John Naisbit: Artık yönetim toplumundan girişim toplumuna geçiyoruz.

08. Girişimcilik ve Ekonomik Gelişme

Mpati - Snrj 2010

Bu ünitede girişimciliğin iktisat teorisindeki yeri anlatılarak girişimciliğin ekonomik gelişmedeki rolü üzerinde durulmaktadır.

Amaçlarımız

Bu üniteyi tamamladığımızda;
- klasik teoride girişimciliğin yerini açıklamak,
- neoklasik teoride girişimciliğin yerini belirlemek,
- girişimciliğin iktisadi gelişmedeki önemini belirlemek,
- girişimciliğe dayalı ekonomik gelişme modelini değerlendirmek için gerekli bilgi ve becerilere sahip olacağız.

Örnek Olay

Avrupa Ekonomisi Alarmda

Avrupa Sanayi ve İşverenler Konfederasyonları Birliği (UNICE) 2002 yılı sona erer ve Avrupa Birliği, Kopenhag zirvesi sonrası rehavete doğru süzülürken AB hükümetlerine Lizbon stratejisinde gelinen noktanın bilançosunu yansıtan bir belge sundu. Belgede TÜSİAD ve TİSK dâhil tüm UNICE üyesi kuruluşların başkanlarının imzası var. Belgenin en çok üzerinde durduğu noktalardan biri, ele alınan her konuda ABD’nin AB’ye karşı çok daha ileri bir konumda olması. Avrupa’nın uluslararası rekabet gücü için yapması gerekenler genel olarak beş ana başlıkta inceleniyor:

1. Girişimcilik: Daha yalın mevzuat, daha az bürokrasi, daha çok KOBİ, hafif vergi ve sosyal kesinti yükü, daha ucuz üretim için daha liberal enerji ve ulaştırma piyasaları.

2. Yeni teknolojiler: Araştırma- geliştirme, biyoteknolojiler ve ortak Avrupa patenti alanlarında gerekli mevzuatların uygulanması.

3. Üç pazar: Daha liberal elektrik ve doğal gaz piyasası, bütünleşmiş mali piyasalar, bilgi toplumu devrimi için güçlü bir teknolojik ve hukuki altyapı, kamu ihaleleri reformu, ulaştırma hizmetlerinde tek pazar.

4. İnsan kaynakları: Eğitim ve mesleki eğitim reformu, kadınlar için fırsat eşitliğinin güçlendirilmesi, iş piyasalarının esnekleştirilmesi ve emeklilik sisteminin yenilenmesi.

5. Sürekli kalkınma: Üretim, ulaştırma ve tüketim aşamalarında çevreyi korumaya yönelik yenilikler, devlet- özel sektör işbirliğinin çevreyi koruma politikalarında esas alınması, hava kirliliğine karşı Kyoto Anlaşması’nın titizlikle uygulanması.
Kaynak: Kaleağası, B. (2002, 21 Aralık). Avrupa Ekonomisi Alarmda. Radikal.

Anahtar Kavramlar

- Girişimcilik
- Klasik iktisat teorisi
- Neoklasik iktisat teorisi
- İktisadi kalkınma
- Ekonomik gelişme

İçindekiler

- GİRİŞ
- İKTİSAT TEORİSİNDE GİRİŞİMCİLİK FAKTÖRÜ
___- Klasik Teoride Girişimciliğin Temelleri
___ – Klasik Teoride Girişimciliğin Gelişimi
___ – Neoklasik Teoride Girişimciliğin Temelleri
___ – Neoklasik Teoride Girişimciliğin Gelişimi
- GİRİŞİMCİLİĞİN İKTİSADİ GELİŞMEDEKİ YERİ
___ – Geleneksel Ekonomik Gelişme Modeli
___ – Girişimciliğe Dayanan Ekonomik Gelişme Modeli

GİRİŞ

İktisat teorisinde girişimcilik kavramı yüz yılı aşkın süredir kullanılmakta olmasına rağmen iktisat teorisinde uzun yıllar boyunca incelenmeyen, toplum içinde fazla bilinmeyen veya kabul görmeyen bir konu olarak kalmış; ancak son yıllarda birçok ülkenin devlet politikalarının merkezinde yer alan bir konu haline gelmiştir. Geçmişe yönelik olarak yapılacak bir bakış 1980′lerden sonra girişimcilik kavramının kazandığı önemi ortaya koyacaktır. Bu şekilde girişimcilerin 1980′lerden itibaren yarattıkları ekonomik ve sosyal katkı anlaşılabilecektir Girişimcilik unsurunun öneminin geçtiğimiz on yıl içerisinde artması dünyada bu konuyla ilgili çeşitli temel politikaların uygulanması ile sağlanmıştır.

Dünyada girişimcilik konusuna yönelen bu ilginin neden ortaya çıktığı önemli bir sorudur. Bu sorunun iki cevabı vardır: Birincisi, 1980′lerde yükselen piyasa ideolojisi, diğeri ise teorik alandaki gelişmelerdir. 1980′lerden sonra tüm dünyada piyasa ekonomisinin yayılması, uygulanan politikalarla devletlerin küçülerek hem ekonomik, hem de sosyal alanlardan çekilmesi ile sonuçlanmıştır. Bu dönemde ayrıca, kâr amaçlı firmaların desteklenmesinin yanında kâr amaçlı olmayan örgütlerin ve sivil toplum kuruluşlarının oluşumu da teşvik edilmiştir. Bu ise, girişimciliğin toplum içinde daha çok kabul görmesine ve yayılmasına yol açmıştır.

İkinci olarak ilgili yüksek öğretim kurumlarında hızla artan girişimcilik eğitimi ve yapılan çalışmalar, iktisat teorisinde girişimcilik konusunun daha anlaşılır olmasına ve bilinçlenmenin artmasına çok büyük katkıda bulunmuştur. İşletme okullarının desteği ile yapılan çalışmalar ile ampirik olarak girişimcililerin kimler oldukları, ekonomiye ne etkileri olduğu konularında araştırmalar yapılmış ve bu çalışmalar 1980′lerde basılmaya başlanan girişimcilik konulu dergilerde yayınlanmaya başlamıştır. Okullarda yaygın olarak yönetim bilgilerinin ve yeteneklerinin yanında girişimci bilgisi ve yetenekleri de öğretilmeye başlanmıştır.

İKTİSAT TEORİSİNDE GİRİŞİMCİLİK FAKTÖRÜ

Ekonomik gelişme ve girişimcilik arasındaki ilişki incelenirken öncelikle girişimciliğin iktisat teorisi içerisindeki yeri ele alınacaktır. Teori içerisinde girişimciliğin temellerinin incelenmesinden sonra girişimciliğin ekonomik gelişmedeki önemi ele alınacaktır.

