenin yüzde onu veya bunu aşan miktarda pay edinmesi halinde araştıracaktır. Ayrıca bu kişinin payını artırarak sermayenin yüzde yirmi, yüzde otuz üç ve yüzde ellisinin üzerine çıkacak pay edinimlerinde de kurucu niteliklerini muhafaza etmeye devam edip etmediğini inceleyecektir. Bu bağlamda, kurucu niteliklerinin yalnızca pay edinim veya devirlerinde değil, ortağın bu nitelikleri payının yüzde on veya üzerinde olmasının devam ettiği sürece taşıması gerektiği için, pay edinim veya devri söz konusu olmasa dahi, her an izlenmesi gerekmektedir. Bu nedenle, kurucu niteliklerinin araştırılması sürekli gündemde bulunan, pay edinim veya devirleri vesilesi ile tazelenen bir inceleme olarak kendini göstermektedir. Kurulca üzerinde durulacak ikinci husus, kişinin doğrudan veya dolaylı olarak yüzde yirmi, yüzde otuz üç ve yüzde elli pay edinmesinin veya bu oranlar altında düşecek şekilde pay devretmesinin banka açısından olası sonuçlarıdır. Şayet Kurul bu incelemede sermaye gücünün bir ortağın elinde toplanmasından veya bu ortağın elinden çıkmasından, ilk önce ülke ekonomisi, sonra banka açısından olumsuz sonuçların doğabileceğini belirlerse izin vermekten kaçınacak, aksine bir değerlemede ise izin verecektir.

Pay devrinde merdiven basamakları sisteminin getirilmiş olması, iznin ancak bir üst basamağa çıkışta veya bir üst basamaktan inişte aranması sonucunu ortaya çıkarmaktadır. Böylece %10’un aşılması durumunda izin talep edilecek, izin alındıktan sonra %20 geçilmediği sürece yapılacak, yani %10 ile %20 arasında kalınması sonucunu doğuracak devirler izin alınmasını gerektirmeyecektir. Bir başka deyişle %10 ile %20; %20 ile %33; %33 ile %50 arasındaki devirler için izin söz konusu olmayacaktır. Hemen belirtelim ki, izin almayacak olan kişi zaten daha önce %10 üzerinde hisse sahibi olan, yani kurucu niteliklerini taşıyan ortaktır. Şayet %10’dan daha aşağıda pay sahibi olan veya hiç payı olmayan bir kişi yeni paylar edinmek suretiyle sermayedeki payını %10’un üzerine örneğin %15’e çıkarıyorsa, bu kişinin izin talep etmesi zorunludur. Ancak izin aldıktan sonra payını %18’e yükselecek devralmalar yapmışsa, bu kimse için izin %20’lik basamağı aşıncaya kadar gerekli olmayacaktır.

Pay Edinim veya Devrinin Hukuki Sebebi

Bankacılık Kanunu pay edinim veya devrinden söz etmekte, bunun kaynaklandığı hukuki ilişkiye kural olarak değinmemektedir. Yalnızca m.18/son’da cebri icra yolu ile veya borsadan pay edinimlerine ilişkin bir hüküm öngörmektedir. Esasında Kanun pay edinim veya devrinin kaynaklandığı hukuki ilişkiye bir önem atfetmemektedir. Edinim veya devir ister bir satım ister bir bağışlama ister bir ortaklık sözleşmesi ister miras sonucu gerçekleşmiş olsun, Kurul izni açısından bir farklılık söz konusu olmayacaktır. Bir başka deyişle, sayılan nedenlerin hepsinde Kurul izni aranacaktır.

Bankacılık Kanunu yalnızca edinim veya devrin borsada veya cebri icra yolu ile gerçekleşmiş olması hallerine ilişkin olarak özel bir düzenleme getirmek ihtiyacını duymuştur. Bu ihtiyaç, payı borsadan veya cebri icra yolu ile satın alan alıcının borsaya veya icra makamlarına duyduğu güvenin korunması gereğinden kaynaklanmaktadır. İşte Bank. Kan.m.18/son bu iki halde, ne gibi işlemler yapılacağının ve bu işlemlerin hangi usul ve esaslara tabi olacağının Kurulca belirleneceğini öngörmektedir.

Sıra Sizde

Ticaret Hukuku kitabından anonim ortaklıklarda pay edinim ve devri konularını okuyarak, Bankacılık Kanunu ile getirilen düzenlemelerle karşılaştırınız.

İzin Almamanın Sonuçları

İzin almamanın veya alamamanın sonucu m.18/4’e göre pay devrinin pay defterine kaydolunmaması ve m.18/7’ye göre bu paylara ait temettü hariç ortaklık haklarının Fon tarafından kullanılmasıdır.

