04. Konuşma ve Dinleme Becerileri
İkna edebilmek için iknacı, nasıl konuşması ve dinlemesi gerektiğini iyi bilmelidir. İnsan iletişiminde, etkili konuşma ve dinleme, olmazsa olmazlar arasında yer alır. Bu bölümde, etkili satışın inceliklerinden; bir satış elemanında bulunması gereken özelliklere, güzel ve akıcı konuşmanın ve etkili dinlemenin yollarına kadar sürecin tüm aşamaları açıklanmaktadır. Konuşmacının konuşma yapacağı ortamı, izleyicileri tanıması ve haklarında önceden bilgi edinmesi, etkili konuşma yöntemlerini bilmesi ve ikna edici konuşmayı bu çerçevede biçimlendirmesi gerekmektedir.
Amaçlarımız
Bu üniteyi tamamladığımızda;
- Konuşmanın tanımı yapabilmek,
- Konuşmayı oluşturan etmenleri sıralamak,
- Konuşmanın öğelerini belirlemek,
- Dinleme türlerini açıklamak,
- İyi bir dinleyici olmanın temel noktalarını listelemek için gerekli bilgi ve becerilere sahip olacağız.
Örnek Olay
Etkili Satış Eğitimi
Zaiss ve Gordon’un Etkili Satış Eğitimi başlıklı eserinde, satış elemanlarının nasıl daha etkili satış yapabilecekleri, alıcıları nasıl ikna edebilecekleri yönünde bilgilere yer verilmektedir. Alıcıları etkili dinleme yöntemlerinin açıklandığı dördüncü bölümde de özet olarak satış elemanlarına aşağıdaki öneriler verilmektedir:
1- Dinleme, karşınızdaki kişilerle sinerjik ilişki kurmada temel bir araçtır.
2- Etkili dinleyemememizin dört önemli nedeni;
- Nasıl dinleyeceğimizi öğrenememek,
- Satmak için konuşulması gerektiğine inanmak,
- Dinlemenin konsantrasyon gerektiren bir eylem olması,
- Paradigmalarımızın duyduklarımızı değiştirmeleridir.
3- Etkili dinlemenin türleri;
- Sözsüz dinleme,
- Edilgen dinleme- sessizlik, kabul ettiğini gösteren tepkiler, kapı aralayıcılar
- Etkin dinleme- iletiden algıladığınızı kendi sözcüklerinizle geri bildirmedir.
4- Etkin dinleme, gönderenin iletisindeki duyguları ve gerçekleri anladığınızı gösteren iletiyi geri göndermektir. Etkin dinleme, karşınızdaki kişiye, onu anladığınızı ve işittiğinizi ilettiği için onlarla ilişki kurmada güçlü bir araçtır.
Anahtar Kavramlar
- Konuşma
- Dinleme
- Ses ve Konuşma Dinamikleri
- Biçem
- Telaffuz
- Sözcük Hazinesi
- Dinleme Mitleri
- Aktif Dinleme
İçindekiler
- KONUŞMANIN İNSAN YAŞAMINDAKİ YERİ VE ÖNEMİ
- KONUŞMANIN TARİHÇESİ
- KONUŞMA TANIMI
- KONUŞMAYI OLUŞTURAN ETMENLER
- KONUŞMANIN ÖĞELERİ
- KONUŞMALARDA ÖNEMLİ NOKTALAR
- DİNLEME BECERİLERİ
- DİNLEME HAKKINDAKİ MİTLER
- NASIL DİNLİYORUZ?
- NİÇİN DİNLEMİYORUZ?
- DİNLEME VE ANLAMA
- İYİ BİR DİNLEYİCİ OLMAK İÇİN YAPILMASI GEREKENLER
KONUŞMANIN İNSAN YAŞAMINDAKİ YERİ VE ÖNEMİ
Yalın bir tanımla konuşma, duygu ve düşüncelerimizi, görüp yaşadıklarımızı karşımızdakilere sözel iletişimin sözlü boyutuyla iletme işidir. Bu bağlamda konuşma; tıpkı yemek yemek, solumak, su içmek, yürümek gibi günlük yaşamımızın bir parçasıdır. Sabahın ilk saatlerinden yatma zamanına kadar sıradan bir günümüzü düşünelim. Bu süre içinde konuşmanın büyük bir yer tuttuğunu görülür. Bir gün içerisinde, eğer yalıtılmış bir ortamda yaşamıyorsak, mutlaka yakınlarımızla, çevremizdekilerle, arkadaşlarımızla günün olayları, ihtiyaçlar, duygular, düşünceler vb. üzerinde konuşmuşuzdur. Karşılıklı olarak gazetelerde okuduklarımızdan, duyduklarımızdan, kişisel ve toplumsal sorunlarımızdan söz etmişizdir. Bu sorunlar üzerindeki düşüncelerimizi açıklayıp, düşünce alış verişi yapmış, yaşantılarımızı paylaşmışızdır. Bu toplum içinde yaşamın doğal bir sonucudur, günlük bir gereksinmedir. Konuşma günlük bir gereksinme olduğu gibi, iş ve uğraşımız yönünden de bir gereksinmedir. Kısacası iletişimin bir türü olarak konuşma varoluşumuzun bir biçimi olarak ortaya çıkmaktadır.
Bilim ve teknik alanlarındaki yeni buluş ve gelişmeler de bu alanlarla ilgili kişilerin sık sık bir araya gelmesini zorunlu kılar. Konuşmalar, konferanslar, açık oturumlar, paneller, forumlar düzenlenir. Eğer seçtiğimiz işte başarının yolu üzerindeysek, bu tür etkinliklerde varlığımızı kanıtlamak, kendimizi kabul ettirmek, konuşmamızın, düşüncelerimizin, açıklamadaki kısacası konuşmadaki ustalığımızın gücüne bağlıdır.
KONUŞMANIN TARİHÇESİ
Konuşma insanın en eski bilinçli eylemidir ve şüphesiz insanla başlamıştır. Elbette bir arada yaşama, eşya yapma benzerliği ile insanı hayvanla ortak duruma getiren noktalardan insanlığı daha üstün bir düzeye çıkaran en önemli etken, haberleşmede çok büyük bir aşama olarak değerlendirilen konuşma olmuştur. İnsan soyunun ilk ve en eski çağlarından bu yana olan her konudaki birikimini kuşaktan kuşağa aktarmada ve kültür oluşumunda konuşma şüphesiz çok değerli roller oynamıştır ve oynamaktadır.
Özcesi, insanı hayvandan ayıran en önemli özellik, konuşmadır. Toplumsal bir varlık olması ya da araç ve eşya yapabilmesi gibi özellikleri bile, insanı, hayvandan ayırma konusunda konuşma yeteneğine benzer bir biçimde değerlendirilemez. İnsan, ruh ve beden bakımından, canlı varlıklar arasındaki gelişme çizgisinde bir özelleşme sonucu ayrılsa bile bunda konuşmanın rolü çok büyüktür. O kadar ki, insanın toplumsal bir varlık olabilme ve araç kullanabilme, eşya yapabilme yetenekleri bile konuşma yeteneği ile sıkı sıkıya bağlıdır ve hatta bu özellikler konuşmanın birer sonucu olup, konuşma ile birlikte oluşmuş ve gelişmişlerdir.
Kuşkusuz ilk insanlar konuşmayı bilmeden önce de bir biçimde anlaşabiliyorlardı. Karınlarını doyurmak, uyumak vb. ihtiyaçlarını gidermek için el ve kollarını oynatarak, daha sonraki aşamalarda resimler yaparak birbirleriyle anlaşabiliyor ve ihtiyaçlarını karşılayabiliyorlardı. Derken konuşmayı ve daha sonra da yazmayı öğrendiler. Böylece iletişim aşama aşama da olsa kolaylaşmış oldu. Konuşmanın kaynağı, (nasıl başladığı) bugün bile, modern antropoloji biliminin henüz iyice aydınlatamadığı ve üzerinde tam olarak uzlaşamadığı bir sırdır.

Konuşmanın kaynağını açıklayan bir görüşü özetleyebilir misiniz?
Bazı bilim adamları ilk sözlerin doğa seslerinin, ya da doğal seslerin; çat, pat, küt, çatırtı, patırtı, şırıl şırıl, gürül gürül gibi sözcüklerle taklidinden doğduklarını ileri sürmektedirler. Başka deyişle; ses benzerliklerinden yararlanılarak bazı nesne ve durumların taklit edilmesi bu yaklaşımın temelini oluşturur. Çeşitli hayvan seslerinin taklit edilerek geliştirilmesinin konuşmaya yol açtığını ileri sürenler de bulunmaktadır.
Modern antropoloji, toplum halinde yaşayan, araç ve eşya yapıp kullanan ve bazı kalıntılar bırakan, konuştuğu tahmin edilen ilk insana ait izleri M. Ö. 450. 000 tarihine kadar çıkarabilmiştir. Son araştırmalar daha önceki tarihlere kadar uzanmaktadır. Hollandalı antropolog Dr. Dubois ilk insan türünün tarihini 800 bin yıl öncesine çıkarmıştır.
Yeni bir bilim dalı olarak kabul edilebilecek Paleoantropoji, insanın 25 milyon yıllık tarihi üzerinde çalışmaktadır. Fakat insanı insan yapan değerlerin ve özelliklerin başında bulunan, onun ruh beden karışımında en önemli niteliğini ortaya koyan konuşmanın, bir dil halinde ne zaman başladığı hâlâ tartışılmaktadır. Antropolojinin linguistik dalı üzerinde çalışan bilim adamları, konuşma ile araç yapma yeteneğinin aynı zamanda ve birlikte başlamış olabileceğini ve bunun en az iki milyonlu bir geçmişi karşılayabileceğini ileri sürmektedirler.
O tarihten bu yana insanın oluşumunda ve insan zekasının ilerlemelerinde, düşüncenin, bilgilerin, bilimlerin, tekniğin, kısaca uygarlığın ve kültürün gelişmesinde başlıca etken ve araç olan konuşma bugün de çok değişik ve giderek karmaşık biçimler altında önemli rolünü sürdürmektedir.
Konuşma Kavramı ve Tanımı
Yukarıda ele alınan tartışmaların ötesinde hayvanlar dünyasına gelince, hayvanlar, tarih boyunca, artmayan ve eksilmeyen belirli ve sınırlı taklit seslerle ve hareketlerle işaretleşir, ancak buna konuşma denilemez. Yalnız insan konuşur. Bu yetenek de kalıtımla aktarılmaz, sonradan öğrenilir ve en önemlisi konuşmada bilinç işe karışır.