Klasik Teoride Girişimciliğin Temelleri

Amaç 1

Klasik Teori’de girişimciliğin yerini açıklamak

Pür teorik anlamda kapitalizm, malların ve hizmetlerin değişiminin tam olarak açık, kontrol edilmeyen ve tüm alıcı ve satıcıların giriş yapabildikleri bir piyasada yapıldığı bir sistemdir. Kapitalizm kavramı ilk ve karşılaştırmalı olarak bütün bir teori halinde Adam Smith’in Wealth of Nations (Ulusların Zenginliği) adlı eserinde 1776′da ortaya konulmuştur. Smith’e göre kapitalist, temel kaynakları (toprak, işgücü, sermaye) başarılı bir endüstriyel girişimde birleştiren mülkiyet sahibi- yöneticidir. Smith, kapitalistleri, gelişmeyi ve toplumun refahının dağılımını sağlayan temel unsurlar olarak tanımlamıştır. Smith’in kitabı klasik kapitalist teorinin temellerini oluşturmaktadır. Ekonomi biliminin temelini oluşturan kişi olarak bilinen Adam Smith, girişimci ile kapitalisti özdeşleştirmektedir. Geçtiğimiz yüzyıl Smith’in orijinal teorilerini genişleten ve değiştiren iktisatçılara sahne olmuştur. 19. yüzyılın ortalarında anlamı üstlenmek olan Fransızca entrepreneur (girişimci) kelimesi yeni endüstriyel işletmelerin mülkiyet sahibi- yöneticilerini tanımlamak için kullanılmıştır. 20. yüzyılın başlarında girişimcinin rolü ve bu terimin tanımı daha açık bir hale gelmiştir.

Sıra Sizde 1

Adam Smith’e göre girişimci kimdir?

Ulusların Zenginliği, savaşların durduğu ve ticaretin arttığı bir dönemde ortaya çıkmıştır. Merkantilizmin getirdiği sınırlamalara karşı yöneltilen ilk sistematik eleştiriyi oluşturarak girişimciliğin ortaya çıkmasında önemli bir eser olmuştur. Sanayi Devrimi’nin ilk belirtilerinin tekstil ve metal işleme sanayinde görülmeye başlandığı bu dönemde sanayide kapitalist girişimciler şirket tipi organizasyonlarda ücretli işçi çalıştırmaktaydılar. Merkantilizm ile klasik düşüncenin ayrılmasında temel nokta ulusların zenginliğinin merkantilizm tarafından biriktirilen altın miktarı, Smith’e göre ise gerekli mal ve hizmetlerin arzı olarak görülmesidir. Ayrıca kıymet teorisi incelendiğinde ürünün kıymetinin ücret ve kâr olarak iki parçaya ayrıldığı görülmektedir. Burada kâr onu yaratan kaynak bakımından ücretten tamamen ayrı bir gelir payı olarak düşünülmüştür. Smith’e göre stok sahibi, malzeme masrafları ve ücret ödemelerinden sonra geriye göze aldığı riskin bedeli olarak bir şey kalmayacaksa stokunu kullanmayı düşünmeyecektir. Risk kavramının ele alınması girişimciliğin bir unsuru olarak önemlidir.

Smith’in ilkelerini dayandırdığı temel ilkeler olan liberalizm ve görünmeyen el kavramları girişimcilik olgusu için temel oluşturan ilkelerdir. İnsanlar arasında servet edinmek için büyük bir yarış vardır. Ancak insanların zenginlik peşinde koşması doğanın yarattığı ihtiyaçlar nedeniyle değildir. Bu tür ihtiyaçlar asgari ücret düzeyi ile de belirli bir ölçüde sağlanabilir. İnsanları bu yarışın içine sokan en büyük itici güç iyiyi taklit etme güdüsüdür. İşte insanlardaki bu iyiyi taklit etme güdüsü girişimciliğin temel unsurları olan risk alma ve yenilikçilik unsurlarının gelişmesini sağlamaktadır.

Girişimciliğin kapitalist sistem içindeki bu nihai öneme sahip rolü göz önüne alındığında bu nokta üzerinde yoğunlaşılmalıdır. Nitekim ilk kez Richard Cantillon, işadamının, emeği üretim sürecinde istihdam etme, mali sermaye tedarik etme işlevleri ile bilinmeyen gelecek karşısındaki karar alma pozisyonunu ayrı değerlendirebilmiştir. Cantillon’a göre tüccar, gündelik piyasada çiftçiden (girişimciliğin ilk tanımlarından birini ifade ederek) belli bir fiyat üzerinden mallar satın alıp belirsiz fiyattan şehirde satabilir. Tüccarı bu girişime motive eden, faaliyeti karşılığında elde etmeyi umduğu kârıdır. Bu kâr, tüketim malları fiyatlarının şehirdeki dalgalanmalarının önceden belli olmaması nedeniyle belirsizdir. Geleceğin bugünden tam olarak bilinmeyişi nedeniyle geliri risk içeren aktörü büyük bir titizlikle mercek altına alan Cantillon, girişimciliğin risk alma ya da risk üstlenme vasfını öne çıkarmıştır.

Klasik Teoride Girişimciliğin Gelişimi

18. yüzyılın son çeyreğinde ortaya çıkan girişimciliğin risk alma ya da risk üstlenme vasfını öne çıkaran yaklaşım, Condillac, Smith, Turgot dışarıda tutulursa çok fazla taraftar bulamamıştır. 19. yüzyılda J. B. Say, sermaye sunumunda bulunan kapitalist ile yönetim, işletmecilik, denetim, karar alma gibi girişimcilik- idarecilik işlevlerini birbirinden ayırmakla kalmamış, girişimciliğin kazancı olan kârın, üretimin iyi ya da kötü şanslarının peşinen kabul edilerek ortaya çıktığını ileri sürmüştür. Birinci cildi 1826, ikinci cildi ise 1850 yılında yayınlanan von Thünen’in Der Isolierte Stat adlı eseri de girişimciliğin niteliklerini öne çıkarması bakımından bir köşe taşı olarak değerlendirilebilir. Thünen’in bakiye getiri olarak tanımladığı girişimci kazancı, önceden hesap edilemeyen, dolayısıyla öngörülemeyen bir gelir kategorisidir. Thünen’i 20. yüzyılda F. H. Knight, Risk, Uncertainty and Profit (1921) ile izlemiştir.

