Kayıt Ol  |  Giriş
NotOku'yu +1'le
Açıköğretim fakültesi (AÖF) e-öğrenme eğitim portalı
25.04.2014
Ders: Öğretmenlik Mesleğine Giriş      Ünite 8      1 Nisan 2011 Ara     

Avrupa’da Eğitimin Tarihsel Gelişimi

Eğitim, toplumların sosyal, kültürel, ekonomik ve politik olgularından ayrı düşünülmez. Bu nedenle çağlar boyunca eğitim sosyal, kültürel, ekonomik ve politik olguların dinamizmine koşut bir görünüm izlemiştir. Bu bakımdan Avrupa’daki eğitimin tarihsel gelişiminin, eğitime etki eden bu etmenlere koşut olarak belli dönemler içinde incelenmesinde yarar olacaktır.

Eski Yunan uygarlığı, Batı uygarlığının temeli ve esin kaynağı olmuştur. Nitekim “pedagoji” eski Yunancadan günümüze ulaşan bir sözcüktür. Eski Yunan’da halk köle ve asiller olmak üzere ikiye ayrılmıştı ve eğitim yalnızca asillere özgüydü. Asiller, söylev verme, güzel konuşma, oyun ve beden eğitimi gibi etkinliklerle uğraşırken, öteki tüm işler kölelerce yapılırdı. Örneğin; çocuklarla ilgilenen, onları gezdiren ve okula götüren kölelere “pedagog” adı verilirdi.

Antik çağda eğitim, toplumsal sınıf olgusuna dayalı biçimde yürütülürken; soylular, din adamları ve savaşçılardan oluşan üst sosyal sınıfa giren kişilerin çocuklarının eğitim gereksinimlerinin öncelikle karşılanması yoluna gidilmiştir. Eğitim, iyi vatandaş yetiştirmeyi amaçlamıştır. Bu dönemde Yunan filozofları, eğitimle ilgili önemli görüşler ileri sürmüşlerdir. Eski Yunan düşünürleri Sokrates, Eflatun ve Aristo eğitime önem verilmesini istemişler, özellikle soyluların eğitim görmesini savunmuşlardır; çünkü erdem soylulara özgüdür. Ayrıca eğitim bir devlet görevidir.

Roma döneminde, eğitimin temel özelliği, söyleve (hitabeye) önem verilmesidir. Roma eğitimi, eski Yunan kültüründen etkilendiği için, eski Roma eğitiminin amacı iyi vatandaş yetiştirmekti. Romalı düşünürler, bireysel eğitimi ön plana çıkardıklarından, bu dönemde eğitimde insanın bireysel gelişimine önem verilmiştir.

Ortaçağda Hıristiyanların etkisiyle eski Yunan ve Roma’nın eğitim anlayışı değişmiştir. Romalılarla Hıristiyanların anlaşamadıkları noktaların bulunması, kilisenin kendi okullarını açmasına neden olmuştur. Kiliseler ve din adamlarının etkisiyle tüm Orta Çağ boyunca yaşamın tüm alanlarında olduğu gibi eğitimde de dini eğilimler egemen olmuştur. Böylece eğitimde dini bir anlayış egemen olmaya başlamıştır. Daha önceleri iyi vatandaş yetiştirmek olan eğitimin amacı, Hıristiyanlığın yoğun etkisiyle dindar bireyler yetiştirmek olarak değişmiş; din ve Tanrı merkezli bir eğitim anlayışı gelişmiştir. Orta Çağ eğitiminin temel özelliği katılık ve aşırı dine bağlılıktır. Eğitim dini geleneklere koşut bir uygulamayla yürütülmüştür. Hıristiyanlığın eğitim üzerindeki bu etkisi tüm Orta Çağ boyunca süregelmiştir.

Sıra Sizde

Ortaçağ eğitiminin temel özelliği ne olmuştur?

Rönesansla birlikte eski Yunan’daki kültür ve eğitim anlayışı yeniden canlanmış, yeni bir edebiyat, sanat, mimari ve fen gelişmiştir. Canlanma İtalya’da başlamış Kuzey Avrupa ve İngiltere’ye dek yayılmıştır. Kültür ve düşüncede yeniden doğuş anlamına gelen Rönesans’la birlikte eğitimde din anlayışının etkileri azalmaya, kültür ve sanat ağırlık kazanmaya başlamıştır. Rönesans döneminde insan aklının üstünlüğünün vurgulanması, olay ve olguların daha akılcı yollarla incelenmesi girişimlerini başlatmıştır. İnsan aklı, yönünü daha çok doğa olaylarının aydınlanmasına çevirmiştir. Eğitimin de içinde bulunduğu sosyal ve psikolojik olgular ise felsefenin içinde değerlendirilmiştir. Bu nedenle, sosyal bilimlerin, dolayısıyla eğitimin bilimsel olarak gelişmesinin geciktiği söylenebilir.