Konuşma, insanlar arası iletişimi sağlayan ve anlatıma yarayan bir işaretler sistemi ve örgütüdür. Kuşkusuz, konuşma günlük eylemlerle ilgili ve bunlara ilişkin olarak başlamış ve pratiğin içinde gelişmiştir. Bununla kalmamış, kendi içinde katlanarak, bilinçli bir anlam kazanmış, pratik yaşamın üstünde yön verici, biçimlendirici, oluşturucu niteliklere sahip bulunduğu anlaşılmış, edebiyat, felsefe ve bilim düzeylerinde rol alarak, uygarlıkların en önemli öğesi haline gelmiştir.
Konuşma, konuşanın, başkalarını ilgilendireceği varsayımı ile ve diğer kişi ya da kişilerle bir anlaşma sağlamak amacıyla, düşündüklerini dil ve ses kalıpları halinde, haberleşme kanalları aracılığıyla aktarması ve tepkilerini kontrol ederek, bu eylemi geliştirmesidir. Konuşma, sürekli bir düşünme alış verişidir. Aynı zamanda bireyi aşan ve tarih içinde toplumsal birikim sağlayan bir haberleşme örgütüdür. Böyle dinamik bir örgütte düşüncelerin ve duyguların dile getirilmesi gibi aktif ve bunların algılanması gibi pasif iki yanlı bir çalışma vardır. Konuşma, artikülasyon, söz, ses, jest, resim gibi aşamalardan geçmiş ve bugün bunların hepsini birden kullanan bir bütünlüğe kavuşmuştur.

Konuşmanın tanımını yapabilir misiniz?
Günümüzde konuşma, bir dil olmaktan fazla bir şeydir. Fakat, bu onun gene de dile dayalı bir tabanı, kaynağına ilişkin bir akışı ve yayılışı olduğu gerçeğini görmemize engel değildir. Bu nedenle çoğu kez, konuşma ile dili birbirinin tamamlayıcısı olarak anlamak gerekir. Öyle ki bu anlamda büyük çoğunlukla dil denildiği zaman konuşmanın, konuşma denildiğinde de dilin işaret edildiği hatırdan çıkarılmamalıdır.
KONUŞMANIN TANIMI
Yalın bir tanımla konuşma, duygu ve düşüncelerimizi, görüp yaşadıklarımızı karşımızdakilere sözcükleri seslendirerek gönderme, iletme işidir. Bu bağlamda, nasıl solumak, yemek yemek, su içmek, yürümek günlük yaşamımızın bir parçasıysa, konuşma da öyledir.
Günlük yaşantımız incelenecek olursa, bu süre içerisinde konuşmanın bir hayli yer tuttuğu görülür. Yakınlarımızla, çevremizdekilerle, dost ve arkadaşlarımızla günün olayları hakkında konuşuruz; birtakım sorunlar üzerindeki düşüncelerimizi, görüşlerimizi açıklarız. Böylece düşünce alış verişi yapar, yaşantılarımızı paylaşırız. Başka deyişle konuşma, günlük bir gereksinim ve toplum içinde yaşayışımızın doğal bir sonucudur.
Konuşma, aynı zamanda işimiz ve uğraşımız yönünden de bir gereksinimdir. Kimimiz öğrenciyizdir; konuları arkadaşlarımızla birlikte tartışırız, hazırladığımız bir konuyu sınıfa ve öğretmenlerimize sunarız, konumuzla ilgili bize yöneltilen soruları ve eleştirileri yanıtlarız. Kimimiz satıcıyızdır; satacağımız malın niteliklerini alıcıya anlatır, onu iyi bir mal alacağına inandırmaya çalışırız. Kimimiz avukattır, üstlendiğimiz davanın savunmasını yaparız. Kısaca, herbirimizin bir işi, bir uğraşısı vardır ve bu iş ve uğraşının gerektirdiği konuşmalar hayata geçirilir. Böyle konuşmalarda başarımızı etkileyen etkenlerden olan konuşma gücümüzün, o alandaki gelişkinliği ve yetkinliği oldukça önemlidir. Avukatlık, öğretmenlik, politikacılık ve satıcılık vb. iş dalları, özellikle konuşma sanatında ustalık gerektirir. Katılınan konuşmalar, konferanslar, açıkoturumlar gibi etkinliklerde de varlığımızı kanıtlamak, kendimizi kabul ettirmek, konuşmamızın, düşünceleri açıklamadaki ustalığımızın gücüne bağlıdır.
Konuşma, bir düşünce alış verişi, yaşantılarımızı başkalarıyla paylaşma işidir. Kişiliğimizi de, düşünsel gelişimimizi de belirleyen ana ölçüt konuşmamızdaki yetkinliğimizdir. Kimi kişiler, sıradan bir konu üzerinde bile karşılarındakileri ağızlarına baktırarak konuşurlar. Kendilerini. inandırarak, zevkle ve dikkatle dinletirler.
Çok güzel konuşan böyle kişiler için “ağızdan bal akıyor” denilir. Kimi kişiler de vardır ki doğru dürüst söyleyeceklerini söyleyemezler. Neyi, niçin anlattıklarının bilincinde değillerdir. Bazen bir sözü, bir düşünceyi sürekli yinelerler ya da daldan dala atlarlar. Sürekli “ne diyordum?”, “haa! Gelelim meseleye. ” gibi ifadeler kullanarak dinleyenleri usandırırlar. Bir de karşısındakilere ağız açtırmayanlar vardır ki sözün ucunu bir kez ele geçirdiler mi sürekli konuşurlar. Konu dışı, gereksiz sözlerle dinleyicilerin kafasını allak bullak ederler.
Konuşmada Dikkat Edilecek Noktalar
Yukarıda ele alınan nedenlerden dolayı, insanların kendi konuşmalarını ve eksikliklerini tanıması oldukça önemlidir. Konuşma güçlüğü çekip çekmediğimizi anlayabilmek için kendimize sorabileceğimiz birtakım sorular bu konuda yardımcı olabilir. Bunlar şu şekilde sıralanabilir:
- Söylediklerimi karşımdakiler kolayca anlayabiliyor mu?
- Düşüncelerimi açık ve etkili bir biçimde belirtebiliyor muyum?
- Sözcükleri söylerken söyleyiş ve dil yanlışları yapıyor muyum?
- Sesimi duygu ve düşüncelerimi besleyecek, zenginleştirecek bir yönde kullanabiliyor muyum?
- Tekdüze mi, yoksa canlı ve hareketli bir biçimde mi konuşuyorum?
- El ve yüz hareketlerimi kullanırken başka deyişle konuşmamı sözsüz iletişimle desteklerken birtakım yapmacık durumlara düşüyor muyum?
- Beni dinleyenlerin ilgisini dağıtacak ayrıntılardan, laf kalabalığından kaçınabiliyor muyum?
- Anlattıklarımın önemine, değerine öncelikle ben inanıyor muyum?
- Sözü başka alanlara kaydırıyor, amaçtan ve konudan sapıyor muyum?

Konuşmada dikkat edilecek noktaları sıralayabilir misiniz?
Biz insanları diğer canlı varlıklardan ayıran özelliğimiz konuşma gücümüzdür. Fakat bu, ağzımıza geleni saçma sapan, düşünmeden ve gelişigüzel söylemek anlamını taşımamalıdır. Aksine düşünerek, düzgün anlatımlı konuşmak anlaşılmalıdır. Bunu belirtmek için atalarımız; “Boğaz dokuz boğumludur. ” demişlerdir. Önce düşünmek ve daha sonra da zihinde tasarladıklarımızı gerekiyorsa söylemek yerinde olacaktır.
Araştırmalardan öğrenildiğine göre, ilk insan ses aletini kullanmasını bilmemekteydi. Ancak onu sindirim aygıtının bir parçası gibi, doğal olarak da, yaşabilmesi için soluk alma, yemek yeme aracı yerine kullanmaktaydı. Uzun yıllar geçtikten sonra insanlar, yalın sesler çıkarmaya ve o seslerle de birçok kavramı anlatmaya çalışmıştır. Uzun zaman bunun üzerinde çalışıp çıraklık dönemini atlattıktan sonra, söz söyleyebilme mutluluğuna kavuşmuşlardı. Görülüyor ki söz, insanın doğal bir anlatım aracı değildir. Nasıl bir müzik aletini çalmak için nota ile o aletin üzerinde çalışıp bir emek ve çaba harcamak gerekirse, kişilerin karşısında söz söylemeyi öğrenmek için de öncelikle bazı metinler üzerinde çalışıp bir emek ve çaba harcamak gerekir.
Düz anlamıyla konuşmayı ilk çocukluk yıllarında pek çaba göstermeden çevremizdeki kişilerden öğreniriz. Kısacası, daha önce de belirtildiği gibi konuşma doğuştan getirilen bir yetenek değil, sonradan kazanılan bir beceri ve alışkanlıktır. Her beceri ve alışkanlık gibi bunu da zamanla geliştirir, ilerletiriz. Bağlı olarak güzel ve etkili konuşma sanatı da birçoklarının düşündüğünün aksine, sadece bir yetenek işi veya Tanrı vergisi değildir. Aynı zamanda, çalışılarak kazanılan bir beceri ve bir sanattır. Her sanat gibi onun da kendine özgü incelikleri, kuralları, yolu yordamı vardır. Bunu Brian adlı düşünür de: “İyi ve güzel konuşabilme yeteneği Tanrı vergisi değil, çalışmakla ve konuşma denemeleri yapmakla elde edilen bir beceridir. ” diyerek belirtmiştir.
Diksiyon: Son olarak da, konuşma sanatının temel elemanı olan diksiyon kelimesinin anlamına değinmek gerekir. Bugün kullandığımız diksiyon, dilimize Fransızca’dan geçmiştir. Diksiyon, söz söylerken duygu ve düşünceleri üslubuna uygun olarak belirtmek için sesin uyumunu, söylenişi, jesti, mimiği, alınacak tavırları yerinde, aynı zamanda güzel kullanma sanatıdır, şeklinde tanımlanabilir.
Bir konuşmacı, bir avukat düşüncelerini ve duygularını iyi anlatabilmek için uygun ve inandırıcı sözcükler ve tümceler seçtiği gibi, doğru bir ses ve düzgün söyleyişe başka deyişle iyi bir diksiyona da sahip olmalıdır. Bu bakımdan, dinleyiciler karşısında söz söyleyen herkesin Diksiyon Sanatı’nı bilmesi önemli bir gereklilik olarak karşımıza çıkmaktadır.
KONUŞMAYI OLUŞTURAN ETMENLER
Konuşma en az şu beş etmenden oluşur: Ses, boğumlanma (telaffuz) , konuşma dinamiği, sözcük hazinesi ve biçem (üslup) .
