Kayıt Ol  |  Giriş
NotOku'yu +1'le
Açıköğretim fakültesi (AÖF) e-öğrenme eğitim portalı
20.04.2014
Ders: Sosyal Psikoloji      Ünite 3      31 Ekim 2010 Ara     

Atfetme

Yeni kişilerle karşılaştığımızda bizde kimi izlenimler oluşur. Bu izlenimlerin çoğu sözlü, sözsüz davranışlardan ve giyiniş biçimlerinden kaynaklanır. Sergilenen davranış ve giyiniş şekline bakarak insanlara atıflarda bulunuruz. İnsanların kendisini ve çevresini anlama isteği, onu atfetme süreçlerini kullanmaya yöneltir. Başka şekilde söylersek, atfetme süreçlerinin temelinde insanların davranışlarının altında yatan nedenleri anlama isteğinin olduğu ileri sürülmektedir (Cüceloğlu, 1991; Freedman, 1993).

Atfetmede biz, neyin neye neden olduğuyla ilgileniriz. Bütün insanlarda iki temel güdü vardır. Birincisi bizi çevreleyen dünyaya ilişkin tutarlı parçaları yerli yerine koyarak bir görüş sahibi olmak; ikincisi de buna bağlı olarak çevremizi denetim altında tutabilme güdüleridir. Bu güdüleri doyurabilmenin gereklerinden birisi, insanların nasıl davranacaklarını kestirebilme yeteneğimizdir. Diyelim ki, günaydın ya da merhaba dediğimiz bir insandan aynı karşılığı mı, yoksa küfür ya da suratımıza bir yumruk mu beklemeliyiz veya sakal tıraşı için koltuğuna oturduğumuz berberin, sakalımızı mı keseceğini, saçımızı sıfıra mı vuracağını ya da kaşlarımızı mı keseceğinin bilinmediği bir dünya da yaşamak nasıl olurdu, ya da yaşanır mıydı!

Başkalarının davranışlarını kestirebilme, çevre üzerinde denetim kurabilmenin de bir aracıdır. Yolda giderken bitişik şeritteki sürücünün aniden direksiyon kırarak sizin şeride geçmeyeceğine güvenebilmeniz gerekir. Ya da lokanta da ıspanak ısmarladıysanız, pilav-üstü döner gelmeyeceğine güvenmek zorundasınız. Dolayısıyla çevreyi denetim altında tutabilmenin yolu da çevredekilerin nasıl davranabileceğini kestirebilmektir. İnsanların nasıl davranacaklarını kestirebilmek için onların kişiliklerine, güdülerine, heyecanlarına ve tutumlarına ilişkin bir yargıya (yüzeyselde olsa) sahip olmamız gerekir (Freedman, Sears ve Carlsmith, 1993). Bir kişinin davranışı, ya o kişiye ait özelliklerden, ya da o kişinin içinde bulunduğu koşullardan kaynaklanır. Sözgelimi sizden aldığı borç parayı söz verdiği zamanda ödemeyen arkadaşınız ya sözünün eri, borcuna sadık olmayan (kişiye ait özellik) bir olduğu için ya da diyelim ki, bir yakınını kaybettiği için memleketine gittiği için (çevresel neden) borcunu ödeyememiştir.

Acaba biz başkalarının davranışları hakkında karar verirken davranışın hangi yönlerine bakarız? Bir kişinin davranışıyla ilgili karar verirken; – İlk baktığımız şey, davranışın olağan, alışılagelmiş bir davranış mı, yoksa alışılmışın dışında, tuhaf, ender görülen bir davranış mı olduğudur? Ender yapılan bir davranış, onu yapan kişi tarafından bilerek-bilinçli olarak yapılıyorsa, yapan kişi hakkında daha çok bilgi verdiği saptanmıştır. Ancak kişi bu davranışı yapmaya zorlanmışsa, ya da başka nedenlerle zorunlu olarak o davranışta bulunmuşsa, o zaman yapan kişi hakkında daha az bilgi verir. Diyelim ki Özge Hanım, yeni atanan ve bitişik odada oturan bir meslektaşına hoş geldin demek için ziyarete gider. Toka için elini uzattığında, Okan Bey Özge’nin uzanan elini sıkarken göz kırpar.Okan çay ikram etmek istediğini ve oturmasını rica eder; Özge odanız kalabalık, başka sefere diyerek ayrılırken, Okan beklerim derken bir kez daha göz kırpar. Bu davranışından ötürü Özge, Okan’ı bayanlarla arası iyi, çapkın birisi olarak yorumlar. Bu olayda Okan isteyerek göz kırpmışsa, Özgenin yorumu doğrudur. Ama Okan tiki nedeniyle göz kırpmışsa, bu davranışı Oya’yı, onun kişiliğiyle ilgili karar verirken yanıltmış olacaktır.