Neoklasik Teoride Girişimciliğin Temelleri

Amaç 2

Neoklasik Teori’de girişimciliğin yerini belirlemek

Piyasa ekonomisi ifadesi piyasa özelliklerinin neoklasik formülasyonundan kaynaklanmaktadır. Arz ve talebin fiyatların serbestçe aşağı ve yukarı hareket edebildiği piyasalarda eşitlendiği görüşü bu teoriye dayanmaktadır. Neoklasik piyasa tanımının ya da genel olarak tam rekabet piyasasının şu özellikleri piyasa faaliyetlerinde dengenin sağlanması açısından önemlidir:
- Çok sayıda alıcı ve satıcı vardır.
- Tek bir alıcı ya da satıcı piyasa fiyatını etkileyemez.
- Fiyatlar piyasanın işleyişi ile oluşmaktadır.
- Mallar ve hizmetler homojendir.
- Tüm alıcı ve satıcılar piyasadaki işlemlerden haberdardır.

Sıra Sizde 2

Tam rekabet piyasasının özellikleri nelerdir?

Devlet politikalarının temelleri, neoklasik teorinin tam rekabet piyasasına dayanan enflasyona engel olmak, ekonomik faaliyetleri uyarmak ve mali açıkları azaltmak amaçları üzerine kurulmaktadır. Genel denge teorisyenleri de artık teorilerinin çatlamaya başladığını fark etseler de halen bu teorinin mükemmel olduğunu iddia etmektedirler. Bu çatlaklar girişimciliğin ekonomik gelişmenin ana faktörü olarak ortaya çıkmasıyla daha göze batan hatalar haline gelmeye başlamıştır. Bunun en güzel örneği de 1980′lerin, ABD ekonomisinde dönüm noktası karakteri taşıyarak genel iktisadi düşüncenin de değişmesidir.

Neoklasik model birçok arz ve talepçinin faaliyette bulunduğu piyasa mekanizmasının arz ve talep dalgalanmaları aracılığı ile oluşan fiyatlar ile gelirin arz ve talepçiler arasında eşit bir dağılımının oluşacağını göstermektedir. Bu açıklama çok basit olsa da neoklasik teori mantıksal olarak tutarlı bir şekilde kapitalist sistemin toplumda gelir dağılımını adil olarak sağladığını göstermektedir.

Neoklasik iktisat geleneği içinde girişimcilik, sadece üretim faktörlerini bir araya getirme fonksiyonu ve bireyin, geleceğin risklerine karşı korunma motifi ile sınırlı kalmıştır. Neoklasik Teori’de Walras ve Marshall’ın 19. yüzyılın sonlarında yaptıkları çalışmalar önemlidir. Sir Isaac Newton’un matematiksel ve mantıksal analizinin gelişimini takiben Leon Walras (1874) ve Alfred Marshall (1890) mantıksal altyapıyı birleştiren ve matematiksel tanımlamalar için zemin hazırlayan ayrı olarak fakat aynı şekildeki kapitalist ekonomi modellerini geliştirmişlerdir.

Üzerinde önemle durulması gereken ve yeni jenerasyon modellere bir geçiş aşaması niteliği taşıyan model Schumpeter’in Yenilik Modelidir. J. Schumpeter kapitalist sistemin dinamiği gereği ekonomik bunalımla karşılaşacağı yerde, devamlı gelişeceğini savunmuştur.

Schumpeter’in başlatmış olduğu girişimcilik teorisi aslında yeni bir ekonomik modelin parçası olarak düşünülmüştür. Ancak bu modeli oluşturmayı Schumpeter ve sonraki ekonomistler de başaramamışlardır. Bununla birlikte Schumpeter’in görüşleri günümüzün girişimcilik çalışmalarının çıkış noktasıdır. Schumpeter’in çıkış noktası ekonominin bir sistem olduğu; ancak, bu sistemdeki değişimlerin neoklasiklerin söylediği gibi dışarıdan değil içeriden geldiğidir. Bu değişimlerin gerçekleşmesini sağlayan ise girişimcinin bizzat kendisidir.

Schumpeter’e göre beş temel girişimci davranışı vardır:
- Yeni bir malın ya da hizmetin yeni bir tipinin veya kalitesinin sürülmesi
- Üretime yeni bir tekniğin uygulanması
- Yeni bir pazarın oluşturulması
- Endüstrinin yeniden yapılandırılması
- Yeni bir hammadde veya yarı mamul kaynağının bulunması

Sıra Sizde 3

Schumpeter’ e göre temel girişimci davranışları nelerdir?

Schumpeter’in tanımında girişimcilik yenilik yapmayı içerdiği için girişimci sıfatı sürekli olarak geçerliliğini koruyamaz. Girişimci, sadece yenilik yapıyorsa girişimci olarak nitelendirilebilmektedir. Schumpeter’in Neoklasik iktisadın içinden, özellikle Walras’ın genel dengesinden hareketle girişimciliğin keşif ve yenilik yapma vasıflarını günışığına çıkarması sanılanın aksine neoklasik çizgi içinde benimsenmemiştir. Özellikle Schumpeter’in risk göğüsleme vasfının girişimciliği tanımlayacak yeterli bir özellik olmadığını, yenilik yapmayan işadamının girişimci sıfatını alamayacağını dikkatle vurgulaması, neoklasik iktisat içinde taraftar bulmamıştır. Neoklasik iktisadın, karar veren, beklentiler oluşturan, yanılgıya uğrayan, belirsizliklerle karşılaşan, zorlukları göğüslemeye çalışan insanı, düşünsel çerçevesi içine dâhil edememesi, günümüz iktisat düşüncesini bir yol ayrımına getirmektedir. Bir yanda, girişimcilik teorisinin olamayacağı veya üretilemeyeceği düşüncesiyle, farklı toplumlarda, farklı dönemlerde ve değişen koşullarda girişimciliğin gelişmesi ya da gelişememesini inceleyen yaklaşımlar güçlenmektedir.

Neoklasik Teoride Girişimciliğin Gelişimi

Neoklasik teori birçok eleştiriye uğramıştır. Yirminci yüzyılla birlikte birçok klasik iktisatçı, özellikle Avusturya’daki eğitim kuruluşlarıyla ilişkili olanlar, neoklasik modeldeki girişimciliğin özelliklerini eleştirmişlerdir. Alman Okulu’nun savunucuları kapitalizmin içerisinde girişimciliğin, neoklasik teori tarafından mantıksal ve matematiksel katılık uğruna göz ardı edilemeyecek kadar önemli bir unsur olduğunu öne sürmüşlerdir.

Alman okulunun savunucuları tartışmalarını teorik anlamda ilerletmişlerdir. Aynı zamanda neoklasik teorisyenler de sürekli olarak matematiksel tahmin araçları geliştirmeye devam etmiş ve teorilerinin değerini gösterecek istatistiksel verileri toplamaya devam etmişlerdir. Neoklasik teori yapısı gereği özellikle yeni doğmakta olan Amerikan disiplinine başvurmakta ve bu nedenle de Amerikan ekonomik düşüncesinin etkisi altında kalmaktaydı.