Ses
Genel anlamıyla hava titreşiminin kulakla duyulmasına ses denilmektedir. İnsanların anlaşma araçlarından en önemlisinin, gelişmeye en elverişli olanının seslenme olduğu ve dillerin bu seslenmelerden doğduğu öne sürülmektedir.
Ses, akciğerden gelen havanın gırtlaktaki kirişlere çarpmasıyla, onları titretmesiyle çıkar. Kirişlerde perdelenen sesler, ağzımızda bulunan organların gereğince açılıp kapanması, yaklaşıp uzaklaşması, gerilip çözülmesiyle; çeşitli değişme ve değiştirmeleriyle boğumlanır; konuşma sesi biçimine girer. Çıkarılan herhangi bir sesle, konuşma sesi birbirine karıştırılmamalıdır. Ses ve konuşma arasında neden bu kadar sıkı bir ilişki olduğu sorusu akla gelebilir. Çünkü, ses ve kişilik, ses ve yaş, ses ve cinsiyet arasında güçlü bir bağ olduğu da kabul edilmektedir. Örneğin, kendisini görmeden konuştuğumuz bir kişinin, erkek ya da kadın olduğunu ya da yaşını belli birtakım ön-kabullerimizden hareketle hemen anlayabiliriz.
Ses kalitesi ile toplumsal kişilik arasındaki ilişki üzerinde yapılan bir inceleme şu ilginç sonucu ortaya çıkarmıştır: Konuşma sesine bakarak kişinin dik başlı mı, yumuşak başlı mı olduğunu kestirmek zor değildir. Yine, bu konuda yapılan araştırmalardan birinde, kendileri görülmeden dinlenen genç erkek çocukların sesleri, liderlik niteliğine sahip olanlarla olmayanları birbirinden ayırmaya yettiği bile belirlenmiştir. Bu deneylerden çıkan en ilginç ve en anlamlı sonuç, dinleyicilerin, ses ile kişilik arasındaki ilişkilere birtakım belirli özellikler yakıştırma eğiliminde olmalarıdır. Bu da, konuşan kişinin, yaptığı işe ya da toplum katındaki yaşam düzeyine göre oranlanmaktadır. Söz gelimi, dinleyici açısından öğretmenin, din adamının, haydutun, politikacının, yaltakçının, sıradan bir insanın sesi ayrı ayrı özellikler göstermektedir. Böylece, sözel simgeleri dinleyicinin duyum mekanizmasına iletmede sesin yüklendiği büyük önem bir kez daha belirmektedir.
Ses, kişiliği bu denli yansıtmanın yanında konuşmayı da tamamen olumlu ya da olumsuz yönde etkileyebilir. Ses, sadece sözcükleri değil konuşmacının tutumunu, coşkusal durumunu, konuya olan hakimiyetini de belirtir. Bu nedenledir ki çoğu zaman söyledikleri kadar söyleyiş biçimleri de önem kazanmaktadır.
Konuşma yetersizliklerinden bazıları, sinirlilik, aşırı heyecanlılık, güvensizlik gibi halleri içeren kişilik sorunlarından doğar. Konuşulacak konu üzerinde yeterince hazırlanmamış olmak da ses denetimini zayıflatır, güvensizliğin artmasına neden olur. Organik engeller bir yana, konuşmada başarılı olmak isteyen kimseler, sese üstün önem vermek zorundadır.
Seste Kalite Sorunları: Sesle kişilik arasındaki ilişki, nitelikten kaynaklanmaktadır. Sesin niteliği, konuşmacının coşkusal tepkilerinin, alışkanlıklarının göstergesidir; kendisine, başkalarına ve yaşama karşı öz tutumunu gösterir. Konuşmalardaki genel kusurların başında sesin tekdüzeliği gelir. Bu konuşmacıyı etkili konuşmaktan alıkoyan en büyük etkendir. Bu nedenle akıcı, değişken bir konuşma biçimi geliştirilmelidir. Belirli bir duygunun anlatımına elverişli olan bir ses, başka bir duygunun anlatımına hiç de elverişli olmayabilir. Sesteki tekdüzelik, genellikle gövdesel kasların yeterince gerilmeden yoksun olmasından ileri gelir. Uzun süredir hasta olanlar ya da hiç bir coşkuyu derinlemesine yaşamayanlar, tekdüze bir sesle konuşurlar. Öte yandan, son derece coşkusal bir ruh yapısına sahip oldukları halde, coşkuları çeşitlilikten yoksun olanlar da, seslerin niteliği bunalımlı ve uyuşuk kimselerinkinden tamamıyla başka olsa da, yine tekdüze konuşurlar. Son olarak sıkıntı ve korku, gırtlak kasılmalarına neden olarak sese zarar verir ve sesin kalitesine olumsuz etkide bulunur.
İyi Bir Konuşma Sesinin Özellikleri:
- İşitilebilirlik: Bu konudaki en temel belirleyici, konuşmacının, sesini dinleyicilere rahatça işittirilebilmesidir. Konuşanların çok yavaş ya da çok yüksek tonlarla konuşmaktan sakınması gerekir. Konuşmacı sesini, konuştuğu yerin büyüklüğüne, küçüklüğüne; dinleyicilerin azlığına, çokluğuna bağlı olarak ayarlayabilmelidir.
- Akıcılık: Akıcılık, konuşma hızı ile ilişkili önemli bir sorundur. Hız, konuşmayı oluşturan gereçlerin özelliğine, konuşmacının coşkusal durumuna, kişiliğine, mizacına; konuşmanın gerçekleştirildiği yere ve dinleyicinin niteliğine göre değişmeler göstermelidir. Buradaki en önemli belirleyici ise konuşmanın cümlelerinde yer alan düşüncelerin, dinleyicilerin algılama hızına denk düşecek bir akıcılıkta sunulması gerekliliğidir. Başka deyişle hızı dinleyicilerin algılama yeterliliklerine göre ayarlamak temel ilkedir.
- Hoşa giderlik: İyi bir konuşma sesinin sadece işitilebilir ve akıcı olması yetmez, aynı zamanda hoşa gider bir nitelik de taşıması gerekir. Bir sesin hoşa giderliği, o sesin tınısı ile ilgilidir. Katı, kulak tırmalayan, hırıltılı, madensel, tiz, burunsal hışıltılı, buğulu, çok yumuşak, gevrek, biçimden yoksun sesler hoşa gitmeyen seslerdir. Rahatlıkla işitilebiliyorsa, kolaylıkla izlenebilen bir hızla konuşabiliyorsanız, tonunuz tınılı ve anlamlı biçimde bükümlü ise, sesiniz hoşa giden bir ses olarak değerlendirilir. Ancak seste hoşa giderlik konusunun bir anlamda görece olduğunu da unutmamak gerekir. Bazı durumlarda konuşmacıya karşı olan olumlu ya da olumsuz duygular, konuşmacının geçmişi ile inanırlık ve güvenirliği hoşa giderlik konusunda farklı yaklaşımlara yol açabilir.

İyi bir konuşma sesinin özelliklerini biliyor musunuz?
Boğumlanma (Telaffuz)
İnsanın insanlaşmasında baş etmen olan el-beyin diyalektiğinin doğrultusunda, doğal hayvansal seslerin, bağırtılarla çığlıkların, evrim süreci içinde, sözcük seslerine dönüşmesi olayına boğumlanma (telaffuz) denir. Sözel konuşmanın temelini boğumlanma oluşturur.
Boğumlanma, aynı zamanda, yazılmış ya da basılmış birtakım simgeleri (harfleri) seslemek, seslendirmek demektir. İletişim bilimi açısından bakıldığında; basılı bir sözcüğe bakıp da onu telaffuz eden kişi, görsel bir uyaranı işitsel bir uyarana çeviriyor demektir. Canlı ve işitsel olan konuşma ile başka deyişle, sözle onun basılı ya da yazılı, cansız gölgeleri olan harfler arasında büyük ayrım vardır. Telaffuz da konuşmada oldukça önemli etmenlerden biridir. Sözcükleri telaffuz edemediğimizi ya da doğru telaffuz edemediğimizi düşündüğümüzde etkili bir konuşma yapmanın ne denli zor olduğu görülür.
Konuşma Dinamiği
Bu konu ile ilgili olarak öncelikle bir soruyu gündeme getirmek gerekir. İnsanlar niçin konuşur? Başka bir ifadeyle insanları konuşmaya iten nedenler nelerdir? Konuşma dinamiği konusunu ele almak için öncelikle bu sorunun cevabını bulmak gerekir.
Toplum içinde, birlikte yaşamanın gereği olarak duygu, düşünce, ihtiyaç ve isteklerimizi yanımızdakilere, karşımızdakilere bildirmek ya da iletmek hepimiz için bir zorunluluktur. Böylece, insanları konuşmaya iten nedenlerin duygu düşünce, ihtiyaç ve isteklerimiz olduğu kendiliğinden ortaya çıkmaktadır. İşte, konuşma dinamiği sözü ile anlatılmak istenen budur. İnsan, duygu, düşünce ve isteklerinden tümüyle yoksun olduğu ya da yoksun bırakıldığı veya belli ihtiyaçları karşılanamadığı zaman yaşamıyor demektir. Kuşkusuz yaşamayınca da konuşma diye bir sorun olmaz. Öyleyse, konuşma dinamiği yaşamanın ön koşuludur denilebilir.
Sözcük Hazinesi
Yazmada olsun, söylemede olsun, kurulan cümlelerin temel öğesi sözcüklerdir. Bir yapı ustası yapısını kurarken tuğla ve benzeri gereçlere başvurur. İnsanlar da yazarken, konuşurken sözcüklere başvurur. Yazmada veya söylemedeki rahatlığımız, verimliliğimiz kullanabildiğimiz sözcüklerin çokluğu ile doğru orantılıdır. Bu nedenle çeşitli yol ve biçimlerde insanların sözcük hazinelerini genişletmeleri gerekir. Ayrıca değişik durum ve olguları ifade edebilmek farklı sözcüklerin bilinmesi ile mümkündür. Düz anlamıyla gündelik hayat yapılan araştırmalarla 300-400 kelime ile sürdürülebilir. Ancak, özellikle günümüzde toplumsal değişme hızının giderek artmasıyla birçok yeni durum ve olgu ile karşılaşılması kaçınılmazdır. Bunların ifade edilmesi ve onlardan yararlanılabilmesi ancak kişilerin sözcük hazinelerini genişletmeleri ile mümkündür. Elbette bunun da biricik yolu öncelikle okumak ve kitle iletişim araçlarından bu anlamda faydalanmaktan geçer.
