Kayıt ol  |  Giriş
NotOku'yu +1'le
Ders: Banka ve Sigorta Hukuku      Ünite 1      7 Nisan 2011 Ara     

Banka Hukuku

Banka Hukukunun Konusu

Amaç 1

Banka Hukukunun konusu ve kaynakları nelerdir?

Banka Hukuku, banka adı verilen ticarî ve finansal kurum ile bu kurumun işlev­lerini düzenleyen hukuk kurallarından oluşmaktadır. Banka Hukuku, bankanın kuruluşunu, örgütünü, faaliyete geçmesini, başlıca faaliyet konularını, denetlen­mesini ve sona ermesini düzenlemektedir. Faaliyet konuları arasında en önemlisi, bankacılık işlemleridir. Çünkü bankacılık işlemleri, gerçekte bankaların toplumsal yaşamda yüklendikleri işlevlerin yerine getirilmesini sağlamaktadır. Nitekim, bu iş­levlerin bir sonucu olarak, bankanın ülke açısından önemi ortaya çıkmakta, dola­yısıyla bankacılık bir sektör olarak kendini göstermektedir. Bu bakımdan Banka Hukukunun konusunun, bankacılık sektörü olduğunu söylemek yerindedir.

Banka Hukukunun Kaynakları

Banka Hukukunun kaynakları ile kastedilen, bankacılık sektörü ile ilgili hukuk ku­rallarının hangi hukuki biçimlerde ortaya çıktığıdır. Bu anlamda Banka Hukuku kaynaklarının, kanun, yönetmelik, bakanlar kurulu kararı ve tebliğ biçimlerinde kendilerini gösterdiklerini söylemek mümkündür.

Kanunlar

Banka Hukukunun ilk kaynağı kanunlardır. Kanun kaynağı olarak karşımıza sıra­sıyla şu kanunlar çıkmaktadır.

Bankacılık Kanunu

Burada ilk düşünülmesi gereken kanun bankaları ve bunların işlevlerini doğrudan doğruya düzenleme konusu yapan 5411 sayılı Bankacılık Kanunudur (RG. 1.11.2005 S. 25983 (mükerrer». Hemen belirtelim ki, 5411 sayılı Kanun, bu alanda daha önce yayımlanmış ve yürürlükten kalkmış, Bankalar Kanunlarının halen yü­rürlükte olan en sonuncusudur. Gerçekten bu kanundan önce, yeniden eskiye doğru, ilk önce çeşitli tarihlerde bir seri değişikliğe uğramış 23.6.1999 tarih ve 4389 sayılı Bankalar Kanunu gelmektedir. Bunu takiben, uğradığı değişikliklerin kimisi Anayasa Mahkemesince iptal edilmiş bulunan 24.4.1985 tarih ve 3182 sayılı Banka­lar Kanunu, 23.6.1958 tarih ve 7129 sayılı Bankalar Kanunu, 1.6.1936 tarih ve 2999 sayılı Bankalar Kanunu ve 30.5.1933 tarih ve 2243 sayılı Mevduatı Koruma Kanu­nu sıralanmaktadır. Bu yasal düzenleme hareketliliği ve zenginliği Bankacılık sek­törünün ekonomik önemi ile dinamik yapısından kaynaklanmaktadır. Özellikle, 1980’li yıllardan sonra Türk mali sektörü, uygulamaya konulan liberal politikalar sonucunda önemli ölçüde yapısal değişikliğe uğramış ve dinamizm kazanmıştır. Bu dönemde büyük bir gelişme gösteren sektörde yer alan kurumlar arasında iş­levleri en çok artan, bu sektörün lokomotifi konumunda olan bankalar olmuştur. Bu yüzden 7129 ve 3182 sayılı Kanunlar bir dönemde önemli değişikliklere uğra­mışlardır. Öte yandan Türk bankacılığının faaliyetleri, gene 1980’li yıllardan sonra, özellikle globalleşmenin sonucu olarak, ülke sınırlarını aşarak yoğun bir biçimde uluslararası ilişkilere yönelmiştir. Böylece, bankacılık düzenlemesinin uluslararası geçerli normlara, özellikle, yakın ilişki içinde bulunduğumuz Avrupa Birliği direk­tiflerine uyumlu hale sokulması gereği ortaya çıkmıştır. Nitekim, 4389 sayılı Ka­nunda ve bunu izleyen 5411 sayılı Bankacılık Kanununda bu direktifler dikkatle gözönüne alınmıştır.