Oransal Sınırlara Bağlı Olmaksızın Mutlak Olarak Kurul İzninin Gerektiği Haller

Kanun, m.18/1’de öngördüğü oransal sınırlara (yüzde on, yüzde yirmi, yüzde otuz üç ve yüzde elli) bakılmaksızın Kurul izninin mutlak olarak aranacağı bazı haller öngörmektedir. Bank. Kan.m.18/2’ye göre bu haller yönetim kuruluna veya denetim komitesine üye belirleme imtiyazı veren payların tesisi, devri veya yeni imtiyazlı pay ihracıdır. Bu imtiyazı haiz paylar, bankanın yönetimini oluşturmada önemli bir güce sahip, dolayısıyla bankanın kanuna uygun yönetilmesinde doğrudan etkili bulunmaktadırlar. İşte bu nedenle Kanun, yönetimde bir güç sağlayan bu payların sadece devrini değil, bunların tesisini dahi Kurul iznine tabi tutmaktadır.

Oy Hakkı Edinilmesi ve Üzerinde İntifa Hakkı Tesis Edilmiş Paylar

Bankacılık Kanunu, m.18/4’te oy hakkı edinilmesi ve hisseler üzerinde intifa hakkı tesis edilmesi hallerinde, m.18/4 hükmünün uygulanacağını öngörmektedir. Anılan fıkra, izin alınmadan yapılan pay devirlerinin pay defterine işlenemeyeceğini açıklamaktadır. Şu halde intifa hakkı tesisinde veya oy hakkı edinilmesinde de izin alınması gerekecektir. İzin alınmadan pay defterine yapılan kayıtlar geçersiz olacak; dolayısıyla lehine intifa hakkı tesis edilmiş veya kendisine oy hakkı tanınmış olan (özellikle payı rehin alan) kimse, Kuruldan izin alınmamış ise, bankanın genel kuruluna katılamayacaktır.

Tüzel Kişi Ortaklar

Bank. Kan.m.18/6, bankanın sermayesinin yüzde on veya daha fazlasına sahip tüzel kişilerin sadece bankadaki paylarını devretmeleri ile ilgilenmeyip, ayrıca bizzat bu tüzel kişinin sermayesinin paylarının el değiştirmesine de müdahale etmektedir. Gerçekten anılan hükme göre, ortak tüzel kişinin sermayesinin yüzde on, yüzde yirmi, yüzde otuz üç veya yüzde ellisini aşan nitelikteki pay devirleri Kurulun iznine tabi tutulmakta, bunun yanında payları devralanların da kurucularda aranan nitelikleri taşımaları bir koşul olarak aranmaktadır. Kanun, nitelikleri itibarıyla banka ortağı olamayacak kişilerin, tüzel kişilik perdesi arkasına saklanarak, bankayı ele geçirmelerini engellemektedir.

Ana Sözleşme Değişiklikleri

Genel Kurul ile ilgili bir düzenleme de ana sözleşme değişikliğine ilişkin bulunmaktadır. Bank. Kan. m.16 gereğince bankanın ana sözleşmesinin değiştirilebilmesi için, Kurumun uygun görüşünün alınması zorunlu bulunmaktadır. Kurumca uygun görülmediği takdirde, değişiklik tasarıları genel kurul gündemine alınamaz ve genel kurulda görüşülemez. Bank. Kan. m.16/1 Kurumun uygun görüşünün alınmasını zorunlu kılmak yanında, ayrıca uygun görüş alınmadan yapılacak ana sözleşme değişikliklerinin sicil memuru tarafından ticaret siciline tescil edilemeyeceğini hükme bağlamaktadır.

Bankacılık Kanununun ana sözleşme değişikliğine ilişkin bu düzenlemesi dikkat çekicidir. Gerçekten Kanunun, Kurumun uygun görüşünü taşımayan değişiklik tasarılarının karara bağlanamayacağına ve genel kurulda görüşülmeyeceğine dair düzenlemesi, genel kurulun kendisine sunulan ve Kurumca uygun görülen bir değişiklik tasarısını ya aynen kabul ya da red edebilmesi sonucunu doğuracak, bunun dışında tasarıyı değiştirerek kabul edemeyecektir. Çünkü genel kurulca yapılacak değişiklik Kurumun uygun görüşünü taşımayacağından, kural olarak karara bağlanamayacaktır. Böylece, ana sözleşme değişikliğine ilişkin olarak genel kurulun yetkisi önemli ölçüde sınırlandırılmış; dolayısıyla Kuruma bu konuda büyük bir gözetim yetkisi tanınmış olmaktadır.

Sermaye Artırımları

Bank. Kan.m.17, genel kurulun sermaye artırımına gidebilmesini birtakım kurallara bağlamaktadır. Sermayenin, kural olarak, iç kaynaklara başvurulmadan artırılması gerekmektedir. Böylece, sermaye artırımı yolu ile bankaya ihtiyaç duyduğu nakit girişi sağlanmış olmaktadır. Ancak, kaynaklara başvurma tamamen yasaklanmış değildir. Nitekim m.17 bankanın, ilgili mevzuatın ilave edilmesine izin verdiği iç kaynaklara da yönelebileceğini kabul etmektedir. Öte yandan, artırılmasına karar verilen sermayenin her türlü muvazaadan arî olarak nakden ödenmesi aranmaktadır. Nihayet, sermaye artırımının ticaret siciline tescili, Kurumun uygun görüşüne bağlanmaktadır.