Biçem (Üslûp)
En kısa tanımıyla üslûp deyiş-söyleyiş özelliğidir. Toplumumuzdaki şu ünlü söz de bu özelliği çok anlamlı bir biçimde yansıtmaktadır: “Üslûb-ı beyan, ayniyle insan. ” Çok hızlı ya da çok yavaş konuşma biçimi; sözcükleri yaya yaya, uzata uzata ya da kesik kesik, kopuk kopuk söyleme biçimi; tekdüze bir konuşma biçimi; yersiz ve yanlış duraklar yapılan bir konuşma biçimi, bazı sözcükleri genel kabulün dışında yerel özelliklere bağlı olarak telaffuz etme gibi faktörler konuşmayı bir bakıma olumsuz yönde etkiler. İnsanlar söylemek istediklerini ya tam anlamıyla söyleyemez ya da söylese bile dinleyenler anlamayacak veya yanlış yorumlamalar yapıp yanlış ve istenmeyen sonuçlara ulaşabileceklerdir.
KONUŞMANIN ÖĞELERİ
Daha önce de vurgulandığı gibi, günlük yaşamımızda yer alan konuşmaların büyük bir bölümü karşılıklı konuşmalar, dertleşmeler, söyleşmeler biçiminde gerçekleşir. Bazı durumlarda bazı insanlar çeşitli nedenlerle bir topluluk ya da halk önünde de konuşur. Konuşmanın türü ister özel, karşılıklı dertleşme ve söyleşme niteliğinde olsun, ister halk önünde ya da bir topluluk karşısında olsun, güzel ve etkili bir konuşma yapabilmek için konuşmayı oluşturan öğeleri tanımak gerekir. Bunlar ayrı ayrı gibi gözükseler de gerçekte aralarında sıkı bir etkileşim ve bağ vardır. Her birini tanıma, konuşmayı hangi yönlerden etkilediğini öğrenme, konuşmacının başarısı için önem taşır.
Konuşmayı oluşturan öğeler aşağıdaki biçimde sıralanabilir:
- Dinleyici
- Ortam
- Konu
- Konuşmacı

Konuşmayı oluşturan öğeleri sıralayabilir misiniz?
Dinleyici
Her konuşma, en az bir kişiye bir şey hakkında bir şey söyleme işidir. Bu tanıma göre, konuşmayı oluşturan en önemli öğe dinleyicidir. Dinleyici olan kişi ya da kişiler kimlerdir? Konuşmacı onları tanıyor mu? Konuşulan kişiler arkadaş, eş dostlarsa onlar hakkında konuşmacının bir bilgisi ve görüşü vardır. Huyları, kültürel durumları, kişisel ilgi ve davranışları konuşmacı tarafından az çok bilinir. Ama bir topluluk ya da halk önünde konuşulacaksa iş değişir. Belki de bunlar konuşmacının yüzlerini ilk kez gördüğü kişilerdir. Dinleyiciler kimdir, necidir, neye karşı ilgi duyarlar, yaşları, eğitim ve zeka düzeyleri nedir? Bu ve benzeri soruların cevapları bilinmezse konuşmaya bir yön vermek ya da istenilen amaca ulaşmak çok zor olacaktır.
Dinleyicilerin temel özellikleri şöyle sıralanabilir: Yaş durumu, cinsiyet, sayı, dinleyicilerin iş ve uğraş durumu, eğitim düzeyleri ve mümkünse dünyaya bakışları.
Ortam
Ortam genel olarak konuşmanın yapılacağı toplumsal ve fiziksel çevredir. Hatta burada bir anlamda toplantının günün hangi saatinde yapılacağı değişkenini de dahil etmek mümkündür. Ortam değişkenine bağlı olarak öncelikle yapılacak konuşmanın özelliğini, genellikle konuşmanın amacının belirlediğini belirtmek gerekir. Kısacası konuşmanın hangi amaçla yapılacağı önemlidir. Eğer bir toplantıda konuşulacaksa iş görece olarak kolaydır. Konuşmanın konusu da amaç da toplantının niteliğine bağlı olarak kendiliğinden belirlenir.
Toplantının Niteliği: Kimi zaman da konuşma yapmak durumunda kalacağımız toplantı belirli günler, anma ve kutlama törenleri için düzenlenir. Örneğin konuşmacı öğrencidir, okulun açılış gününde ya da mezuniyet töreninde konuşacaktır. Konuşmanın amacını toplantının bu niteliği belirler.
Konuşmamızın günün hangi saatlerinde yapılacağı da çok önemlidir. Varsayalım ki bir konuşmacı kahvaltıdan hemen sonra bir okulda konferans verecektir. Bu saatte belki kimi öğrenciler uykuludur. Öğle yemeğine yakın bir saatte öğrenciler söylediklerimizden çok yemeklerini düşünebilirler. Konuşma günün geç saatlerine rastlarsa da dinleyiciler yorgun olabilir. Konuşma saatinin de dinleyiciler üzerindeki etkisi hesaplanmalıdır.
Elbette konuşmanın durumunu etkileyen etmenlerden biri de yerdir. Konuşmacı herhangi bir konuşma yapacağında aşağıdaki soruları önemle göz önünde bulundurmak zorundadır: Konuşma nasıl bir yerde yapılacak? Konuşma yapılacak yerin ışık, akustik durumu nasıldır? Yerin büyüklüğü dinleyicilerin sayısı için elverişli midir? Konuşmacı için özel bir yer var mıdır? Mikrofon ve hoparlör düzeni iyi çalışıyor mu? Konuşma bir açık hava toplantısında yapılacaksa toplantının yapıldığı yerde trafik durumu nasıldır? Yakın çevresinde okul ya da inşaat var mı? vb. Kısacası konuşmacı konuşmayı etkiyen temel faktörlerden olan konuşma yeri ve bu yerin ortaya çıkarabileceği olumsuzluklardan önceden haberdar olmalı ve bunlara gerekli müdahaleyi yapabilmelidir.
Toplantının Programı: Dinleyenler üzerinde belli bir etki ve uyarım yaratılabilmesi, toplantının programı ve konuşmacının bu program içindeki yerini iyi değerlendirmesine de bağlıdır. Burada da konuşmacının cevap araması gereken bazı sorular vardır: Toplantının tek konuşmacısı ben miyim? Benden başka konuşmacılar da varsa, onların ele aldıkları konular nedir ve nasıl konuşmaktadırlar? Bu sorular ışığında konuşmacı kendinden önceki konuşmacıları ilgiyle izlemelidir. Çünkü programın bir bütünlük kazanması gerekir. Bu bütünlük içinde konuşma ana bir yer mi tutuyor, yoksa ayrıntı niteliğinde midir? Bu kestirilmeli ya da öğrenilmelidir. Toplantının amacı açısından yapılacak katkının ne olacağı öğrenilmelidir. Konuşma ilk sıradaysa, konuşmanın, ana hatlarıyla bu doğrultusunda gelişeceği unutulmamalıdır. Konuşma sırası sonda ise söyleyeceklerimizin önceki konuşanların konuşmalarıyla bağlantısı yitirilmemeli, konuşma onların sağladığı ipuçlarının geliştirilmesiyle oluşmalıdır.
Toplantının Süresi: Genellikle konuşmacıların en büyük eksikliği süreyi iyi ayarlayamamalarıdır. Birden çok konuşmacının yer aldığı toplantılardan kimi konuşmacılar, daha konularına girmeden kendilerine ayrılan zamanı doldururlar. Bu yüzden de zamanın yetmediğinden, asıl söyleyeceklerini söyleyemediklerinden yakınırlar. Bize ayrılan zamanı iyi ayarlamak, bu zamana göre konumuzu sınırlandırıp, gerekli noktaların gereken yol ve biçimde yeteri kadar üzerinde durmak gerekir.
Konu ve Konuşmacı
Konuşmanın öğelerinden olan dinleyici ve ortamı ayrı ayrı ele aldık. Bu başlık altında yine konuşmanın öğelerinden olan konu ve konuşmacıyı birlikte ele alarak iyi bir konuşmanın nasıl olması gerektiği başka deyişle iyi bir konuşmada dikkat edilmesi gereken noktalar üzerinde durulacaktır.
İyi bir konuşma sağlam bilgilere dayanır: Hangi konu seçilirse seçilsin, o konu üzerinde rahatça, doğal bir biçimde konuşabilmemiz, konunun gerektirdiği bilgileri, araç gereçleri edinmeye bağlıdır. Düşüncenin dinleyicilere etkisiz ve etkili bir biçimde aktarılması sadece sözcüklerle, sözel simgelerle olmaz. Bunları konunun ve durumun gerektirdiği gereçlerle de somutlamak gerekebilir. Kullanılacak sayılar, grafikler ve resimler veya bilgisayar desteği, yerine göre konuşmayı daha etkili ve çarpıcı kılar. Çünkü konuşma, görsel ve işitsel simgelerle birlikte oluşturulan bir iletişim işidir. Ayrıca bilinir ki, iletişimde eşanlı kullanılacak daha fazla oluk iletişimin artmasını sağlayacaktır. Başka deyişle konuşma sadece konuşmacının sesinden ibaret değildir. Aynı zamanda diğer olukların kullanımıyla da desteklenmeli ve etki arttırılmalıdır.
İyi bir konuşma yıkıcı değil yapıcıdır: İster halk ya da topluluk önünde konuşulsun, ister arkadaş, eş dost çevrelerinde konuşulsun, konuşmacı dinleyenlerin dünya görüşlerini, inançlarını, değer yargılarını göz önünde tutmalıdır. Bunları hiç sayan ya da yadsıyan konuşma tepkilere yol açar. Elbette ki her konuşmanın bir iletisi vardır. Konuşmacı dinleyicilerde bir değişim yaratmak, onları belli bir görüşe ve davranışa eriştirmek ister. Bunun için dinleyicilerin duygularını sömürmekten kaçınmak yarar sağlar. Dinleyenleri bir bakıma avlayıp, gerçekleri bir yana atarak salt duygulara yönelen konuşma aslında yıkıcı bir nitelik taşır. Yapıcı konuşma ise, dinleyicilerin dünya görüşlerini, inançlarını, değer yargılarını, düşüncelerini olumlu bir yönde değiştirmeyi amaç edinir.
İyi bir konuşma, konuşmanın temel öğelerini çözümleyerek oluşur: İyi bir konuşma yapabilmek için konu, dinleyici, ortam ve konuşmacı ayrı ayrı ele alınmalı ancak bir bütün olarak değerlendirilmeli ve çözümlenmelidir. Üzerinde konuşulacak konunun boyutları nelerdir? Dinleyiciler yönünden önemi nedir? Konuşma kimler için yapılacaktır? Konuşulacak kişilerin toplumsal, kültürel, ekonomik durumları, yaş ve cinsiyet özellikleri nelerdir? Konuşma nerede, ne kadar süreyle yapılacak? Konuşmacının kendi durumu nedir? Bu soruların üzerinde durup bir bütün olarak bunların değerlendirilmesi gerekir.