- Bir davranış hakkında karar verirken baktığımız ikinci yön, o kişinin ne kadar tutarlı davrandığıdır. Tutarlılık, bir davranışın benzer durumlarda tekrar edip etmediğidir. Örneğin Abbas çayı sürekli kıtlama içerken; Turan bazen kıtlama, bazen şeker atıp karıştırarak içerse; burada Abbas’ın davranışı tutarlı, Turan’ınki ise tutarsızdır.

- Bir kimsenin davranışıyla ilgili karar verirken baktığımız üçüncü yön, davranışın ayırt-edici olup olmadığıdır. Sadece belli durumlarda gösterilen davranış ayırt-edicidir. Olur olmaz her durumda ortaya çıkan bir davranışın ayırt ediciliği yoktur. Amiriniz herkese iyi davranıyor, hal hatır soruyor; ama sizi görünce kaşlarını çatılıp arakasını dönüyorsa, amirin bu tavrı size özgü olduğu için ayırt edicidir.

Acaba yukarıda açıklanan üç farklı davranış yargılama biçiminden nasıl bir sonuç çıkarmak gerekir. Bir kimsenin davranışı olağan bir davranış değilse, tutarlıysa ve değişik durumlarda kendini gösteriyorsa, bu davranışın temelinde kişiye özgü bir özelliğin var olduğuna karar verilir. Öte yanda davranış tutarsız ise ve duruma-özgü olarak görülüyorsa davranışın temelinde durumsal koşulların olduğu düşünülmelidir.

Diyelim ki çocuğunuz her gün son derece şık bir şekilde giyinerek okula gidiyorsa, onun güzel giyinmekten hoşlanan biri olduğunu düşünebilirsiniz. Ama her gün son derece sıradan giyiniyorken sadece cuma günleri şık giyiniyorsa, bunun altında bir şeyler aramak gerekir.

Atfetmede Yaşanan Tarafgirlikler

Bizler insanların davranışları hakkında sıkça, yukarıda açıkladığımız davranış boyutlarını bilmeden karar veririz. Böylesi durumlarda aşağıda özetlenen belli karar verme özellikleri gösteririz.

Bu karar verme özelliklerinden en önemlisi “temel atfetme hatası” olarak isimlendirilir. Ünitenin başında verdiğimiz yolda yürürken düşme örneğini anımsayın: Siz yere düştüğünüzde yer kaygandır, ayağınız takılmıştır; ama arkadaşınız düştüğünde, bu onun beceriksizliğidir. Bu tarafgirliğin en tipik örneğini, okul sıralarında hepimiz yapmışızdır: İyi notlar aldığımızda biz almışızdır, kırık notlar olduğunda onu öğretmen vermiştir. Ya da çok yaşamış, çok tanık olmuşsunuzdur: Mutfakta yetişkinler bir tabak kırdığında o kaza olur; ama çocuğumuz kırdığında beceriksizlik olur.

Bu farklı değerlendirmenin değişik iki kaynağı olabilir: Birincisi, kendimiz hakkında başkalarına oranla daha çok bilgiye sahibiz. İkincisi başkalarının davranışlarını dıştan gözleyebildiğimiz halde, kendi davranışlarımız için bunu yapamıyoruz. Yukarıdaki birinci nedene, benlik bilincimizi destekleme ve koruma eğiliminde olduğumuzu da eklememiz gerekir. Örneğin polis olarak insanları koruma, onlara yardım etme gibi beğenilen davranışların, bizde olan iyi özelliklerden kaynaklandığını düşünürüz. Ama göstericilere karşı cop kullanmayı emir kulu olmakla, mecbur kalmayla açıklarız.

Ağladığı için çocuğunu döven bir anne ile bunu asla yapmayan iki anne tipi düşünün. Size göre bu anneler ağlama davranışını hangi atfetme biçimiyle açıklamaktadırlar?

Bir Cevap Yazın

*