Şayet sermaye getirilen düzenlemeye aykırı olarak artırılmış, örneğin nakit ödeme gerçekte yapılmamış olmasına rağmen yapılmış gibi gösterilmiş ise, artırılan bu kısım özkaynak hesabında dikkate alınmayacaktır.

Dikkat

Ticaret Hukuku kitabından ticaret siciline ilişkin genel bilgi edininiz.

Yönetim Kurulu

Amaç 3

Banka yönetim kurulu ile ilgili düzenlemeler nelerdir?

Genel Olarak

Bankacılık Kanunu, yönetim kurulunu, “Kurumsal Yönetim” başlıklı 3. kısımda ele almaktadır. Genel gerekçe bu düzenleme ile kurumsal yönetim ilkelerinin hayata geçirilmesinin, böylece bankaya iyi yönetimin hâkim kılınmasının amaçlandığını belirtmektedir. Görüldüğü üzere, kurumsal yönetim, bankanın iyi yönetilmesini sağlamak üzere öngörülmüş bir önlem niteliğindedir. Şu halde, bu bağlamda ilk açıklanması gereken kurumsal yönetimin ne olduğudur. Ancak bunu belirledikten sonra, Bankacılık Kanununun bu doğrultuda nasıl bir örgütlenme tasarladığının incelenmesi uygun olacaktır.

Kurumsal Yönetim

Kurumsal Yönetim doksanlı yıllardan itibaren dünya gündemine giren ve çok tartışılan bir kavramdır. Bu kavramın ortaya atılmasının nedeni, o tarihlerde uluslararası piyasalarda faaliyette bulunan ortaklıkların beklenmedik bir şekilde muhasebe hileleri ile iflâs etmeleri ve bundan dünya sermaye piyasalarının olumsuz yönde etkilenmiş olmasıdır. Bu durumun, ortaklık yönetimini elinde bulunduran kişilerin ortaklığı kendi çıkarları doğrultusunda kullanabilmek için gerek ortakları gerekse kamuyu etik kurallara aykırı bir biçimde, gerçeği yansıtmayan raporlarla yanılgıya düşürmelerinden kaynaklandığının belirlenmesi üzerine, ulusal veya uluslararası piyasalarda güvensizliğe yol açan bu sonucun engellenebilmesi amacıyla ortaklığın finansal gücü hakkında doğru bilgilerin zamanında ve tam olarak açıklanmasına yönelik şeffaflık; ortaklık yönetiminin sorumluluğunun belirlenmesine dair hesap verebilirlik; ortaklık faaliyetlerinin yürürlükteki hukuka ve etik değerlere uygun sürdürülmesine ilişkin sorumluluk, nihayet ortaklıkla doğrudan veya dolaylı olarak ilgili, yöneticiler dışındaki menfaat sahiplerinin de haklarının gözetilmesini ifade eden adil davranma temel ilkelerine dayalı olan kurumsal yönetim kavramı Basel Bankacılık Gözetim ve Denetim Komitesi tarafından da benimsenmiştir.

Konunun daha açık anlaşılabilmesi için bir ortaklık çerçevesinde ne gibi çıkar çatışmalarının olabileceğinin belirlenmesi gerekmektedir. İlk önce, ortaklığın iç bünyesi açısından soruna yaklaştığımızda, çıkar grupları olarak karşımıza pay sahipleri ve yöneticilerin çıktıklarını görmekteyiz. Yöneticiler, ortaklığı kendi çıkarları doğrultusunda yönetmek isterken, pay sahipleri de yatırımlarından en yüksek geliri elde etmeyi amaçlamaktadırlar. Öte yandan, ortaklığın dış bünyesine ilişkin olarak ortaklık çalışanlarının ve alacaklılarının, toplumun, buna izafeten resmi makamların bir çıkar grubu oluşturdukları görülmektedir. Gerçekten ortaklık, yalnızca pay sahiplerini değil, fakat en az onlar kadar şirket çalışanlarını ve alacaklılarını da ilgilendirmektedir. Nitekim ortaklığın finansal yapısının güçlü olmasının, geçimlerini ona bağlamış olan çalışanları ve alacaklıları için bir güvence oluşturduğu kuşkusuzdur. Ortaklığın, ülke ekonomisi içinde yer alması nedeniyle toplumu da yakından ilgilendirdiği tartışmasızdır. Özellikle bankalar açısından, banka alacaklıları olarak mevduat sahipleri ve bankaların yüklendikleri görev yüzünden toplumun ilgisinin çok yoğun olduğu bilinen bir gerçektir.