İyi bir konuşma, dinleyicilerin ilgi ve dikkatini toplar: Hangi konuda olursa olsun dinleyicinin ilgi ve dikkati dağıldığı zaman iletişim de durur. İlgi ve dikkatin canlı kalması da dinleyicileri güdülemeye, onların meraklarını ayakta tutabilmeye ve dikkatlerini konuşma üzerinde yoğunlaştırmalarını sağlayabilmeyle doğrudan ilişkilidir. Başka bir deyişle, bu durum konuşmacının, dinleyenleri ağzına baktırabilmesi ve söylediklerinin dinleyenlerce paylaşılmasını sağlayabilmesine bağlıdır. Bu da öncelikle dinleyicilerin iyi tanınması ve çözümlenmesi, söylenenlerle onların ilgileri arasındaki bağlantının kurmasıyla elde edilecektir.
İyi bir konuşma canlı bir dil, hareketli bir üslup gerektirir: Konuşmanın temel aracı sözcüklerdir. Canlı, amaca uygun sözcüklerin seçilmesi, bunları cümle içinde yerli yerinde kullanma, her birinin ses ve anlam hakkını vererek doğru söyleme, konuşmanın etkisini ve güzelliğini arttıracaktır. Daha ileri gidilecek olursa, bu, cümleler için de böyledir. Kısa, hareketli cümleler kurma, bunlar arasındaki geçişleri doğal bir biçimde bağlama, anlatımı canlı kılar ve ilgiyi yoğunlaştırmayı sağlar.
İyi bir konuşma, etkili ses tonu, el yüz hareketleriyle geliştirilir: Etkili bir ses tonu kullanmayan, mimik ve jestlerle bunu tamamlamayan bir konuşma ölüdür. Sözcüklerin anlamı ve duygu yükü sesteki tonlama ve oynamalarla yapılıp el yüz hareketleriyle olay zenginleştirilebilir. Başka bir deyişle, söz, göz ve kulağa daha iyi iletilebilir. Bu da konuşmanın başarısını arttırır. İletişim bilimi açısından ifade edilirse sözel iletişimin sözlü boyutu olan konuşma sözsüz iletişimin ilgili boyutları ile desteklenmeli, bütünleştirilmeli ve zenginleştirilmelidir.
İyi bir konuşmada, konuşmacı ahlaksal sorumlulukları bulunduğunu hatırdan çıkarmaz: İyi bir konuşmacı, konuşmalarıyla her zaman başkalarının mutluluğuna, yanlışlardan kurtulup doğrulara ermesine yardımcı olmakla yükümlü olduğunun bilincinde olmalıdır. Toplumsal etkinliğin hemen her alanında benimsenmesi gereken dürüstlük, doğruluk, edebilik, özgecilik konusundaki kurallar konuşma için de aynı güç ve önemde geçerlidir. Ahlaktan ve ahlaki sorumluluklardan yoksun bir konuşmacı başarısızlığa mahkumdur.
İyi bir konuşmada, konuşmacı gözlem gücünü geliştirmiş olmalıdır: İyi bir konuşmacı tüm duyularını geliştirmiş ve duyarlıdır. İlginç kişileri, nesneleri görür, koklar, tadar, dinler, yoklar, eller. Duyuları uyanık, canlı ve gerçek dünya ile sıkı sıkıya ilişkili olduğu için, konuşması anlamca zengindir. Duyarsız kişinin konuşması ise anlamca yoksuldur. Son çözümlemede, dinleyici, konuşmacının söylediklerini, kendi görme ve işitme duyularına yaptığı etki ile ölçüp biçerek değerlendirir.
Kısaca, bir konuşmacı, dış dünyaya ne ölçüde açık ve bağlı ise, o ölçüde iyi bir konuşmacıdır. Ancak bu yetmez. İyi bir konuşmacı konuşması sırasında sürekli olarak iletişim ortamını gözlemlemeli, ortaya yeni çıkabilecek gürültü kaynaklarını kontrol edebilmelidir. En önemlisi de dinleyenleri sürekli gözlemeli ve onların verdikleri yansımaları anında değerlendirmeli, dikkatlerinin ve ilgilerinin sürüp sürmediğini değerlendirmelidir. Bu gözlem ona gerekli düzeltme ve düzenlemeleri yapabilme ve konuşmanın etkisini arttırma şansını da vermektedir.
İyi bir konuşma, konuşmacının kişiliği ile bütünleşir: Konuşmacının kişisel niteliği ve geçmişi ile konuşma ve etkileri arasında sıkı bir bağ bulunmaktadır. Dinleyici, konuşmacının kişisel nitelikleriyle söylenen sözler arasında bir bağ kurmak ister ve kurar. Gerçekten de konuşmanın inandırıcılığı için konuşmacının kişiliği belirleyicidir. Burada konuşmacı ile ilgili birtakım önyargılar da devreye girer.
İyi bir konuşma, ilginç ve değerli konuları kapsar: Seçilen konu hem dinleyicilerin hem de konuşmacının ilgisini çekmelidir. Konuşmacının ilgi duymadığı, sadece aktarmak zorunluluğu duyarak yaptığı konuşmalar tekdüze bir yapıda olacağından hem dinleyici için hem de konuşmacı için verimsiz olur. Çok sıkıcı konular dahi, araya ilginç ve güzel örnekler konarak aktarılabilir. Böylelikle istenen etki ve dikkat sürekli olarak sağlanabilir.
İyi bir konuşma, belli bir amaca yöneliktir: Konuşma konusunda yalın bir tanımla amaç, konuşmacının dinleyiciler üzerinde bırakmak istediği etkidir. Bunun için şu tür sorular konuşma boyunca hep göz önünde tutulmalıdır: Dinleyiciye ne verilmek isteniyor? Onlar neye yöneltilecek? Dinleyicide ne tür bir değişiklik yaratılmak isteniyor? Bir amaca yönelmeden yapılandırılan ve gerçekleştirilen konuşma, dağınık ve etkisiz kalacak, pek pek dinleyicilerde bir karışıklık uyandıracaktır.
KONUŞMALARDA ÖNEMLİ NOKTALAR
İyi bir konuşmada dikkat edilmesi gereken noktaları ele aldıktan sonra, konuşmalarda önem taşıyan diğer bazı önemli püf noktalarına da değinmek gerekmektedir:
- Konuşmadan önce söylenecekler düşünülmeli ve planlanmalıdır. Konuşmaya nasıl giriş yapılacağı, nasıl sürdürüleceği, hangi araç gereçlerle destekleneceği, nasıl biteceği, sonuçta ne şekilde özetlenerek dinleyicinin aklında kalmasının sağlanacağı planlanmalıdır.
- Konuşurken dinleyicilerle sanki karşılıklı bir konuşma yapıyormuş gibi davranılmalıdır. Böylece cümle kurma şeklindeki resmiyet gider, konuşmaya sıcak ve canlı bir hava getirilir.
- Konuşurken dinleyicilerin gözlerine bakılmalıdır. Bu durum özellikle yansıma (feed-back) alınabilmesi için gereklidir. Konuşurken duvarlara, eşyalara vb. muhtelif yerlere bakılarak yapılan konuşmalar, hem yaratılmak istenen etkiyi hem de yansıma alımını olumsuz etkilemektedir.
- Konuşurken sözlere tat katılmalıdır. Unutulmamalıdır ki “Ne söylediğiniz değil, nasıl söylediğiniz daha önemlidir. ” Örneğin Lord Morley şöyle demiştir: “Söylevde üç şey çok önemlidir. Kim söylüyor, nasıl söylüyor? Üçüncüye yani ne söylüyor konusuna gelince bunun hemen hemen hiç önemi yoktur”. Bu biraz abartılı görünebilir. Ancak dikkatle bakıldığında bu durumla sık sık karşılaşıldığı görülecektir. Bu püf noktalarından sonra; topluluk önündeki konuşmalarda nasıl söylemek gerektiği konusuyla ilgili noktalara değinmek yararlı olacaktır.
- Konuşmada önem taşıyan kelimeler şiddetli, önemsiz kelimeler normal söylenmelidir. Dinleyicilerin dinlediklerini anlayıp, hatırda tutmaları konuşmacının konuşmasında bu özelliği kullanmasına bağlıdır. Böylece dinleyicinin önem vermesi gereken kelimeler hakkında ayrıca bir şey söylenmeden ya da fazla bir çaba göstermeden dikkati çekilebilmektedir.
- Gerektiği zaman ses perdesi değiştirilmelidir. Aslında çocukken sık sık kullanılan farklı ses perdesi, büyüdükten sonra sadece coşkulu anlarda kullanılmaktadır. Bunun kullanılmaması konuşmayı sıradan ve monoton kılar. Oysa uygun durumlarda ses perdesinde değişikliğe gidildiğinde bu durum etkili konuşmaya yardımcı olmaktadır.
- Yine gerektiğinde konuşmanın şekli değiştirilmelidir. Konuşmanın şekli değiştirilerek ifade kuvvetlendirilebilir ya da gerekiyorsa dikkat başka bir yere çekilebilir. Bu araç konuşmayı canlı ve ayakta tutmak, konuşmaya önem kazandırmak için en iyi çarelerden birisidir. Örneğin, pek küçük, önemsiz bir meblağmış gibi, çabucak ve önem vermeden 30 milyon lira; sonrada ağır bir ses ve duygulu bir şekilde sanki meblağın yüksekliği ve heybetinin altında kalmış gibi 30 bin lira denildiğinde anlatılmak istenen anlaşılacaktır.
- Önemli fikirleri söylemeden önce ve söyledikten sonra duraklamalıdır. Böylece dinleyicinin dikkati çekilerek, konuşmaya tiyatrovari bir hava katılabilir. Susulacak doğru yer ve zamanı bilmek, en az konuşma içinde sözleri akıllıca kullanmak kadar değerlidir. Gerçekten de susma olayının yeri ve süresi de çok önemlidir. Ne hakkında konuşulduğunu unutturan susmalar pek bir işe yaramayacak; olumlu değil tersine olumsuz bir etki yaratacaktır.
DİNLEME BECERİLERİ
Türlü nedenlerle iletişimde meydana gelen kopukluklar, insan ilişkilerini olumsuz yönde etkiler. İletişimde kopukluklara yol açan nedenlerin bazısı farkında olarak, bazısı da farkında olmadan yapılan davranışların sonucudur. Örneğin; bazen konuşmacı kendisi için önemli bir konuyu anlatırken karşısındaki, yüzünde boş bir ifadeyle bakar. Dinleyici, konuşmacıyı işitir ama dinlemez. Ne var ki, aynı şeyi hemen hemen herkes çoğu zaman yapar. Bu durum da sözlü iletişimde bir kopukluk ve bozukluğa yol açar.