Sıra Sizde

Eğitimin bir bilim olarak gecikmesinin nedeni nedir?

Rönesans döneminde, 1348 yılında Floransa’da ilk üniversite kurulmuş, özellikle matbaanın icadı, bu dönemin eğitim anlayışının yayılmasında etkili olmuştur. Rönesans düşüncesi, Orta Çağın dogmatizmi ve skolâstik düşüncesine karşı çıkarak insana değer vermiştir. Bu dönemde Hollanda’da Erasmus’un ortaya attığı insancıl (hümanist) eğitim anlayışı, Avrupa ülkelerinde yaygınlaşmıştır. Orta Çağ boyunca, dünya yaşamında “Tanrı’nın egemenliği temeldir” anlayışına karşı gelişen “insancıl eğitim” düşüncesi, İngiltere, Almanya ve İtalya gibi ülkelerde etkili olmuştur.

Sıra Sizde

Rönesans düşüncesinin eğitime yansıması nasıl olmuştur?

17. ve 18. yüzyıllarda, yöntembilimin de katkılarıyla, doğa bilimleri hızlı bir gelişme göstermiştir. Bu yüzyıllar, yöntem çağı olarak kabul edilmektedir. Başta Descartes olmak üzere bu yüzyılın düşünür ve eğitimcileri özellikle “yöntem” üzerinde durmuşlar, yöntemin uygulandığı başlıca alan ise “öğretim” olmuştur. Bu kavram o yıllarda pedagojinin önemli bir uğraşı alanı olarak görülür. 18. yüzyılın büyük eğitimcilerinden biri olan Jean Jack Rousseau (1712- 1778) , eğitimde bireyin hak ve yeteneklerinin gelişmesini savunmuş ve çocuğa saygı gösterilmesini istemiştir. Rousseau, çocuğun toplum baskısından uzak, özgürce yetiştirilmesini; çocuğun bireysel özelliklerine saygı gösterilmesini ve onların ilgilerine göre eğitilmelerini istemiştir. J. J. Rousseau’nun izinden giden John Basedow (1724- 1790) , Rousseau’nun görüşlerini uygulamaya çalışmış, Rousseau’nun “aşırı bireyci” görüşünü, “topluma uyum yapan birey yetiştirme” görüşü ile birleştirerek, bireyle toplum arasında denge kurmaya çalışmıştır.

Sıra Sizde

Rousseau’nun eğitim görüşünün çıkış noktası nedir?

Gerek Rousseau ve gerekse Basedov’un öğrencileri tanıma ve anlama üzerinde durması eğitimde psikolojik bir yaklaşımın ortaya çıkmasına yol açmıştır. Böyle bir yaklaşım, eğitimin psikolojik temellerine eğilmeyi sağlamıştır. Bu yaklaşımın öncüleri Pestalozzi, Herbart ve Frobel’dir. Bu üçlü 18. ve 19. yüzyıllarda eğitim biliminin gelişmesine önemli katkılar sağlamışlardır. Avrupa’da endüstrileşme öncesi dönem olarak nitelenen ve 19. yüzyıla dek süren dönem; sosyal, kültürel, ekonomik, politik açıdan çalkantılarla geçen bir dönemdir. Bu yıllarda, eğitimde birbirine karşı sayılabilecek eğitim görüşleri ortaya çıkmıştır. Eğitimde kimi zaman sosyal ve bireysel bakış açılarının çatıştığı, kimi zaman da birbirine koşut bir görünüm izlediği görülmüştür.

Nitekim J. H. Pestalozzi (1746- 1827) eğitimin, çocuğun yeteneklerinin doğal ve ahlaki bir biçimde gelişmesi olduğunu vurgulayarak eğitimin bireysel temellerini öne çıkarmış ve öğretim yöntemlerinin çocuğun gelişim özelliklerine göre uygulanması gerektiğini belirtmiştir. Buna karşılık, John F. Herbart (1776- 1841) , Rousseau’nun topluma karşı olan görüşünü benimsememiş ve eğitimin amacının, çocuğun toplumsal düzene uyumu olduğunu ileri sürmüştür. Herbart, eğitimdeki gelişmelerin ancak deneysel ve bilimsel bir tutumla sağlanabileceğini savunarak eğitimin bilimselleşmesine önemli bir katkıda bulunmuştur. Frederic Frobel (1732- 1852) de eğitim yoluyla bireyin kişiliğinin geliştirilmesi üzerinde durmuş, yaparak ve yaşayarak öğrenmenin önemini vurgulamıştır.