18. yüzyıldan günümüze, karar verici rolü ile girişimciliği öne çıkaran Cantillon – Say- von Thünen- Knight- Schumpeter düşünsel değişim çizgisi, hâkim iktisat konusundaki neoklasik iktisat içinde yaygın bir kabul görmemiştir. Neoklasik iktisadın, girişimciliği, üretim fonksiyonu içinde bir girdiye, üretim- faktörüne indirgemesi, piyasada aktörlerin tam bilgiye sahip olduklarını kabul etmesi, büyük ölçüde Ricardo ve takipçilerinin benimsedikleri yöntemin bir uzantısı olarak değerlendirilebilir.

Neoklasik kuram, iktisatta baskın eğilim olmasına karşın, teknoloji ve yenilik konularında yetersiz kalmış ve özellikle 1980′lerden sonra üstünlüğü Schumpeterci/Evrimci iktisada bırakmıştır. Evrimci yaklaşım, özellikle Nelson ve Winter’in 1982 yılında yayımlanan Ekonomik Büyümenin Evrimci Teorisi kitabından sonra teknoloji ve yenilik iktisadında yaygınlık kazanan bir kuramdır. Bu yaklaşım, Schumpeter’in çalışmalarından yola çıkarak teknolojik yenilik, uzun dönemde ekonomik gelişimin motoru olarak değerlendirmekte, bu nedenle evrimci analizlerde teknolojik yenilik süreci merkezi bir role sahip olmaktadır. Schumpeter’in etkisinden dolayı bu yaklaşım Schumpeterci Yaklaşım olarak da bilinmektedir. Evrimci yaklaşımın, neoklasik yaklaşımdan en önemli farklılığı, ekonomik gelişim sürecinde teknolojik yenilik ve öğrenme süreçlerini ön plana çıkarmasıdır. Neoklasik yaklaşım mevcut durumda (firmaların kaynakları ve teknolojik yetenekleri veri iken) kaynak tahsis sürecini incelerken, evrimci yaklaşım firmaların yeni teknolojileri nasıl geliştirdiği ve teknolojik yeniliklere nasıl uyum sağladığını incelemektedir. Teknolojik yenilik sürecinde belirsizlik ve tesadüfî etkenler önemli olduğu için, evrimci yaklaşımda analiz birimi, neoklasik yaklaşımın temsili firmasının aksine, farklı teknolojileri, farklı yetenekleri, farklı örgütlenme yapıları, farklı davranış kuralları olan firmalar ile diğer ekonomik aktörlerin oluşturduğu bir sistemdir. Bu çeşitlilik teknolojik gelişme sürecinin hem nedeni, hem de sonucudur. Firmalarla girişimciler arasındaki farklılık ve çeşitlilik, teknolojik yenilik yoluyla rekabetçi üstünlük ve tekelci kâr elde edilmesini sağlarken, teknolojik yenilikler de bu çeşitliliği arttırmaktadır. Schumpeter, bu süreci yaratıcı yıkım kavramı ile özetlemektedir. 1980′lerden itibaren etkinliği artan Schumpeterci/evrimci iktisatçılar, neoklasik yaklaşımın, teknolojik gelişme sürecinin anlaşılması açısından yetersiz olduğunu ve dolayısıyla, teknoloji politikalarının geliştirilmesinde yararlı olamayacağını öne sürmüşlerdir.

Neoklasik yaklaşıma yönelik eleştirileri dört ana başlıkta özetlemek mümkündür:

- Genel olarak neoklasik kuramın incelediği temel iktisadi sorun, veri koşullarda kaynak tahsis sürecidir. Bu doğrultuda, teknoloji ve yenilik politikalarına ilişkin neoklasik öneri, firmaların kaynaklarını ve teknolojik yeteneğini veri olarak alıp, AR- GE vergi ertelemeleri, AR- GE teşvikleri, patent sistemi, vb. araçlarla teknolojik yenilik yapan firmaların AR- GE maliyetini düşürerek veya teknolojik yeniliğin faydalarından daha fazla yararlanmasını sağlayarak bu faaliyetlerin getirisini arttırmaktır. Bu anlamda, neoklasik yaklaşım veri koşulların dönüştürülmesini (örneğin firmaların teknolojik yeteneğinin yükseltilmesini) ihmal etmektedir.

- Neoklasik kuramda tam rekabetçi piyasalar, kaynak tahsis sürecinin değerlendirilmesinde kilometre taşı rolünü oynamaktadır. Fakat bu ölçüt teknolojik yenilik sürecinin incelenmesinde ve değerlendirilmesinde yetersiz kalmaktadır, çünkü firmaların amacı teknolojik yenilikler sonucu, en azından geçici bir süre, tekelci konumda kalarak tekelci kâr elde etmektir. Fikri mülkiyet hakları, bu tekelci konumu ve tekelci kârları güvence altına almak için çıkarılmıştır.

- Neoklasik kuram, teknolojik gelişme sürecini doğrusal bir süreç olarak, firmaları da birbiriyle etkileşim içinde olmayan aktörler olarak ele almaktadır. Teknolojik yenilik sürecinde, sadece fiyatlardaki değişim ile gerekli bilginin aktarılamadığı bilinmektedir. Teknolojik yenilik süreci, firmalar ve diğer ekonomik ve toplumsal aktörler (AR- GE kurumları, üniversiteler, finans kuruluşları, vb) arasında piyasa ve piyasa- dışı mekanizmalar aracılığıyla kurulan yoğun bir etkileşim içerisinde gerçekleşmektedir. Bu nedenle, teknolojik yenilik sürecinin anlaşılması sistem yaklaşımını gerektirdiği için, teknoloji politikaları da teknoloji sisteminin bütününü göz önüne alarak tasarlanmalıdır. Sistemik özelliklerin daha önem kazandığı bilgiye dayalı çağdaş toplumlarda piyasanın aksaması yaklaşımı teknoloji ve yenilik politikası için geçerli değildir.

- Son olarak, neo- klasik yaklaşımın tarafsız politikalara vurgu yapmasına, kuramsal varsayımları nedeniyle belirli teknolojilere/sektörlere yönelik programlara karşı çıkmasına karşın, başta bu kuramın en güçlü olduğu ABD dâhil hemen hemen hiçbir ülke bu neo- klasik tavsiyeye uymamaktadır. Belirli bir alana/konuya yoğunlaşmış, bağlam- spesifik politikalar ve programlar pek çok ülkede uygulanmaktadır ve bu tip politikaların, uygun bir biçimde tasarlandığı ve uygulandığı zaman, çok başarılı olduğu bilinmektedir.