Aslında kaynak konumundaki konuşmacının karşısında yer alan ve alıcı konumundaki dinleyicinin gerçekleştireceği dinleme gerçekten çok zor bir iştir ve genellikle bu iş için fazla çaba sarf edilmez. İletişim becerisinin gelişebilmesi gerekir. Özellikle iş yerlerinde iletişim becerileri arasında dinleme birinci sırayı alır. Ayrıca aile ve sosyal çevrede de dinleme aynı şekilde birinci sırada yer alması gereken bir edimdir.
DİNLEME HAKKINDAKİ MİTLER
Çok önem taşımasına karşın, dinleme insanlar tarafından yanlış anlaşılmakta ya da daha doğru bir deyişle dinleme becerisinin ne olduğu ve dinlemenin nasıl gerçekleştirilmesi gerektiği, olması gereken biçimiyle bilinmemektedir. Bu da iletişimi doğrudan etkilemektedir. Dinleme ile ilgili olarak üç kavram önem taşımaktadır:
- Dinleme işitme değildir.
- Dinleme becerisi doğal değildir.
- Bütün dinleyiciler aynı iletiyi almazlar.
Dinleme işitme değildir: Dinleme süreci ses dalgalarının kulak zarına çarpıp titreşimlerle beyne iletilmesidir. Kulaklarımız ses dalgalarını toplar ve beyne iletir, başka deyişle istesek de istemesek de işitme gerçekleşir. Oysa dinleme otomatik değildir. Bazen işitiriz ama dinlemeyiz. Bazen de kasten dinlemeyiz ve bazı şeyleri dinlemekten kaçınırız. Anlaşılacağı gibi dinleme pasif hareketten daha fazlasını kapsar. Başka deyişle dinleme gelen seslerin, iletilerin kod açımının yapılması ve anlamlandırılması ile ilişkili iken, işitme, sadece ses dalgalarının belli işitme düzenekleri ile beyne iletilmesinden ibarettir. İşitme engeli olmayan her insan işitir. Ama, dinleme belli bir uğraşı gerektiren bir süreçtir.
Dinleme becerisi doğal değildir: Bazı insanlar dinlemenin nefes almak kadar doğal olduğunu düşünürler. Oysa ki bu doğal değildir. Dinleme becerisi konuşma, yazma ve okuma gibi öğrenilir, sonradan kazanılır. Okuma yazma konularında birçok kurs ya da eğitim programı varken dinleme konusunda eğitim çok yaygın değildir. Çoğunlukla dinleme birisi konuşurken ses çıkarmamakla özdeş tutulur. Oysa gerçekten dinleme yapmak zor, karmaşık ve öğrenilmesi gereken bir işitme boyutudur. Hemen herkes dinlediğini zanneder ya da öyle görünür. Ancak kurallara uygun dinleme bu işi bilen az sayıda insan tarafından hayata geçirilmektedir.
Bütün dinleyiciler aynı iletiyi almazlar: Konuşmacı bir iletiyi doğru ilettiğini zannederken karşısındaki insanların söylediklerini farklı anlamlandırdığını görebilir. Bunun nedeni her insanın yaşamında farklı deneyimlere sahip olması ve söylenenleri kendi görüş açılarını temel alarak yorumlamasıdır. İletişim bilimi deyimleri ile ifade edilecek olursa; her insanın bağıntı çerçevesi (frame of reference) birbirinden farklıdır ve insanlar maruz kaldıkları iletileri bağıntı çerçeveleri doğrultusunda yorumlayarak farklı anlamlandırır.

Dinleme ile ilgili olarak önem taşıyan kavramları sıralayabilir misiniz?
İnsan ilişkilerinde etkili olabilmek için önce ilişki içinde olunan insanın hangi görüş açıları (paradigmaları) aracılığıyla iç ve dış dünyasını anlamlandırdığını öğrenmek ve keşfetmek önemlidir. Bunun için de konuşan kişiyi iyi ve doğru dinlemek bir gerekliliktir. Bireyler, insan ilişkilerinde çoğu kere teşhis koymadan reçete yazan doktora benzer. Çoğunlukla insanlar karşıdaki kişinin asıl sorusunu anlamaya çalışmadan hemen konuşmaya başlar, kendi paradigmaları içinde yaratılan dünyadan bakarak onun soru ve sorunlarını anladığını zanneder. Bunun da ötesinde insanlar kendi dünyalarını muhataplarının yalnızca kendi paradigmalarıyla anlamasını sağlamaya çalışır. Etkili iletişimin sırrı, insanların, kendi paradigmalarını başkalarına empoze etmelerinde değil, karşısındakilerin paradigmalarını keşfederek o kişinin dünyasına bakabilmesinde yatar. İletişim alanında önemli ilkelerden biri “önce anla daha sonra anlaşılmayı bekle” biçiminde dile getirilebilir.
NASIL DİNLİYORUZ?
İnsanların dinleme eylemini nasıl gerçekleştirdikleri aynı zamanda dinleme türlerini de oluşturur. Süreç içerisinde her biri aslında birer dinleme engeli niteliğine bürünen ve yine iletişim bilimi deyimi ile iletişim sürecinde gürültü (noise) ye dönüşen dinleme türleri şunlardır:
Görünüşte Dinleme: Konuşan kişiyi dinliyormuş gibi görünüp, dinleyenlerin kafalarındaki başka şeylerle ilgilenmeleri durumudur.
Seçerek Dinleme: Bazı insanlar konuşmanın sadece kendileri ile ilgili kısımlarını seçerek dinler, diğer söylenenleri ihmal ederler.
Saplanmış Dinleme: İçinde bulunulan toplumsal yapılanmalarda duygusal yönden saplantılı bazı insanların olduğu bilinir. Bu insanlar sürekli olarak belirli bir duygusal tonu taşımak ister ve ne söylenirse söylensin ondan üzülecek, sıkılacak bir şey bulmaya ya da gülünecek bir espri çıkarmaya çalışırlar. Böyle belirli bir duyguya “saplanmış dinleyiciler” kendi ilgilendikleri duygunun dışında işittiklerini, hemen o anda unuturlar, bir daha da hatırlamazlar.
Savunucu Dinleme: Bu tip dinleyiciler, ne duyarlarsa duysunlar her söyleneni kendilerine yöneltmiş bir saldırı olarak saptar ve hemen savunmaya geçerler. Bu savunmanın yapılandırılması süreci de söylenen diğer şeylerin hiç dinlenmemesine yol açacaktır.
Tuzak Kurucu Dinleme: Bu tür dinleyiciler hiç seslerini çıkarmazlar, çünkü bunlar dinledikleri bilgilerden yararlanarak karşısındakini zor duruma sokacak fırsatlar ararlar.
Yüzeysel Dinleme: Bu tür dinleme özelliğine sahip kişiler konuşanın kullandığı kelimelerin yüzeyinde kalır. Asıl altta kalan anlama ulaşamazlar ya da ulaşmaya çabalamazlar.
NİÇİN DİNLEMİYORUZ?
Aslında günün büyük bir bölümünde insanlar zamanlarını dinlemekle geçirir. Ancak, evde, okulda, toplantıda, iş yerinde, televizyonda ve radyoda dinleme tam olarak gerçekleşecek olsa belki de insanların sinir sistemi bozulur. Buna bağlı olarak sinir sistemi bir anlamda kendini korumak için dikkati her zaman sözlü iletiler üzerine yoğunlaştırmaz.
Bir başka neden de, insanların dakikada 600 kelimelik bir konuşma hızına kadar ulaşabilmesidir. ancak dinleyenler bunun sadece 100-140 kelimesini anlayabilir. Bu demektir ki 15 dakikada 9000 kelimesi söylenebiliyorsa bunun 6900 kelimelik kısmı insanların zihninde boş kalmakta, en çok 2100 kelime tam olarak anlaşılabilmektedir. İyi bir dinleyici olan, dinlemeyi doğru yapan kimseler bu boş zamanı konuşanın neyi ve niçin demek istediğini düşünerek kullanırlar. Bunu yapabilmek için de dinleme konusunda eğitimden geçmek gerekir.
DİNLEME VE ANLAMA
Dinleyici olarak bir kişi, eğer bir kimsenin söylediğini anlamayı gerçekten ister ve dikkatini tamamen söylenenler üzerinde toplarsa, konuşanın bütün olarak ne demek istediğini mutlaka anlayamaz mı? sorusu bu noktada gündeme gelmektedir.
Yapılan araştırmalar dinlemenin insanı mutlaka anlamaya götürmediğini ortaya koymuştur. Bazı durumlarda insanlar, bütün dikkatlerini verdikleri halde bazı şeyleri tam anlamıyla anlamadıklarını fark ederler. İletişim sürecinde alıcı konumundaki dinleyenlerin dinlediğini tam olarak anlayabilmesi ya da bunu gösterebilmesi için konuşma sürecinin en önemli öğelerinden biri olan yansıma ya da geri bildirim (feed-back) öğesinin işe koşulması gerekir.
Bir kimse ile konuşurken, onun demek istediği ile dinleyenin anladığının aynı olup olmadığını denetlemeye yansıma ya da geri bildirim denir. Yüz yüze iletişimde yansıma mutlaka vardır. Yansıma öğesini kullanarak dinlemenin anlamaya o denli büyük katkısı vardır ki bu davranışa iletişim uzmanları bir terim bulmuşlar ve buna “aktif dinleme” demişlerdir.
AKTİF DİNLEME
Aktif dinlemenin anlaşılması, gerçekleştirilebilmesi için yapılması ve bilinmesi gereken bazı önemli noktalar bulunmaktadır.
Yardımcı Olmak İçin Dinleme
Bir kişi değer verdiğine, hoşlandığına ya da sevdiği birisine, sorunlarını çözmede yardımcı olmak ister. Onun için çoğu kişinin dert ortağı, yakın dostu vardır. Anne, baba, kardeşler ve akrabalar hep bize yardımcı olmaya çalışırlar. Dinlemenin bir kimsenin sorununu çözmede nasıl yararlı olacağını anlayabilmek için, önce bir kimsenin sorununu onun kendisinden başkasının çözemeyeceğinin kabul edilmesi gerekir.
Sorunlar Karşısında Verilen Yaygın Cevap Türleri
Sorunları çözmek için dinleyicinin verdiği cevaplar, nasıl bir dinleme davranışı sergilendiğini ve soruna ne tür bir yaklaşım gösterildiğini belirtir. Aslında tek başlarına ele alındıklarında dinleme davranışlarının hiç biri tam olarak iyi ya da kötü değildir. Ancak dinleme davranışlarının genellikle uygun olmayan durumlarda kullanıldığı görülür. Daha doğrusu, bir kişi belirli bir cevap tarzını ya da yaklaşım biçimini bütün durumlarda kullanma eğilimini gösterir. Oysa, her dinleme davranışının gerektirdiği belirli, uygun bir zaman, yer ve konu vardır. Önemli olan da, bu zamanı ve durumu kavrayıp bu bilinç içinde cevap verebilmektir.