Tartışalım

Eğitimde bireysel yaklaşım mı yoksa sosyal yaklaşım mı temel alınmalıdır? tartışınız.

Endüstri çağı olarak nitelenen 19. yüzyıl, Avrupa ülkelerinin tarıma dayalı üretimden, endüstriye dayalı üretime geçtikleri bir dönemdir. Endüstrileşme, toplum yaşamının her aşamasında olduğu gibi eğitimde de köklü sayılabilecek değişikliklere neden olmuştur. Özellikle psikoloji alanında elde edilen, bulgular, eğitimde öğrencilerin ilgi ve gereksinimleri üzerinde durulmasını; eğitimde deneysel yöntemlerin kullanılması da öğrenme ve öğretme alanının gelişmesini sağlamıştır. Bu dönemde eğitimde ortaya atılan yeni görüş ve uygulamalar eğitimin bilimsel temellere dayalı bir uğraş alanı olmasına katkıda bulunmuştur.

Bu dönemin önemli eğitimcileri arasında yer alan Maria Montessori (1870- 1952) ’ye göre, çocuk özgür bir ortamda gelişmelidir. Çocuğun özgür sayılması ise başkalarından yardım almaksızın kendi kendine bir şeyler yapabilmesidir. Montessori çocuğun ne yaptığını kavraması ve kendi başına çalışmasına “kendi kendine öğrenme” demiştir. Kendi kendine öğrenmede öğrencilere özgürce etkinlikte bulunma fırsatı verilmeli ve araç- gereçlerle bu etkinlik desteklenmelidir. Montessori’nin bu geniş özgürlük anlayışı yoğun eleştirilere uğramıştır. Ancak bu anlayış, öğrencilerin bireysel gelişim ve yetenekleri göz önüne alınarak daha etkili öğretim yöntemlerinin kullanılması gereğini ortaya koyması bakımdan önemli bir işlev görmüştür.

Sıra Sizde

Montessori’nin eğitim görüşü, eğitimin hangi alanlarında etkili olmuştur?

Aynı dönem eğitimcilerinden Ovide Decroly (1871- 1932) de, öğrencilerin bireysel gelişim ve yeteneklerinin önemini vurgulamıştır. Ona göre gelişme sürekli olduğundan çocuk her yaşta değişik gelişim özellikleri gösterir. Çocuklar aynı yaşta bile olsalar farklı gelişim özellikleri gösterirler ve her yaşın kendine özgü ilgi alanları vardır. Eduardo Claparede (1873- 1940) ’e göre de çocukların bireysel Avrupa’da Eğitimin Tarihsel Gelişimi 101 Endüstri çağı olarak nitelenen 19. yüzyıl, Avrupa ülkelerinin tarıma dayalı üretimden, endüstriye dayalı üretime geçtikleri bir dönemdir. Endüstrileşme, toplum yaşamının her aşamasında olduğu gibi eğitimde de köklü sayılabilecek değişikliklere neden olmuştur. farklılıklarını göz önüne almak gerekir. Yaptığı bir konuşmada: “Çocuklarımızın ayaklarına kafalarından daha çok önem veriyoruz. Çünkü ayakkabı alırken ayaklarının büyüklüğüne dikkat ediyoruz. ” diyerek bu görüşünü çarpıcı bir biçimde dile getirmiştir. Eğitimin, bilimsel temellere dayanmadığını oysa eğitime hakettiği değerin ancak bilimsel yaklaşımla kazandırabileceğini ileri süren Claparede, eğitimde reform yapılmasını önermiştir. George Kerscheinstainer (1854- 1932) ise vatandaşlık eğitiminin önemi üzerinde durmuş ve eğitimin amacının vatandaşlık olduğunu ileri sürmüştür. Kerscheinstainer, üretici, yaratıcı ve meslek sahibi kişiler yetiştirmenin gereğini vurgulamış, bu anlayışıyla, “üretici okul” ya da “etkinlik okulu” düşüncesinin yaratıcısı ve izleyicisi olmuştur.

Sıra Sizde

Claparede eğitimde reform yapılmasını niçin istemiştir?

Sonuç olarak, sözü edilen tüm bu düşünce ve uygulamalar, eski çağlardaki pedagoji anlayışından çağdaş eğitim kavram ve uygulamalarına geçişte, eğitimin bilimselleşmesi kapsamında gerçekleştirilen bireşimler (sentezler) dir. Tüm bu gelişmelerle, bugün eğitim, kendisine özgü sağlam bir kavramsal yapısı olan ve sorunların çözümü için pozitif bilimlerin yöntemlerini kullanan önemli bir bilim alanıdır.

“Avrupa’da Eğitimin Tarihsel Gelişimi” için 3 cevap

Bir Cevap Yazın

*