Ortaklığın gerek iç, gerekse dış bünyesinde yer alan gruplar arasında çıkar çatışmasının giderilebilmesi ancak bunlar arasında bir dengenin kurulması ile mümkün bulunmaktadır. İşte iyi yönetim nedir sorusunun yanıtı bu dengenin kurulmasında yatmakta ve buna da kurumsal yönetim adı verilmektedir.

Kurumsal yönetim, bu dengeyi yukarıda belirttiğimiz dört ilkeye dayalı olarak sağlamaya çalışmaktadır. Böylece, ortaklığın finansal yapısı konusunda diğer çıkar gruplarını zamanında ve tam olarak bilgilendiren, faaliyetlerini hukuka ve etik kurallara uygun (Bank. Kan.m.75) ve tüm grupların haklı çıkar ve beklentilerini gözetir bir biçimde sürdüren, sorumluluğunun bilincinde olarak hesap vermekten kaçınmayan bir yönetim, iyi bir yönetim olmaktadır. İşte, Bankacılık Kanunu da bankaların kurumsal yönetimi esas almalarını ve örgütlenmelerini de bu kavram doğrultusunda gerçekleştirmelerini öngörmüş bulunmaktadır. Bu bağlamda belirtilmesi gereken bir husus, Bankacılık Kanununun, kurumsal yönetim ilkelerinin Kurul tarafından, Sermaye Piyasası Kurulu ile Bankalar Birliğinin görüşü alınarak belirleneceğini hükme bağladıktan sonra (m.22), banka yönetiminin temel yapısını izleyen maddelerde kurumsal yönetim bakış açısından ele almakta olmasıdır. Böylece, Kanun kurumsal yönetimi adeta zorunlu bir uygulama olarak benimsemiş olmaktadır. Esasında Kurulun düzenleyici kurallar getirme yetkisine dayanarak belirleyeceği kurumsal yönetim ilkelerine bankaların uymak zorunda oldukları göz önüne alınınca, en azından bankalar açısından bu yönetimin zorunlu olduğunu söylemek yerinde olmaktadır.

Yönetim Kurulunun Oluşumu

Üye Sayısı

Bank. Kan.m.23, bankaların yönetim kurullarının genel müdür dâhil en az beş kişiden oluşacağını öngörmektedir. Bu durumda, yönetim kurulunun dört üyesinin seçimle, buna karşılık genel müdürün atama yolu ile yönetim kurulu üyeliği sıfatını kazandıklarını söylemek mümkündür. Böylece genel müdür, yönetim kurulunun doğal üyesi, diğerleri ise seçilmiş üyesi olmaktadırlar. Kanun en az beş kişi dediğinden, yönetim kurulunun daha fazla sayıda üyeden oluşmasına bir engel bulunmamaktadır. Ne var ki üye sayısındaki artış seçilmiş üyelerin sayısını çoğaltırken, doğal üye daima tek olarak kalmaktadır. Zira bir bankanın birden çok genel müdürünün olması söz konusu değildir. Yalnızca genel müdür vekili, o da genel müdürün yokluğunda yönetim kuruluna doğal üye olarak katılabilmektedir.

Üye Olabilmenin Koşulları

Yönetim kurulu üyesi olabilmek için, Kanun birtakım koşullar aramaktadır. Bu koşullar kişinin mali durumu, toplumsal itibarı ve geçmiş dönemde bankacılık sektöründe yaşamış olduğu olumsuz deneyimlerle ilgili bulunmaktadır. Bank. Kan. m.23/1, bu konuda kurucularda aranan şartları belirleyen m.8’in (a), (b), (c) ve (d) bentlerine yollama yapmaktadır. Bank. Kan.8/a, seçilecek olan üyenin mali durumu ile ilgili bulunmaktadır. Anılan hüküm uyarınca bu kişinin iflâs etmemiş, konkordato ilân etmemiş, yeniden yapılandırma yoluna başvurmamış ve iflâsını erteletmemiş bulunması gerekmektedir. Kanun bu durumdaki bir kişinin mali alandaki başarısızlığı nedeniyle, bankanın yönetiminde görev almasını sakıncalı bulmaktadır. Aynı şekilde m.8/b ve c nitelikli payına sahip olduğu veya kontrol ettiği bankanın faaliyet izninin kaldırılmış veya Fona devredilmiş olması halinde, bu kişinin itibarı önemli ölçüde zedelenmiş olacağından, bankanın kurucu ortağı olamayacağını hükme bağlamaktadır. Bank. Kan.m.23/1, zedelenen itibarı nedeniyle kurucu ortak olma dışında, bu kişinin bankanın yönetim kurulu üyesi olabilmesini de yasaklamaktadır. Nihayet Kanun m.8/d’de yüz kızartıcı bir suç işlemiş kişinin toplumsal itibarı açısından kurucu ortak olamayacağını öngördükten sonra, m.23/1’de bu kimsenin yönetim kurulu üyesi de olamayacağını kabul etmektedir.