Bankacılık Kanununun 1. maddesi, bu Kanunun amacının tasarruf sahiplerinin hak ve menfaatlerini korumak ve finansal piyasalarda güven ve istikrarın gerekle­rini de dikkate alarak, kredi sisteminin etkin bir şekilde çalışmasını sağlamak ol­duğunu belirtmektedir. Kanunun gerekçesi, bu amacın, halktan tasarruflarını top­lamak suretiyle kaynak yaratan ve yarattıkları bu kaynağı ekonominin gereksin­melerini karşılamak üzere kredi biçiminde kullandıran bankaların, bu işlevlerini tam olarak yerine getirebilmeleri için hem tasarruf sahiplerine güven vermeleri, hem de itibarlı bir kurum olarak, kredileri finansal piyasalarda güven ve istikrarı sağlayacak bir şekilde kullandırmak zorunda olmalarının bir sonucu olduğunu ifade etmektedir. İşte, bu amacın sağlanabilmesi için Bankacılık Kanunu, banka­ların nasıl kurulacaklarını, faaliyet göstereceklerini, denetleneceklerini ve sona ereceklerini düzenlemektedir. Bu düzenlemede egemen olan düşünce, bankala­rın güvenilir ve itibarlı birer kurum olarak likidite ve rantabilite ilkeleri çerçeve­sinde faaliyet göstermeleridir. Bunun sağlanabilmesinin ise, büyük ölçüde etkin bir denetim sisteminin kurulmasına bağlı olduğu açıktır. Bu bakımdan, 5411 sayı­lı Bankacılık Kanunu tasarrufların toplanmasını ve toplanan bu tasarruflarından oluşan kaynağın kredi biçiminde ulusal ekonominin gereklerine uygun olarak kullanılmasını sağlamak üzere, güvenilir ve itibarlı bir bankacılığın kurulabilmesi için, kurumsal yönetim ilkeleri doğrultusunda etkin bir gözetim ve denetim siste­mi getirmeye çalışmaktadır. Bu sistem bankanın kuruluşundan başlamak üzere tüm faaliyetlerini ve sona erişini kapsamaktadır. Bunun doğal sonucu olarak, anı­lan Kanunda yer alan hükümlerin tümü emredici nitelikte olup, aksine davranış­lar çoğu kez bir cezai yaptırımı, idarî para cezasını (m.146 vd.) veya adli bir ceza­yı (m.150) gerektirmektedir.

Sıra Sizde

Bankacılık mevzuatının düzenlenmesinde uluslararası normlara uyulması gerekliliğinin nedeni sizce nedir?

Sermaye Piyasası Kanunu

Banka Hukukunun ikinci kanun kaynağı, 2499 sayılı Sermaye Piyasası Kanunu­dur. Gerçekten, anılan Kanunun 50. maddesinin a bendi, kendi menkul kıymetle­rini halka arzeden bankalar ile sermaye piyasası faaliyetlerinde bulunan bankala­rın, bunlarla sınırlı olmak üzere, Sermaye Piyasası Kanunu hükümlerine tabi ola­caklarını öngörmektedir.

TC. Merkez Bankası Kanunu

Banka Hukukunun bir diğer önemli kanun kaynağı 1211 sayılı TC Merkez Banka­sı Kanunudur. Bu kanunun özellikle mevduatla ilgili m.4/l(f); mevduat munzam karşılığı ve umumi disponibiliteyi düzenleyen m.40/11, banka kredilerine ilişkin m.40/11; bankaların gözetimi ve denetimini konu alan m.4/11, m.43/1 ve 2; risk santralizasyonu, ödememe protestosu ile ilgili m.43/son ve m.44, Merkez Bankasının bankalar ile yapacağı işlemleri düzenleyen m.45, 46, 47 ve 48 hükümleri bankala­rı doğrudan doğruya ilgilendirmektedir.

Türk Parasının Kıymetini Koruma Hakkında Kanun

Banka Hukukunun, kanun düzeyindeki bir başka kaynağı da 1567 sayılı Türk Pa­rasının Kıymetini Koruma Hakkında Kanunudur. Bu kanunun bankalar açısından önemi, Bakanlar Kuruluna döviz üzerinden işlemleri, bu Kanuna dayanarak karar­namelerle düzenleme yetkisini tanımış bulunmasıdır. Gerçekten anılan Kanunun 1. maddesine göre kambiyo, nukut, hisse senedi ve tahvilat alım-satımı ve bunlar ile kıymetli madenlerin ve ticarî senetlerle ödemeyi sağlayan her türlü vasıta ve ve­sikaların Türkiye’den ihracı ve Türkiye’ye ithali konusunda kararlar almaya Ban- kanlar Kurulu yetkili kılınmıştır. Bankaların akreditif açma, yurt dışından yahut yurt dışına nakdi ya da gayri nakdi kredi alma veya kullandırma gibi uluslararası işlemleri 1567 sayılı Türk Parasının Kıymetini Koruma Hakkında Kanun uyarınca, bu Kanuna dayalı olarak Bakanlar Kurulunca alınacak kararlar ile yakından ilgili bulunmaktadır. Nitekim bankaların bu türlü işlemleri, aşağıda belirtilecek olan Ba­kanlar Kurulu’nun 32 sayılı kararına göre yürütülmektedir.

Çekle Ödemelerin Düzenlenmesi ve Çek Hamillerinin Korunması Hakkında Kanun

Banka Hukukunun kanun düzeyinde bir kaynağı da 3167 sayılı Çekle Ödemelerin Düzenlenmesi ve Çek Hamillerinin Korunması Hakkında Kanun (Çek Kanu­nudur. Çek, banka işlemlerinde yaygın olarak kullanıldığından, Çek Kanunu’nun uygulama alanı oldukça geniştir.