GİRİŞİMCİLİĞİN EKONOMİK GELİŞMEDEKİ YERİ

Amaç 3

Girişimciliğin iktisadi gelişmedeki önemini belirlemek

Yoğun girişimci dinamizmi ve hızlı ekonomik büyüme arasındaki ilişki, girişimciliğin ekonomik gelişmenin yakıtı olduğunu, istihdam ve refah artışı yarattığı genel olarak kabul edilen bir konu durumuna gelmiştir. Bu kabule göre, girişimcilik ve yenilikler ekonominin yaratıcı sürecinin merkezinde yer almakta, büyümeyi hızlandırmakta, verimliliği artırmakta ve yeni iş olanakları yaratmaktadır. Girişimciler fırsatları hisseden ve yeni piyasalar yaratabilmek için, yeni ürünler ve üretim süreçleri geliştirebilmek için risk alabilen kişilerdir. Bütün bunlardan çıkarılacak sonuç ise, girişimciliğin ekonomik gelişmede önemli bir rol oynadığıdır.

Sıra Sizde 4

Girişimcilik ekonomik gelişmede nasıl bir rol oynamaktadır?

Yukarıda sayılanlara ilave olarak, girişimciliğin ekonomik gelişmede önemli bir rol oynadığını destekleyecek daha yoğun ve sağlam kanıtlar da vardır. Örneğin, neredeyse tüm gelişmiş ekonomilerde yeni ve küçük işletmeler tüm işletmelerin %90′a yakınını oluşturmaktadır. AB ülkeleriyle ilgili olarak son zamanlarda yapılan bir çalışmada GSYİH’da meydana gelen yıllık değişmenin %83′ünün küçük ölçekli işletmelerin satış gelirlerinden kaynaklandığı görülmektedir. Ayrıca dünya ölçeğinde, eldeki verilerden yeni ve küçük ölçekli işletmelerin yeni istihdam olanaklarının en büyük kaynağı olduğu anlaşılmaktadır.

Ekonomik açıdan iyileşme konusunda girişimciliğin önemli bir etkisi olmasına rağmen bu sürecin ülkeler arasında nasıl farklılık yarattığı ve hangi özel faktörlerin belirli bir ülkede girişimcilik düzeyini arttırdığı konularında yetersizlik vardır.

Girişimcilik ile ekonomik gelişme arasındaki sözü edilen bu ilişkiler aşağıdaki şekiller yardımıyla açıklanmaya çalışılmaktadır. Bilindiği gibi, ekonomik gelişme sürecinin nasıl ölçüleceğinin, nasıl işlediğinin ve hangi faktörlerin bu süreci etkilediğinin bulunması günümüzde toplumların çözmeye çalıştığı en önemli konulardandır.

Geleneksel Ekonomik Gelişme Modeli

Geçtiğimiz yüzyılın ortalarında iktisatçılar ekonomiye büyük işletmelerin hâkim olacağını öngörmüşlerdi. Ölçek ekonomisi elde etmek, yabancı pazarların kaynaklarından yararlanabilmek, düzenlemelere ve teknolojik gelişmelere ayak uydurabilmek için büyük olmak gerekiyordu. Nitekim 1960′larda ve 1970′lerde ekonomiye büyük işletmeler hâkim oldu. Ama o tarihten sonra eğilim tersine dönmeye başladı. Büyük işletmeler yeniden yapılanarak, tedarikçilerle çalışmaya başlayarak ya da küçülmeye giderek yeni koşullara uyum sağladılar.

Ekonomik gelişme sürecinin nasıl işlediğinin açıklanması konusunda iktisatçılar çeşitli yaklaşımlar geliştirmişlerdir. Bu yaklaşımlar, bir kısmı ekonominin içinde bulunduğu aşamaları açıklayan tanımsal modellerden, dışsal (teknoloji düzeyi) ya da içsel (tasarruf düzeyi) faktörlere önem veren modellere kadar çeşitlilik göstermektedir. Bu değişik yaklaşımlar belirli ortak özelliklere de sahiptirler. Bunlardan birincisi, genellikle küçük işletmeler yerine büyük ölçekli işletmelere odaklanmış olmalarıdır.

İkincisi, büyük ölçekli işletmelerin ekonomik gelişmenin gerçek lokomotifi olduklarını varsaymalarıdır.

Üçüncüsü ise ulusal koşullar ve bunların büyük ölçekli işletmeler üzerine olan etkileri konusundaki kaygılarıdır. Politika düzeyindeki sonuçları ise işletmelerin gelişebileceği ulusal ekonomik koşulların yaratılmasıdır. Bazı durumlarda politikalar anahtar sektörlerin ya da dünya ölçeğinde rekabet edebilecek ulusal şampiyonların desteklenmesi şeklinde ortaya çıkmaktadır. Ekonomik gelişme süreciyle ilgili olan bu geleneksel görüş şekil 8. 1′de gösterilmiştir.

Sıra Sizde 5

Geleneksel ekonomik gelişme modelinde girişimciliğin önemi nasıldır?

Geleneksel ekonomik gelişme modeli

Şekil 8. 1′de girişimciliğin yeri ikincil ekonomi olarak adlandırılmış olan bölümdedir. Buradaki küçük ve orta ölçekli işletmelerin birincil ekonomi olarak adlandırılan büyük ölçekli işletmelere mal ve hizmet sağlayan destekleyici faaliyetler yürüten işletmeler oldukları varsayılmaktadır. Bu da temel olarak ikincil bir roldür. Böyle bir model göreceli olarak girişimciliğin ekonomik gelişmeye küçük bir katkı sağladığını göstermekte ve girişimcilik düzeyinin nasıl yükseltileceğini açıklamakta yetersiz kalmaktadır.

Girişimciliğe Dayalı Ekonomik Gelişme Modeli

Amaç 4

Girişimciliğe dayalı ekonomik gelişme modelini değerlendirmek

Aşağıda şekil 8. 2′de gösterilen model geleneksel modelin ihmal ettiği etkenleri içeren bir modeldir. Öncelikle bu model girişimcilik faaliyetlerinin girişimciliği etkileyen altyapı koşullarından etkilendiğini göstermektedir. Bu faktörler girişimcilik eğitimi, başlangıç sermayesi gibi faktörlerdir. İkinci olarak girişimcilik faaliyetlerinin düzeyi, bireylerin fırsatları görebilme ve bunları değerlendirebilme yeteneklerinin bir fonksiyonudur. Daha sonra girişimcilik fırsatları ve girişimcilik kapasitesi arasındaki ilişki yeni işletme kuruluşlarını artıracaktır. Ortaya çıkan bu dinamizm de ekonomik gelişmenin itici gücü olacaktır. Sonuç olarak ekonomik gelişme işletme dinamiklerinin yoğunluğu tarafından belirlenmiş olarak gösterilmiştir.