Kanun yönetim kurulu üyesi olabilmenin genel koşullarını böylece belirttikten sonra, ayrıca yönetim kurulu üyelerinin yarıdan bir fazlasının genel müdür için aranan şartları haiz olması özel koşulunu getirmektedir. Böylece, beş kişilik bir yönetim kurulunda yarıdan bir fazlanın, yani iki buçuk artı bir, dolayısıyla dört kişinin genel müdür için öngörülen koşulları taşımaları gerekmektedir. Geriye kalan bir kişinin yönetim kurulu üyesi olabilme koşullarını yerine getirmiş olması yeterli bulunmaktadır. Kanunun yönetim kurulunun çoğunluğunu oluşturan üyeler için özel koşullar aramasının nedeni, yönetimde görev alacakların karmaşık bir yapı gösteren finans dünyasının gereklerini iyi kavrayıp, bankaya ilişkin olarak yerinde kararlar verebilecek yetenekte olmalarını sağlamaktır.

Genel müdürde aranan nitelikler, m.25/1’de belirtilmektedir. Anılan hükme göre banka genel müdürlerinin ya hukuk, iktisat, maliye, bankacılık, işletme, kamu yönetimi ve dengi dallarda en az lisans düzeyinde yahut mühendislik dallarında ise lisansüstü öğrenim görmüş olmaları ve bankacılık veya işletmecilik alanında en az on yıllık mesleki deneyime sahip olmaları gerekmektedir. Görüldüğü üzere, genel müdür olabilmek için biri eğitim, diğeri de süre olmak üzere iki koşul söz konusu olmaktadır. Eğitim bankacılık faaliyetlerini kavramaya elverişli bir öğrenimi; süre ise, bankacılık faaliyetlerinde belli bir deneyim kazanılmış olmayı ifade etmektedir. İşte, bu iki koşul yönetim kurulu üyelerinin yarıdan bir fazlası için de aranacaktır. Böylece, bankacılık faaliyetleri hakkında hem bilgi hem de deneyim sahibi olan kişiler yönetim kurulu üyesi olabileceklerdir.

Dikkat

Ticaret Hukuku kitabından anonim ortaklıklarda yönetim kurulu üyesi olabilmenin herhangi bir koşula bağlanıp bağlanmadığını araştırınız.

Kuruma Bildirim

Kanun, yönetim kurulu üyeliğine seçilebilmek için genel ve özel koşulları belirtmekle yetinmemiş, uygulamanın mevzuata uygun gelişmesini sağlamak üzere kuruma bildirim sistemi geliştirmiştir. Nitekim m.23/1, yönetim kuruluna genel kurul tarafından seçilenlerin veya boşalma halinde atananların yedi iş günü içinde Kuruma bildirilmesini öngörmüş bulunmaktadır. Hüküm, yalnızca bildirimden söz edip, bunun olası sonuçları hakkında bir açıklama yapmamaktadır. Bu durumda, gündeme bu bildirimin sonuçlarının ne olabileceği sorunu gelmektedir. Hemen belirtelim ki, bu bildirim kurucu nitelikte değildir. Bir başka deyişle, üyelik ilişkisinin kurulması, bildirime bağlı bulunmamaktadır. Esasen, Bankacılık Kanununun öngördüğü niteliklere sahip bulunmayan bir adayın yönetim kurulu üyeliğine seçilmesi veya atanması işlemi hukuken geçersizdir. Ticaret sicil memuru böyle bir kararın tescilini reddetmekle yükümlüdür. Her nasılsa karar tescil edilmiş ise, her ilgili bu kararın geçersizliğinin tespitini mahkemeden talep edebilecektir. İşlem yapıldığı andan itibaren geçersiz olduğundan, bu kişinin yönetim kurulunun toplantı ve karar nisaplarının hesaplanmasında göz önüne alınmaması gerekmektedir. Kuruma bildirim bu sonucu ortadan kaldırmamaktadır. Bildirimden beklenen, gerekli nitelikleri haiz olmayan bir kimsenin üye seçilmiş olması halinde, Kuruma gözetim makamı olarak derhal müdahale edebilmek imkânını yaratmaktır.

Murahhas Üye

Kanun, yönetim kurulunun kurul olarak etkin bir şekilde çalışabilmesi; ayrıca yönetim kurulunda, genel müdürde aranan koşulları taşıması aranmayan üyenin murahhas üye tayin edilmek suretiyle, genel müdürün belli nitelikleri taşıması gerektiğini öngören m.25 hükmünün dolanılmasının engellenmesi amacıyla iki önlem getirmektedir. İlk önce genel müdürlük ile yönetim kurulu başkanlığı görevlerinin aynı kişide toplanamayacağını kabul etmektedir. Böylece karar organı ile icra birbirinden ayrılmış, dolayısıyla yönetim gücü tek bir kişinin elinde toplanmamış olmaktadır.

Bunun dışında kanun, murahhas üyenin de genel müdürde aranan koşulları taşıması gerektiğini hükme bağlamaktadır. Böylece murahhas üye tayini suretiyle genel müdürün belli koşulları haiz olması kuralının aşılması önlenmektedir.