Yargılama
Konuşma ve dinleme konusunda yargılayıcı yaklaşım, söz konusu davranışı ya da düşünceyi belirli bir yönde değerlendirir. Yargı olumlu olabilir: “İyi bir fikir”, “şimdi doğru iz üzerindesin” gibi; veya olumsuz olabilir: “Böyle bir tutumla sen hiçbir sonuca ulaşamazsın” gibi. Değerlendirme ister olumlu, isterse olumsuz olsun, şöyle bir kanı oluşur: “Yargılayan kişi, yargılanandan belirli yönlerden daha üstün olduğu için konuşmanın davranışını olumlu ya da olumsuz yönde değerlendirebilmektedir. ”
Yargılayıcı durum karşısında olduğunu anlayan kişi ise, belli süre sonunda savunucu duruma geçer ve kendini iletişime ya da en azından yansıma almaya kapatabilir. Bazı durumlarda da kişi, dile getirdiği gerçek sorununu dinleyerek, olumlu bir değerlendirme yapabilmesi için dinleyicinin onaylayabileceği biçimde konuşmaya başlar. Bu tür konuşma kişinin gerçek sorununa bir çözüm bulmasını önleyecektir.
Çözümleme
Karşısında konuşan kimseyi çözümleyen kimse, konuşanı konuşandan daha iyi bir biçimde kendisinin anladığını ima eder. “Bence seni rahatsız eden şey. . . ” ya da “Söylediğin bu ama, gerçekten düşündüğün. . . ” gibi cümlelerle başlayan çözümlemelerde, dinleyici sanki konuşanın düşüncesini okur ve ona bir tür psikoloji dersi vermeye kalkar.
Dinleyici karşındaki kişiyi çözümlediğinde ilk sorunu ortaya çıkarmış olur: Herşeyden önce, yapılan çözümlemenin doğru olduğuna ilişkin dinleyicinin elinde pek de geçerli kanıt yoktur. Yapılan yorum, konuşmacının kafasını daha da karıştırabilir. İkinci olarak, yapılan çözümleme doğru bile olsa, bunu söz konusu kişiye söylemenin her zaman bir yararı olmaz. Çünkü yoruma muhatap olan asıl konuşmacı, büyük bir olasılıkla savunucu bir duruma geçer. Böyle bir tutum “Ben senden daha iyi bilirim” anlamını ima edeceğinden, konuşmacı farkında olmadan savunucu bir tutumun içine girer.
Soru Sorma
Soru sormak, karşıdakinin ne düşündüğünü daha iyi anlayabilmek için sık kullanılan bir yoldur. Fakat sormanın, çoğu kez, karşıdakinin düşüncelerini yönlendirmek için kullanıldığı da bir gerçektir. Hemen herkes bu tür yaşantıdan geçmiştir. Kişileri ya öğretmenleri, ya anne veya babaları ya da başka bir otorite onları belirli bir yöne götürmek, sonra da kıskıvrak yakalamak için sorular sormuştur. Bu durumda soru sormak bir strateji olarak ortaya çıkmıştır. Bu bağlamda konuya yaklaşılacak olursa soru soranın kafasında karşısındakini götürmek istediği tuzak olarak kullanacağı bir yer olabilir. Yine böyle bir tavrın kişileri savunma davranışına yöneltebileceği açıktır.
Rahatlama-Rahatlatma
Bazı durumlarda kişinin biraz cesaretlendirilmeye, biraz desteklenmeye ve rahatlatılmaya gereksinimi vardır. Böyle zamanlarda o kişiye destek olmak, onu rahatlatmak iletişimin sağlıklı gelişmesi açısından yararlı olabilir. Ancak bu, rahatlatıcı davranışın her zaman ve her yerde yararlı olacağı anlamına gelmez. Bazı durumlarda rahatlatıcı davranış gösterme karşıdakine yararlı olmayabilir. Belirli bir konuda bunalmış bir kimseye; “Boşver”, “Yorma kafanı böyle şeylere”, demek ya da neşesi yerine gelsin diye işi şakaya boğmak, dinleyenin onun sorunlarını ciddiye almadığını ya da konuşmacının içinde bulunduğu durum karşısındaki duygu ve düşüncelerinin doğal olarak kabul edilmediği izlenimini verir.

Aktif dinleme için yapılması gerekenleri sıralayabilir misiniz?
Aktif Dinleme Kavramı
Daha yararlı olabilecek bir başka tür dinleme davranışı vardır. Bu tür dinlemeye aktif dinleme adı verilmiştir. Çünkü bu türlü dinlemede dinleyen yansıma (feedback) sürecini devamlı olarak kullanır. Aktif dinleme tutumu içindeki dinleyici, bu davranışı ile konuşana anlattığı ile ilgilendiği, onun sorununu gerçekten dinlediği izlenimini verir. Bu tekniğin, çoğu kez, konuşana diğer dinleme davranışlarından daha yararlı olduğu ve konuşanın kendi sorunlarını daha iyi anlamasına yol açtığı gözlemlemiştir. Nadir de olsa bu tür aktif dinleyen insanlarla karşılaşmak mümkündür.
Aktif Dinlemenin Üstünlüğü
Diğer dinleme davranışlarına oranla aktif dinlemenin daha yararlı oluşunun nedenleri üç noktada toplanabilir. Herşeyden önce, her zaman doğru yolu göstermek zorunluluğu duymaksızın dinleyenin, konuşanı gerçekten anlamak amacıyla bütün dikkatiyle dinlemesi ve bunu göstermesi ona büyük bir huzur ve güven sağlar. Konuşan bu huzur ve güven ortamı içinde kafasındakini olduğu gibi ortaya koymaktan çekinmez. Konuşan kendini rahatsız eden şeyi rahatlıkla ortaya koyabilecek duruma gelince kendi sorunlarına daha bir iç rahatlığıyla bakabilir ve o ana dek farkına varmadığı değişik yönler görebilir. Aktif dinlemeyi sürdüren dinleyici ise konuşanın sorunlarına hemen bir çözüm bulmakla yükümlü olmadığı için konuşanı daha rahatlıkla anlamaya çalışır; kendini hemen bir cevap bulmakla, bir çözüm getirmekle sorumlu hissetmez.
Aktif dinlemenin ikinci üstün yanı örtük anlamları ortaya çıkarmak için iyi bir olanak sağlamasıdır. İnsanların, sorunlarını düşüncelerini ve duygularını çoğunlukla simgesel bir biçimde ve bazen yan anlamlara dayanarak ortaya koydukları bilinir. Aktif dinleme bunun açık ve daha kolay anlaşılmasını sağlayacaktır.
Aktif dinlemenin üçüncü üstün yanı, bir kimseyi iyi tanımaya olanak vermesidir. Aktif dinleme, söz konusu kişinin kendisini sizinle paylaşmasına yol açabilir. Böylece, daha sağlam temeller üzerinde kurulmuş iletişim ve toplumsal ilişkiler doğar.
Önemli Soru: Her Zaman Aktif Dinleme Gerekli mi?
Bu sorunun cevabı “hayır”dır. Çünkü, her zaman aktif dinleme kullanılmaz yada buna ihtiyaç duyulmaz. Örneğin birisi yemeğin ne zaman hazır olacağını sorduğunda, “Yemeğin ne zaman hazır olacağını mı bilmek istiyorsunuz?” gibi bir soru yöneltmek herhalde gereksiz olacaktır. İnsanlar kendilerini bir kimseye yardım etmeye ve o kimsenin sorunlarını çözmeye yönelmiş hissettiğinde asıl aktif dinleme zamanı gelmiş demektir.
BAZI DİNLEME ENGELLERİ
Dinlemenin sağlıklı biçimde gerçekleşmesini engelleyen ve bazen dinleyenin kontrolünde olmayan bazı engeller söz konusudur.
Bunları şu şekilde sıralamak mümkündür:
- Fiziksel engel ve rahatsızlıklar
- Düşünce hızı
- Önyargılar
- Bölünmeler
- Konuşanı suçlamaya yönelme davranışı
İYİ BİR DİNLEYİCİ OLMAK İÇİN YAPILMASI GEREKENLER
İyi bir dinleme davranışı gösterebilmek için yapılması gerekenler şu şekilde sıralanabilir: Olumlu beklentiler içinde olmak, açık fikirli olmak, iletiye yoğunlaşmak, konuşmanın ana fikrini iyi ayrıştırmak, bu ana fikre yoğunlaşmak ve aktif dinleme için gerektiğinde soru sormak. Şimdi bu temel bilgilerin ışığında iyi bir dinleyici olmak için neler yapılması gerektiğinin ayrıntılandırılması gerekmektedir.
- Dinleyici her şeyden önce kaynağın aktarmak istediklerini ya da anlamak, bilmek, öğrenmek istediği temel iletiyi saptamalıdır. Başka deyişle dinleyici kaynaktan gelen türlü iletiler arasında hangisini seçeceğini bilmelidir.
- Dinleyici yalnızca bakışları, baş sallaması, jest ve mimikleriyle dinler gözükmemeli ya da kaynaktan gelen iletilerin yüzeyinde kalmamalıdır. Konuşmayı yapanın aktarmak istediği duygu ve düşünceyi kavramaya çalışmalıdır. Dinleyici, neyi anlamak istediği ve neyin anlatılmak istendiğini anladıktan sonra, dikkatini onun üzerinde yoğunlaştırmalıdır.
- Kaynağın, konuşanın verdiği ileti onun yüzüne hatta gözlerine bakarak izlenmeli, sözleri, mimikleri, hareketleri bir bütün olarak algılanmalı ve çözümlenmeye çalışılmalıdır.
- Dinleyici karşısındakini dinlerken zaman zaman sözlü olarak, onun konuşma akışını bozmayacak biçimde, “Anlattıklarınızı dikkatle izliyorum”, “Anlamak için dikkat ediyorum. ” biçiminde yansıma (feed-back) sağlayacak bilgiler vermelidir. Zaman zaman bunu baş, boyun, göz ya da el hareketleriyle de ortaya koyabilir.
- Kaynağın bilgi aktardığı, ileti verdiği süre içinde dinleyici olarak kalınmalıdır. Yalnız kaynaktan gelen iletilerde çözülmeyen bölümler varsa, “Ben bu söylediklerinizi böyle anladım ya da yorumladım. ” biçiminde sözlü yansımadan yararlanıp sorular sorulabilir. Ancak düşünce ve mantık sürecini cevabı hazırlamak için işletmemek de gerekir. Önce iletilerin tam olarak çözülmesi için çaba harcanmalıdır.