Ekonomik gelişmeyi etkileyen girişimci süreç modeli

Bu aşamada iki değişik görüş ile karşılaşılabilir. Bunlardan birincisi büyük ölçekli işletmelere odaklanan ve küçük ölçekli işletmelere ikincil rol veren görüştür. İkinci görüş ise girişimci sektörün kendisine, bu sektörü oluşturan şartlara ve bu sektörün ekonomik etkilerine önem veren görüştür. Ekonomik gelişmenin tam olarak anlaşılabilmesi için iki bakış açısına da ihtiyaç vardır. Aslında bu iki görüş birbirlerini tamamlayan görüşlerdir. Bu iki görüşün nasıl birleştiğini anlayabilmek için şekil 8. 3 incelenmelidir.

Birleştirilmiş ekonomik gelişme modeli

Bu iki görüşün birleştirilmesinin birçok avantajı vardır. Öncelikle bu şekilde hem büyük işletmelerin hem de küçük işletmelerin katkıları görülebilmektedir. İkinci olarak bu şekilde, var olan işletmelerin yeni işletme kuruluşları için önemli bir kaynak oldukları ortaya çıkmaktadır. Üçüncü olarak bu model girişimci sektörün faaliyette bulunduğu çevre koşullarını yansıtmaktadır.

Şekil 8. 4′te görülen model ise girişimciliğin ana unsur olduğu modeldir. Bu modelde Genel Ulusal Altyapı Koşulları ve Girişimciliği Etkileyen Altyapı Koşulları ekonomik gelişmeyi belirleyen en önemli unsurlar olarak ortaya çıkmaktadır. Genel Ulusal Altyapı Koşullarından temelde dışa açıklık, altyapı, devlet, finansal piyasalar, yönetim ve işgücü piyasaları, kurumlar, teknoloji ve AR- GE anlaşılmalıdır. Girişimciliği Etkileyen Altyapı Koşullarından ise finansal koşullar, ticari ve hukuki altyapı, devlet politikaları ve programları, eğitim- öğretim, fiziksel altyapıya erişim ve kültürel- sosyal normlar anlaşılmalıdır. Bu koşulların girişimcilik fırsatları, işletme dinamikleri ve girişimcilik kapasitesi ile etkileşimi sonucunda ulusal ekonomik gelişme sağlanacaktır.

Sıra Sizde 6

Ekonomik gelişmede girişimciliğin ana unsur olduğu modelde girişimciliği etkileyen altyapı koşulları nelerdir?

Ekonomik gelişmede girişimciliğin ana unsur olduğu model

Özet

Amaç 1

Klasik Teori’de girişimciliğin yerini açıklamak

Klasik Teori’nin dayandığı temel ilkeler olan liberalizm ve görünmeyen el kavramları girişimcilik olgusu için temel oluşturan ilkelerdir. Sistemin temelinde kendi çıkarlarını gözetirken toplumun da refahını artıran bireyin olması bu açıdan çok önemlidir. İnsanlar arasında servet edinmek için büyük bir yarış vardır. Ancak insanların zenginlik peşinde koşması doğanın yarattığı ihtiyaçlar nedeniyle değildir. Bu tür ihtiyaçlar asgari ücret düzeyi ile de belirli bir ölçüde sağlanabilir. İnsanları bu yarışın içine sokan en büyük itici güç iyiyi taklit etme güdüsüdür. İşte insanlardaki bu iyiyi taklit etme güdüsü girişimciliğin temel unsurları olan risk alma ve yenilikçilik unsurlarının gelişmesini sağlamaktadır.

Amaç 2

Neoklasik Teori’de girişimciliğin yerini belirlemek

Neoklasik iktisat geleneği içinde girişimcilik, sadece üretim faktörlerini bir araya getirme fonksiyonu ve bireyin, geleceğin risklerine karşı korunma motifi ile sınırlı kalmıştır. Neoklasik Teori’de Walras ve Marshall’ın 19. yüzyılın sonlarında yaptıkları çalışmalar önemlidir. Sir Isaac Newton’u takiben Leon Walras (1874) ve Alfred Marshall (1890) mantıksal altyapıyı birleştiren ve matematiksel tanımlamalar için zemin hazırlayan ayrı olarak fakat aynı şekildeki kapitalist ekonomi modellerini geliştirmişlerdir. Üzerinde önemle durulması gereken ve yeni jenerasyon modellere bir geçiş aşaması niteliği taşıyan model Schumpeter’in Yenilik Modelidir. J. Schumpeter kapitalist sistemin dinamiği gereği ekonomik bunalımla karşılaşacağı yerde devamlı gelişeceğini savunmuştur.

Amaç 3

Girişimciliğin iktisadi gelişmedeki önemini belirlemek

Girişimcilik ve ekonomik büyüme arasındaki ilişki, girişimciliğin ekonomik gelişmenin iticisi olduğunu, istihdam ve refah artışı yarattığı kabul edilen bir konu durumuna gelmiştir. Buna göre girişimcilik ve yenilikler ekonominin yaratıcı sürecinin merkezinde yer alarak büyümeyi hızlandırmakta, verimliliği artırmakta ve yeni iş olanakları yaratmaktadır. Girişimciler fırsatları hisseden ve yeni piyasalar yaratabilmek için, yeni ürünler ve üretim süreçleri geliştirebilmek için risk alabilen kişilerdir. Bütün bunlardan çıkarılacak sonuç ise, girişimciliğin ekonomik gelişmede önemli bir rol oynadığıdır.

Amaç 4

Girişimciliğe dayalı ekonomik gelişme modelini değerlendirmek

Bu modelde Genel Ulusal Altyapı Koşulları ve Girişimciliği Etkileyen Altyapı Koşulları ekonomik gelişmeyi belirleyen en önemli unsurlar olarak ortaya çıkmaktadır. Genel Ulusal Altyapı Koşullarından temelde dışa açıklık, altyapı, devlet, finansal piyasalar, yönetim ve işgücü piyasaları, kurumlar, teknoloji ve AR- GE anlaşılmalıdır. Girişimciliği Etkileyen Altyapı Koşullarından ise finansal koşullar, ticari ve hukuki altyapı, devlet politikaları ve programları, eğitim- öğretim, fiziksel altyapıya erişim ve kültürel sosyal normlar anlaşılmalıdır.