Yönetim Kurulunun Görevleri

Genel Olarak

Banka yönetim kurulu her anonim ortaklık yönetim kurulu gibi, Türk Ticaret Kanunu hükümleri doğrultusunda bankayı idare ve temsil etmekle görevlidir. Bu açıdan banka yönetim kurulu, bir görev farklılığı göstermemektedir.

Ne var ki, Kanun, bankacılık faaliyetlerinin özelliği nedeniyle, yönetim kurulunun bazı görevlerini özel olarak belirtmek gereğini duymuştur. Nitekim m.29’da bankanın kurumsal yönetim anlayışı doğrultusunda örgütlenmesini sağlamak üzere yönetim kuruluna iç sistemler ve finansal raporlama sistemini kurma ve bunlara işlerlik kazandırma görevini yüklemekte; m.41’de bankanın faaliyetlerinin muhasebeleştirilmesi ile bilgi sistemlerinin yeterli hale getirilmesinin yönetim kurulunun sorumluluğu altında bulunduğunu, bankanın temel faaliyeti niteliğinde olan kredi açmanın yönetim kurulan ait bir yetki ve görev olduğunu belirtmektedir.

İç Sistemleri Kurma Görevi

Bankacılık Kanunu, yukarıda da ifade etmiş olduğumuz gibi bankaların iyi bir şekilde yönetilebilmeleri için, kurumsal yönetim anlayışı doğrultusunda bir örgütlenme modeli tasarlamıştır. Bu modelde, bankayla ilgili grupların (ortaklar, yöneticiler, müşteriler, alacaklılar ve toplum) karşılıklı haklı çıkarlarını dengelemeye yönelik olarak, bankaların faaliyetlerini hukuka ve etik kurallara uygun sürdürmelerini, bankanın finansal yapısı hakkındaki bilgilerin doğru olarak tutulmasını ve zamanında ilgililerin bilgisine ulaştırılmasını, nihayet banka görevlilerinin sorumluluklarının bir gereği olarak her an hesap vermelerini sağlamaya yönelik bir örgütlenme düzeni öngörülmektedir. Bu örgütlenme modelinde, banka içinde bir risk yönetimi, bir iç kontrol ve bir iç denetim sistemi geliştirilmiş, ayrıca bu sistemlerin etkinliğini ve yeterliliğini izlemek ve gözlemek üzere de bir denetim komitesi kurulması hükme bağlanmıştır.

Bankacılık Kanunu, risk yönetimi ile iç kontrol sistemlerinin yönetim kuruluna bağlı birer birim olarak faaliyette bulunacaklarını öngörmüşken, iç denetime ilişkin olarak bu yönde bir ifadeye yer vermemektedir. Bu bakımdan, iç denetim sistemi bankanın yönetim kurulu bünyesinde değil, fakat genel müdürlük bünyesinde yer alan bir örgütlenme olarak karşımıza çıkmaktadır. Ne var ki Bankacılık Kanunu m.29/son’un, iç denetim sistemi kurma ve işlerliğini sağlama görevini ve sorumluluğunu yönetim kuruluna vermekte olduğunu da gözden kaçırmamak gerekmektedir. Aynı şey finansal raporlama sistemleri için de söz konusudur. Gerçekten, bu sistem banka örgüt şeması açısından, yönetim kuruluna bağlı bulunmamakla beraber, m.23/son finansal raporlama sistemlerinin güvence altına alınması görevini gene yönetim kuruluna yüklemektedir.

Risk Yönetim Birimi

Bank. Kan.m.31, bankaların maruz kaldıkları riskleri izleyip, bunların kontrolünü sağlamak üzere yönetim kuruluna bağlı bir risk yönetim birimi kurulmasını öngörmektedir.

İç Kontrol Birimi

Bank. Kan.m.30 yönetim kuruluna bağlı olarak çalışacak bir iç kontrol birimine yer vermektedir. Bu birimin görevi:
– bankanın faaliyetlerinin mevzuata uygun yürütülmesini,
– muhasebe ve raporlama sisteminin güvenli çalışmasını,
– bilgilerin, her düzeydeki personel tarafından uyulacak ve uygulanacak sürekli kontrol faaliyeti ile zamanında elde edilebilirliğini,
– banka çalışanlarının yüklendikleri görevlerin işlevsel farklılığı doğrultusunda yetki ve sorumluluklarının belirlenmesini,
– fon ödemelerini, banka işlemlerinin mutabakatını, varlıklarının korunmasını ve yükümlülüklerinin kontrol altında tutulmasını,
– bankanın maruz kaldığı her türlü riskin tanınması, değerlendirilmesi ve yönetimi için gerekli alt yapının hazırlanmasını,
– yeterli iletişim ağının oluşturulmasını sağlamaktır.