Kara Paranın Aklanmasının Önlenmesine Dair Kanun

Bankaları yakından ilgilendiren bir diğer kanun 4208 sayılı Kara Paranın Aklan­masının Önlenmesine Dair Kanundur. Adından anlaşılacağı üzere, Kanunun ama­cı kara paranın aklanmasını önlemektir. Kara Paranın aklanmasında bankalar da kullanıldıklarından, anılan Kanun ve bu Kanunun 15. maddesine dayanarak Ba­kanlar Kurulunca yayınlanan tebliğlerde öngörülen önlemler bankalar hakkında da uygulanacaktır.

Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun

Bankaların tabi olduğu bir diğer kanun 4077 sayılı Tüketicinin Korunması Hak­kında Kanundur. Anılan Kanunun 2. maddesi, bu Kanunun, tüketicinin taraflar­dan birini oluşturduğu her türlü hukuki işlemi kapsadığını hükme bağlamaktadır. Kanunun 3- maddesinin (f) bendi, tüketiciyi, bir mal veya hizmeti özel amaçlarla satın alarak nihai olarak kullanan veya tüketen gerçek veya tüzel kişi olarak tanımlamaktadır. Bu tanıma göre, ticarî amaç gütmeden bankayla ilişkiye giren her kişi özellikle her tasarruf mevduatı sahibi tüketici sayılacak, dolayısıyla bankayla kur­duğu ilişki Tüketicinin Korunması Hakkında Kanuna tabi olacaktır. Öte yandan Kanunun 10. maddesi özel olarak bankaların çok kullandırdıkları tüketici kredile­rini ve 10/A maddesi de kredi kartlarını düzenleme konusu yapmaktadır.

Diğer Kanunlar

Nihayet bankalara ve banka işlemlerine, ilgili oldukları ölçüde özellikle Medeni Kanun, Borçlar Kanunu, Ticaret Kanunu, İcra ve İflâs Kanunu hükümleri uygu­lanmaktadır. Nitekim Bankacılık Kanunu m.2/3’de, “bu kanunda hüküm bulunma­yan hallerde genel hükümler uygulanır” demek suretiyle bu kanunlara yollama yapmaktadır. Hemen belirtelim ki, bu kanunlar bankaların özellikle 3. kişilerle olan ilişkileriyle ilgili olarak uygulama alanına girmektedir. Bunlar, her ne kadar

uygulama sıralamasında Bankacılık Kanunu hükümlerinden sonra gelmekte iseler de, Bankacılık Kanunu bankaların tüm kuruluş ve faaliyetlerini kapsayacak genel bir düzenleme getirmeyip, yalnızca sağlıklı yürümesi gereken bir bankacılık sektö­rü için gerekli ve önemli kabul edilen hususları düzenlemekle yetindiğinden, bu düzenleme dışında kalan hususlar ilgilerine göre, büyük ölçüde Medeni, Borçlar, Ticaret ve İcra İflâs Kanunlarına tabi olmaktadır. Bunun ifade ettiği anlam ise, bu kanunların banka sektöründe yaygın kullanım alanları olduğudur.

Bakanlar Kurulu Kararnameleri

Banka Hukukunun kanundan sonra gelen kaynağı, Bakanlar Kurulu Kararnamele­ridir. Bu kararnameler arasında en önemlisi 1567 sayılı Türk Parasının Kıymetini Koruma Hakkında Kanununa dayalı olarak çıkartılan ve halen yürürlükte bulunan 32 sayılı karardır.

Gerçekten anılan karar, 1. maddesinde konusunun, Türk parasının yabancı pa­ralar karşısındaki değerinin belirlenmesine, döviz ve dövizi temsil eden belgelere ilişkin tüm işlemler ile dövizlerin tasarruf ve idaresine, Türk parası ve Türk parası­nı temsil eden belgelerin ithal ve ihracına, ithalata ihracata, görünmeyen işlemle­re, sermaye hareketlerine ilişkin kambiyo işlemlerine ait düzenleyici ve sınırlayıcı esasları tayin ve saptamak olduğunu belirledikten sonra, bankaların uluslararası iş­lemleri, özellikle nakdi ve gayrinakdi ve aynî kredi işlemleri hakkında düzenleme­ler getirmektedir.

Yönetmelikler ve Tebliğler

Banka Hukukunun bir diğer önemli kaynağını, 5411 sayılı Bankacılık Kanunu veya diğer ilgili kanunlar çerçevesinde çıkartılmış yönetmelik ve tebliğler oluşturmakta­dır. Bankacılık Kanununun, ayrıntılı bir düzenlemeye girmeden, kimi konuların dü­zenlenmesini yönetmelik veya tebliğlere bırakmış olması karşısında, bu kaynağın Banka Hukuku açısından çok önem kazanacağını söylemek hatalı olmayacaktır. Bankacılık Kanunu dışındaki kanunlarla ilgili olarak Banka Hukuku açısından dik­katle gözden uzak tutulmaması gereken yönetmelik ve tebliğ de, kara paranın ak­lanmasının önlenmesine dair Kanuna dayalı olarak çıkartılmış olanlardır.