Test Soruları

1. Aşağıdakilerden hangisi yükselen piyasa ideolojisi sonucu dünyada girişimcilik konusuna yönelen ilginin artmasına neden olmamıştır?

a. Devletlerin küçülerek ekonomik alanlardan çekilmesi
b. Devletlerin küçülerek sosyal alanlardan çekilmesi
c. Kâr amaçlı firmaların desteklenmesi
d. Kâr amaçlı olmayan örgütlerin desteklenmesi
e. Devletlerin kâr amaçlı kamulaştırma yapması

2. Kapitalizm kavramını ilk olarak bütün bir teori halinde ortaya koyan kişi aşağıdakilerden hangisidir?

a. Adam Smith
b. Richard Cantillon
c. Von Thünen
d. Leon Walras
e. Alfred Marshall

3. A. Smith’e göre insanların zenginlik peşinde koşması temelde hangi nedene dayanır?

a. Doğanın yarattığı ihtiyaçlara
b. Barınma ihtiyacına
c. Korunma güdüsüne
d. İyiyi taklit etme güdüsüne
e. Beslenme ihtiyacına

4. Girişimciliğin ilk tanımlarından biri olan belli bir fiyat üzerinden mallar satın alıp belirsiz fiyattan satmak tanımı kime aittir?

a. Richard Cantillon
b. Adam Smith
c. Alfred Marshall
d. Leon Walras
e. J. Schumpeter

5. Aşağıdakilerden hangisi Schumpeter’e göre temel girişimci davranışlarından biri değildir?

a. Yeni bir malın ya da hizmetin yeni bir tipinin veya kalitesinin sürülmesi
b. Üretime yeni bir tekniğin uygulanması
c. Yeni bir pazarın oluşturulması
d. Yeni bir ulaşım ağının geliştirilmesi
e. Yeni bir hammadde veya yarı mamul kaynağının bulunması

6. Geleneksel ekonomik gelişme modeli ekonomik gelişmenin gerçek lokomotifi olarak aşağıdakilerden hangisini varsaymaktadır?

a. Büyük ölçekli işletmeleri
b. Sosyal yapıyı
c. Kültürel yapıyı
d. Politik yapıyı
e. Küçük ve orta ölçekli işletmeleri

7. Aşağıdakilerden hangisi genel ulusal altyapı koşulları ve girişimciliği etkileyen altyapı koşulları tarafından etkilenen işletme dinamiklerinden biri değildir?

a. İşletme kuruluşları
b. İşletme genişlemeleri
c. Finansal koşullar
d. İşletme ölümleri
e. Anlaşmalar

8. Yetenekler ve motivasyon ekonomik gelişmede girişimciliğin ana unsur olduğu modelde aşağıdaki etkenlerden hangisinin alt unsurlarıdır?

a. Genel ulusal altyapı koşulları
b. Girişimciliği etkileyen altyapı koşulları
c. Girişimcilik kapasitesi
d. İşletme dinamikleri
e. Girişimcilik fırsatları

9. Aşağıdakilerden hangisi genel ulusal altyapı koşulları altında değerlendirilir?

a. Dışa açıklık
b. Ticari ve hukuki altyapı
c. Devlet politikaları
d. Eğitim- Öğretim
e. Kültürel- Sosyal normlar

10. Geleneksel ekonomik gelişme modelinde küçük ve orta ölçekli işletmelerin temel rolü aşağıdakilerden hangisidir?

a. Büyük ölçekli işletmelere mal ve hizmet sağlayan destekleyici faaliyetler yürütmek
b. Rekabeti sağlamak
c. Yeni teknolojileri geliştirmek
d. Yeni teknolojileri uygulamak
e. İstihdam taratmak

Yaşamın İçinden

GULLIVER’İ UYANDIRALIM

Türk Sanayicileri ve İşadamları Derneği (TÜSİAD) Yönetim Kurulu Başkanı Tuncay Özilhan, kapasitesi ve kabiliyetleri açısından bir dev olan Avrupa özel sektörünün, tıpkı Gulliver’in cüceler tarafından her yerinden bağlanması gibi eli kolu bağlanmış, kıpırdayamadığını ifade ederek, “Avrupa özel sektörünü bağlayan ipler, girişimcilik ve inovasyonun önündeki engeller, iş piyasasının katı kuralları ve bürokrasidir” dedi.

Özilhan, “Şirketlerimizin potansiyelini serbestleştirin, Gulliver’i özgür bırakın sloganıyla hareket eden Avrupa iş dünyası, bu amaca ulaşmak için araç olarak da Lizbon Stratejisi’ni benimsemiş durumda” diye konuştu. Özilhan, Lizbon Stratejisi’nin yenilikçi işletmelerin kurulması ve gelişmesi için elverişli bir ortam yaratılmasının yanı sıra bütünleşmiş ve etkin işleyen bir piyasa mekanizması için reformlar, etkin ve entegre mali piyasalar, kamu maliyesinin kalitesi ve sürdürülebilirliği, bilgi toplumunda yaşamak ve çalışmak için genel ve mesleki eğitim, aktif istihdam politikası ve toplumsal katılımın artırılması gibi başlıklarla derinleştirildiğini söyledi.

Özilhan, Türkiye’nin Teknoloji Geliştirmedeki Öncelikleri ve İşbirlikleri temalı 5. Teknoloji Kongresi’nin açılışında yaptığı konuşmada, Türkiye’nin gelişmiş ülkeler arasında hak ettiği yeri alabilmesi hedefinin, teknolojinin üretimi ve kullanımını, teknoloji politikaları oluşturmayı hayati önem taşıyan bir zorunluluk haline getirdiğini vurguladı. Teknolojinin aslında sadece Türkiye’nin değil, bütün dünyanın, özellikle de Avrupa’nın yakından ilgilendiği bir konu olduğuna işaret eden Özilhan, bunun en belirgin göstergesinin, Avrupa Birliği’nin oluşturduğu Lizbon Stratejisi olduğunu ifade etti. Avrupa ülkelerinin, girişimcilik, yenilikçilik, rekabetçilik gibi konularda Amerika’nın gerisinde kalması nedeniyle 2000 yılında Lizbon’da, istihdam, ekonomik reform ve toplumsal uyum konularındaki hedeflerini belirleyerek, on yıllık bir strateji oluşturduklarını anımsatan Özilhan, Lizbon Stratejisi’nde belirlenen hedeflere ulaşmak için gerekli büyümenin, bilgiye dayalı, rekabetçi ve dinamik bir ekonomiyle sağlanacağının altının çizildiğine dikkat çekti.