İç Denetim Sistemi

Bank. Kan.m.32 bankaların, bütün birim, şube ve konsolidasyona tabi ortaklıklarını kapsayan bir iç denetim sistemi kurmak zorunda olduklarını ifade etmektedir. Bu denetim, bankaların faaliyetlerinin mevzuata, ana sözleşmeye, iç düzenlemelere ve bankacılık ilkelerine uygun olup olmadığının tespitine yönelik olup, banka müfettişleri tarafından yapılmaktadır. Müfettişlerin bu faaliyetlerini, tarafsız ve bağımsız bir şekilde gerekli mesleki özeni göstererek yerine getirmeleri gerekmektedir. Bunu sağlaması gereken, m.23/son uyarınca yönetim kuruludur. Bu itibarla yönetim kurulunun, yeterli sayıda ve bu nitelikleri taşıyan müfettişlerden oluşan bir birim kurması gerekmektedir. Hemen belirtelim ki, müfettişler yalnızca bankayı değil, fakat konsolidasyona tabi ortaklıkları da denetleyebilmektedirler. Bu denetimlerin sonuçlarının bir rapor halinde, en az üçer aylık dönemler itibariyle denetim komitesi aracılığı ile yönetim kuruluna tevdii zorunlu bulunmaktadır (m.32/son).

Finansal Raporlama Sistemi Kurma Görevi

Bank. Kan. m.23/son finansal raporlama sistemlerinin güvence altına alınmasından yönetim kurulunun sorumlu olacağını öngörmektedir. Bankalar, tek düzen muhasebe sistemini uygulamak, tüm işlemlerini gerçek mahiyetlerine uygun olarak muhasebeleştirmek ve finansal raporlarını bilgi edinme ihtiyacını karşılayabilecek biçim ve içerikte, anlaşılır, güvenilir, zamanında ve doğru olarak düzenlemek zorundadırlar. Nitekim m.41 yönetim kurulunun finansal raporlama sistemini kurmak, bu sistemde yer alacak birimlerin görev, yetki ve sorumluluklarını belirlemek, finansal raporların bilgi edinme ihtiyacını karşılayabilecek biçim ve içerikte zamanında ve doğru bir şekilde düzenlenmesini sağlamakla yükümlü olduğunu hükme bağlamaktadır (m.37 vd.).

Denetim Komitesi Oluşturma Görevi

Bank. Kan.m.24 yönetim kurulunun, icrai görevi olmayan üyeleri arasından seçilecek en az iki üyeden oluşan bir denetim komitesi kurmasını öngörmektedir. Bu komitenin görevi, yönetim kurulunun denetim ve gözetim faaliyetlerini yerine getirmesine yardımcı olmaktır. Bu doğrultuda olmak üzere komite, yönetim kurulu adına iç kontrol, risk yönetimi, iç denetim ve finansal raporlama sistemlerinin yeterliliğini gözetmekte ve bağımsız dış denetim kuruluşlarına ilişkin incelemeleri yapmaktadır.

Sıra Sizde

Bankacılık Kanununun yönetim kuruluna, Ticaret Kanununda öngörülenler dışında bazı görevler vermiş olmasının nedenlerini araştırınız.

Kredi Komitesi

Bankaların temel işlevlerinin kredi olduğunu göz önüne alan Bank. Kan.m.51, bazı kredilerin süratle kullandırılabilmesini sağlamak üzere, bu konuda çalışacak bir kredi komitesi kurulabileceğini; yönetim kurulunun Kurulca belirlenecek usul ve esaslar çerçevesinde kanunen kendisine tanınmış bulunan kredi açma yetkisini bu komiteye devredebileceğini; komitenin oluşumu ile çalışma ve karar alma esaslarının Kurulca saptanacağını hükme bağlamaktadır.

Dış Denetim Örgütü

Bankalara ilişkin düzenlemeler iki temel amaca dayanmaktadır. Bu amaçlardan biri bankalara tevdi edilen tasarrufları korumak; diğeri ise bu yolla toplanan kaynakların, etkin bir şekilde çalışan kredi sistemi aracılığı ile ekonominin ihtiyaçlarına uygun olarak kullanılmasını sağlamaktır. Böylece birer güven ve itibar kurumu olarak ortaya çıkan bankaların likidite, emniyet ve rantabilite ilkeleri çerçevesinde faaliyetlerini sürdürmeleri gerekmektedir. Bunu gerçekleştirmelerinin yolu da etkin bir şekilde gözetilip denetlenmeleridir. İşte kurumsal yönetim çerçevesinde yönetim kuruluna bir iç denetim sistemi geliştirmek görevi yükleyen Bankacılık Kanunu, iç denetim yanında, ayrıca banka için bir de dış denetim öngörmektedir. Esasında bankalar yüklendikleri işlev dolayısıyla bir kamusal gözetim ve denetim altında bulunmaktadırlar. Oysa burada söz konusu olan denetim tamamen özel hukuk çerçevesinde düşünülmüş olan bir denetimdir. Bir kere, bankaların, birer anonim ortaklık olduklarından, denetçileri bulunmaktadır. Bu denetçiler, genel kurul adına banka yönetim kurulunun faaliyetlerini denetlemektedirler. Bankacılık Kanunu bunlar dışında, bankaların bir de bağımsız denetim kuruluşlarının denetimine tabi olacaklarını kabul etmektedir (m.33). Bağımsız dış denetim kuruluşlarının denetim esnasında, bankanın varlığını tehlikeye sokabilecek veya yöneticilerin kanun veya esas sözleşmeyi ihlâl etmiş olduklarını gösterecek hususlar tespit etmeleri halinde, derhal Kurumu bundan haberdar etmeleri gerekmektedir.