Cevap Anahtarı

1. e – Yanıtınız yanlış ise “Giriş” bölümünü yeniden gözden geçiriniz.
2. a – Yanıtınız yanlış ise “Klasik Teori’de Girişimciliğin Temelleri” bölümünü yeniden gözden geçiriniz.
3. d – Yanıtınız yanlış ise “Klasik Teori’de Girişimciliğin Temelleri” bölümünü yeniden gözden geçiriniz.
4. a – Yanıtınız yanlış ise “Klasik Teori’de Girişimciliğin Temelleri” bölümünü yeniden gözden geçiriniz.
5. d – Yanıtınız yanlış ise “Neoklasik Teori’de Girişimciliğin Temelleri” bölümünü yeniden gözden geçiriniz.
6. a – Yanıtınız yanlış ise “Geleneksel Ekonomik Gelişme Modeli” bölümünü yeniden gözden geçiriniz.
7. c – Yanıtınız yanlış ise “Girişimciliğe Dayalı Ekonomik Gelişme Modeli” bölümünü yeniden gözden geçiriniz.
8. c – Yanıtınız yanlış ise “Girişimciliğe Dayalı Ekonomik Gelişme Modeli” bölümünü yeniden gözden geçiriniz.
9. a – Yanıtınız yanlış ise “Girişimciliğe Dayalı Ekonomik Gelişme Modeli” bölümünü yeniden gözden geçiriniz.
10. a – Yanıtınız yanlış ise “Geleneksel Ekonomik Gelişme Modeli” bölümünü yeniden gözden geçiriniz.

Sıra Sizde Cevap Anahtarı

Sıra Sizde 1

Smith’e göre kapitalist, temel kaynakları (toprak, işgücü, sermaye) başarılı bir endüstriyel girişimde birleştiren mülkiyet sahibi- yöneticidir. Smith kapitalistleri gelişmeyi ve toplumun refahının dağılımını sağlayan temel unsurlar olarak tanımlamıştır. Ekonomi biliminin temelini oluşturan kişi olarak bilinen Adam Smith, girişimci ile kapitalisti özdeşleştirmektedir.

Sıra Sizde 2

Tam rekabet piyasasının özellikleri, çok sayıda alıcı ve satıcının olması, tek bir alıcı ya da satıcının piyasa fiyatını etkileyememesi, fiyatların piyasanın işleyişi ile oluşması, mallar ve hizmetlerin homojen olması ve tüm alıcı ve satıcıların piyasadaki işlemlerden haberdar olmalarıdır.

Sıra Sizde 3

Schumpeter’ e göre temel girişimci davranışları, yeni bir malın ya da hizmetin yeni bir tipinin veya kalitesinin sürülmesi, üretime yeni bir tekniğin uygulanması, yeni bir pazarın oluşturulması, endüstrinin yeniden yapılandırılması ve yeni bir hammadde veya yarı mamul kaynağının bulunmasıdır.

Sıra Sizde 4

Girişimcilik ve yenilikler ekonominin yaratıcı sürecinin merkezinde yer almakta, büyümeyi hızlandırmakta, verimliliği artırmakta ve yeni iş olanakları yaratmaktadır. Bütün bunlardan çıkarılacak sonuç ise, girişimciliğin ekonomik gelişmede önemli bir rol oynadığıdır.

Sıra Sizde 5

Geleneksel ekonomik gelişme modelinde girişimciliğe yeterli önem verilmemektedir. Özellikle küçük işletmeler yerine büyük ölçekli işletmelere odaklanmış olmalarıdır. Ayrıca büyük ölçekli işletmelerin ekonomik gelişmenin gerçek lokomotifi olduğunu varsaymaktadır. Genelde uygulanan politikalar anahtar sektörlerin ya da dünya ölçeğinde rekabet edebilecek ulusal şampiyonların desteklenmesi şeklinde görülmektedir.

Sıra Sizde 6

Girişimciliği etkileyen altyapı koşulları finansal koşullar, ticari ve hukuki altyapı, devlet politikaları ve programları, eğitim- öğretim, fiziksel altyapıya erişim ve kültürel- sosyal
normlardır.

Başvurulabilecek ve Yararlanılan Kaynaklar

Alada, A. D. (2001). İktisadi Düşünce Tarihinde Girişimcilik Kavramı Üzerine Notlar. İ. Ü. Siyasal Bilgiler Fakültesi Dergisi, No: 23- 24.
Audretsch, D. B. & Thurik, R. (1997). Sources of Growth: The Entrepreneurial Versus The Managed Economy. Discussion Paper, Tinbergen Institute, Erasmus University.
Barreto, G. (1989). The Entrepreneur in Microeconomic Theory: Disappearance And Explanation. London: Routledge.
Blaug, M. (1987). Economic History and the History of Economics. NY: New York University Press.
GEM. (2000). GEM 2000 Executive Report. USA: Global Entrepreneurship Monitor.
Hebert, F. & Link, A. (1982). The Entrepreneur: Mainstream Views and Radical Critiques. NY: Praeger.
OECD. (1998). Fostering Entrepreneurship. Paris.
Savaş, V. (2000). İktisatın Tarihi. Ankara: Siyasal Kitabevi.
Schumpeter, J. A. (1983). The Theory of Economic Development. New Brunswick: Transaction Publishers.
Taymaz, E. (2001). Ulusal Yenilik Sistemi Türkiye İmalat Sanayinde Teknolojik Değişim ve Yenilik Süreçleri. Ankara: TÜBİTAK / TTGV / DİE.
Thurik, R. (1994). Small Firms, Entrepreneurship, and Economic Growth. Rotterdam: Erasmus.
Thurik, R. & Wennekers, S. (1999). Understanding The Links Between Entrepreneurship, and Economic Growth. Rotterdam: Erasmus University.
Tosunoğlu, B. T. (2003). Girişimcilik ve Türkiye’nin Ekonomik Gelişme Sürecinde Girişimciliğin Yeri. Yayımlanmamış doktora tezi, Anadolu Üniversitesi, Eskişehir.
TÜSİAD. (2002). Türkiye’de Girişimcilik. İstanbul: TÜSİAD (Yayın No: 12/340).

  • Facebook
  • RSS
  • Twitter
  • Add to favorites
07. Gelişmiş ve Gelişmekte Olan Ülkelerde Girişimcilik ◄ ÖNCE | SONRA ► 09. Türkiye’de Girişimciliğin Değerlendirilmesi

İlgili Yazılar:

Bir Cevap Yazın

ABD bebek borç Ders: Halkla İlişkiler ekonomi gelişim hak hastalık Hukuk idare iktisat kamu kaynakça kişilik psikoloji sağlık sendika sözleşme sıra sizde tartışma tedavi Test Soruları ticaret Türkiye yargı yaşamın içinden Özet çocuk öğrenme ünite

AÖF