Şube Örgütü

Bankaların, özellikle mevduat kabul eden bankaların, faaliyetlerinden yararlanmak isteyen kişilerin isteklerini süratle yanıtlayabilmek için yaygın bir şube ağına gereksinmeleri bulunmaktadır. Şubeye gereksinmenin, mevduat kabul eden bankalar için ne denli yüksek olduğu bir anlatımı gerektirmeyecek kadar açıktır. Şubeye talebin yoğunluğu karşısında, Bankacılık Kanunu şube düzenlemesi yapmak gereği duymuştur. İlk önce şubeden ne anlaşılması gerektiğini açıklamak yerinde olacaktır.

Şube Kavramı ve Niteliği

Bankacılık Kanununun 3. maddesi, banka şubesi tanımını vermektedir. Bu tanıma göre şube, elektronik işlem cihazlarından ibaret birimler hariç olmak üzere, bankaların bağımlı bir parçasını oluşturan ve bu kuruluşların faaliyetlerinin tamamını veya bir kısmını kendi başına yapan, sabit ya da seyyar bürolar gibi her türlü işyeridir. Bu tanıma göre, şube ilk önce merkez örgütü dışındaki bir örgüttür. İkinci olarak şube, merkez örgütü dışında olmakla beraber, onun bir parçası olup, ondan bağımsız değildir. Bir başka deyişle, kendi başına ayrı bir varlığı yoktur. Gerçekte banka tüzel kişiliğini oluşturan merkez örgütünün yerel bir uzantısıdır. Bu nedenle, şube de esasında bankanın m.4’te belirtilen faaliyetlerinin tamamını veya bir kısmını yerine getirmektedir. Ancak, bunu kendi başına yapmaktadır. Esasen bu unsur şube kavramının belirleyici unsurudur. Nitekim Bank. Kan.m.6, yurt dışında kurulu bankaların mevduat kabul etmemek ve kurulca belirlenecek esaslara göre faaliyet göstermek kaydıyla Türkiye’de temsilcilik açabileceklerini öngörmektedir. Temsilcilik, şube niteliğinde değildir. Türk bankalarının da yurt dışında şube veya temsilcilik açabilmelerine m.14 imkân tanımaktadır. Nihayet, şube sayılabilmek açısından kuruluşun sabit veya seyyar olması bir önem arz etmemektedir. Aynı şekilde sürekli veya geçici olma da sonuca etkili bulunmamaktadır. Görüldüğü üzere, şube sayılmada merkez unsur, bankanın faaliyet konularının tamamını veya bir kısmını yapabilmektedir. Oysa bu faaliyetlerin önemli bir bölümünü elektronik ortamda gerçekleştiren cihazlar, Bankacılık Kanunu tarafından birer şube olarak kabul edilmemiştir. Nitekim tanımda bu husus açıkça belirtilmektedir.

Hemen belirtelim ki, banka şubesinin banka tüzel kişiliğinden ayrı bir tüzel kişiliği bulunmamaktadır. Şube, banka tüzel kişiliğinin yerel örgütü olarak onun bir birimi niteliğindedir. Bu bakımdan şube işlemlerinden dolayı banka tüzel kişiliği sorumludur. Şu halde şube müdürü ya bankanın bir organı veya onun ticari mümessilidir.

Şube Açma Koşulları

Bankacılık Kanunu, şube açmayı kural olarak bir izne bağlı tutmayıp, serbest bırakmaktadır. Böylece, bankalar önceden Kuruldan izin almadan serbestçe şube açabileceklerdir. Ancak m.13, şube açma için bir takım koşullar öngörmüş bulunmaktadır. Anılan hüküm izin almadan şube açabilmek için, Kurulca belirlenen esaslara ve kurumsal yönetim hükümlerine, koruyucu hükümlere (Bankacılık Kanunu 4.Kısımda yer alan hükümler) uyulmuş olmasını ve Kuruma bildirimde bulunulmasını aramaktadır. Ne var ki, bu koşullara uyulmadan şube açılması mümkün olup, bu durum sadece banka hakkında Bankacılık Kanununda öngörülen yaptırımların uygulanmasına yol açabilecektir.

Şube açmak için izin aranmaması yalnızca yurt içi şubeler için söz konusudur. Şayet banka yurt dışında şube veya temsilcilik açacak ise, m.14 uyarınca, Kuruldan izin almak zorundadır.