- Kaynağın aktardığı bilgi, ortaya koyduğu öneriler bittikten sonra cevap verilmesi gerekiyorsa, bu sürecin de işletilmesi gerekir. Eğer dinleyen aktarılan bilgi ve önerileri benimseyip kabul ediyor ve paylaşıyorsa, bu durumu da açık seçik belirtmelidir. “Önerinize katılıyorum. “, “Düşüncelerinizi anladım. “, “Söylediklerinizi paylaşıyorum. ” vb. gibi. Kaynağın verdiği bilgi ya da öneri dinleyen tarafından olumlu karşılanmadıysa, bu da açık seçik ortaya konulmalıdır. “Sizin hatalı olduğunuzu sanıyorum. “, “Söylediklerinizi tam anlamadım. “, “Önerinizi daha iyi açıklayabilir misiniz?” vb. gibi.
- Kaynağın, konuşanın aktardığı bilgiyi, verdiği iletiyi nasıl anlayıp çözdüğünü dinleyici önce kendi kendine sormalı; bu bilgi ve iletileri kendine göre yorumlamamalıdır.
- Söylenenlerin anlamına ilişkin olarak dinleyicide kuşku ve duraksama olmamalıdır. Dinleyenin anlamını kendine göre yorumladığı sözcükler varsa, konuşmacı, bu sözcüğü kullanırken hangi anlamı verdiğini ve hangi bağlamda kullandığını açıklamaya yönlendirilmelidir.
- Dinleyici karşısındakini dinlerken alay eden, küçümseyen, küçük düşüren, kötüleyen mimikler, jestler ya da sözcükler kullanmaktan özenle kaçınmalıdır.
- Kaynağın, konuşanın açığını yakalamak, kişiliğinin gücünü, üstünlüğünü göstermek amacıyla tuzak kuran bir dinleyici olmaktan kaçınılmalıdır. Etik anlamda dinleyici, iletişim süreci sırasında karşısındakinin bir açığını, bir çelişkisini yakalasa bile hemen üzerine gitmemelidir. Örneğin, orta yaşlı bir kadınla konuşurken haklı bile olunsa anında, “Siz yaşınızın kırk olduğunu söylüyorsunuz, ancak anlattığınız yaşam öyküsüne göre ben okul ve çalışma dönemlerinizi hesapladım. Tam kırk dört yaşında olmanız gerekiyor. “, denilmemelidir. Ancak bu yaklaşımda olanları “Doğru söyleyeni dokuz köyden kovarlar. “, atasözüne uygun biçimde iletişim yapanlarla karıştırmamak gerekir. Burada amaç gerçeğin ortaya çıkması ya da tartışılması olmayıp, konuşana saldırmak, onu küçük düşürmek, böylece her an kendi üstünlüğünü, kendisine ve çevresine kanıtlamak olduğu için bundan kaçınmak gerekir.
- Aynı şekilde dinleyici kaynaktan, gelen tüm iletileri kendisine yöneltilmiş bir saldırı olarak kabul etmemeli ve hemen savunmaya geçmemelidir.
- Daha önce de açıklandığı gibi, anılan türdeki iletişim yapılanmaları kaynakta ya da alıcıda kaçma ya da saldırma biçiminde davranışlara dönüşecek savunma düzenlerinin işlerlik kazanmasına yol açar. Örneğin; bir toplantıda kendisine konuşma olanağı tanınmasını bekleyen, kendiliğinden söz almayan bir insan, bu olanağı bulamazsa bu tür toplantılara katılmaz. Bazı insanlar bir alış veriş sırasında satıcı kızın bilerek ya da dalgınlıkla kendisinden sonra gelene, “Buyrun ne istiyorsunuz?” diye sormasına, “Sıra bende” diye tepki göstermez. Ancak bir daha o mağazaya gitmez.
- Kendisine saldırıldığını anlayan kaynak, dinleyicinin durumuna, rolüne, kendisinde bunlara ilişkin olarak oluşmuş değişmez davranış kalıplarına göre ya iletmek istediği bilgiyi, gerçek sorunu gizleyecek, dinleyenin beğenisini kazanmak amacıyla iletişimi sürdürecek ya da o da karşı saldırıya geçecek, alıcının kişiliğini hedef alan kırıcı, aşağılayıcı sözlü ve sözsüz iletiler verecektir. Kuşkusuz bu iki durum da sağlıklı iletişimi engeller.
Özet

Konuşmanın tanımı yapmak
Sözlük anlamına göre konuşma, insanlar arası iletişimi sağlayan ve anlatıma yarayan bir işaretler sistemi ve örgütüdür. Konuşma, konuşanın, başkalarını ilgilendireceği varsayımı ile ve diğer kişi yada kişilerle bir anlaşma sağlamak amacıyla, düşündüklerini dil ve ses kalıpları halinde, haberleşme kanalları aracılığıyla aktarması ve tepkilerini kontrol ederek, bu eylemi gerçekleştirmesidir.

Konuşmayı oluşturan etmenleri sıralamak
Konuşmayı oluşturan etmenler beş başlık altında sınıflandırılmaktadır:
- Ses
- Boğumlama (telaffuz)
- Konuşma dinamiği
- Sözcük hazinesi
- Biçem (üslup)

Konuşmanın öğelerini belirlemek
Konuşmanın türü ister özel, karşılıklı dertleşme ve söyleşme niteliğinde olsun, ister halk önünde ya da bir topluluk karşısında olsun, güzel ve etkili bir konuşma yapabilmek için konuşmayı hangi yönlerden etkilediğini öğrenme, konuşmacının başarısı için önem taşır.
Konuşmayı oluşturan öğeler dört başlık altında sınıflandırılmaktadır:
- Dinleyici
- Ortam
- Konu
- Konuşmacı

Dinleme türlerini açıklamak
Görünüşte dinleme: Konuşan kişiyi dinliyormuş gibi görünüp başka şeylerle ilgilenmektir.
Seçerek dinleme: Sadece kendi ilgi alanımız doğrultusundaki iletileri almaktır.
Saplanmış dinleme: Belli bir duygusal duruma saplanmış olan dinleyicilerin, kendi ilgilendikleri duygunun dışında işittiklerini unutmaları ve dinlemek istememeleridir.
Savunucu dinleme: Bu tür dinlemede izleyiciler kendilerine ne söylenirse söylensin eleştiri ya da yerme olarak görerek savunmaya geçerler.
Tuzak kurucu dinleme: Konuşmacıyı ses çıkarmadan dinlemek ve konuşma bitiminde onu zor durumda bırakmak amacıyla fırsatlar aramak ya da sorular yöneltmektir.
Yüzeysel dinleme: Konuşmacının söylediği kelimelerin yüzeyinde kalınması, altta kalan anlama ulaşılamaması ya da ulaşılmak istenmemesidir.

İyi bir dinleyici olmanın temel noktalarını listelemek
- Kaynağın aktarmak istediklerini ya da öğrenmek istediği temel iletiyi saptamalı, seçim yapmalıdır.
- Sadece jest ve mimikleriyle onay davranışı sergilememeli, konuşmanın yüzeyinde kalmamalı, dikkatini öğrenmek ve anlamak istediklerine yoğunlaştırmalıdır.
- Kaynağı dikkatle dinlemek ve söylemek istediğini çözümlemeye çalışmalıdır.
- Kaynağın anlattıklarını dinlediğine yönelik gerek sorularla gerekse de katkılarla yansımada bulunmalıdır.
- Kaynağın aktardığı bilgiyi onaylayıp onaylamadığını doğru zamanlama eşliğinde bildirmelidir.
- Kaynağın aktardığı bilgiyi nasıl anlayıp çözdüğünü önce dinleyici kendisine sormalıdır, sadece kendince yorumlarda bulunmamalıdır.
- Kaynağı küçümser biçimde davranmamalıdır.
- Kaynağın açığını yakalasa bile dinleyici saldırgan bir tavırla hemen üzerine gitmemeli önce kaynağın verdiği yanıtı dinlemeli ve anlamalıdır.
- Kaynak da alıcı da karşılıklı etkileşim içinde olmalı ve öncelikle konuşulanları dinlemeyi ve karşısındakine saygı duyarak tepki vermeyi denemelidir.
Test Soruları
1. Aşağıdakilerden hangisi konuşmayı oluşturan etmenlerden biri değildir?
a. Ses
b. Konuşmacının Davranışları
c. Konuşma Dinamiği
d. Sözcük Hazinesi
e. Biçem (Üslup)
2. Aşağıdakilerden hangisi iyi bir konuşma sesinin özelliklerinden biridir?
a. İşitilmez oluşu
b. Çok kalın oluşu
c. Akıcılığı
d. Çok ince oluşu
e. Mekanik oluşu
3. Dinleyici, ortam, konu ve konuşmacı aşağıdakilerden hangisini oluşturan öğelerdir?
a. Boğumlama
b. Biçem
c. Konuşma dinamiği
d. İleti
e. Konuşma
4. Aşağıdakilerden hangisi bir dinleme türü olarak kabul edilmez?
a. Görünüşte dinleme
b. Seçerek dinleme
c. Savunucu dinleme
d. Oturarak dinleme
e. Tuzak kurucu dinleme
5. Aşağıdakilerden hangisi bilim adamlarınca öne sürülen konuşmanın kaynağı görüşüne göre, taklit edilerek ortaya çıkan ilk konuşma sözlerinin kaynakları arasında yer almaz?
a. Su sesi
b. Konuşma sesi
c. Kırılan dalların sesi
d. Doğanın sesleri
e. Doğal sesler
6. “İnsanlar arası iletişimi sağlayan ve anlatıma yarayan işaretler sistemi ve örgütü” ifadesi aşağıdakilerden hangisini tanımlamaktadır?
a. Konuşma
b. Biçem
c. İletişim
d. İkna
e. Tutum
7. Aşağıdakilerden hangisi konuşma güçlüğü çekip çekmediğimizi anlayabilmemiz için kendimize sormamız gereken sorular arasında yer almaz?
a. Düşüncelerimi açık ve etkili biçimde belirtebiliyor muyum?
b. Sözcükleri söylerken söyleyiş ve dil yanlışları yapıyor muyum?
c. İzleyicileri söylediklerim yanlış olsa bile, nasıl kolaylıkla ikna ederim ?
d. Tekdüze mi, yoksa canlı ve hareketli bir biçimde mi konuşuyorum?
e. Anlattıklarımın önemine ve değerine öncelikle ben inanıyor muyum?
8. “Söz söylerken duygu ve düşünceleri üslubuna uygun olarak belirtmek için sesin uyumunu, söylenişi, jesti, mimiği, alınacak tavırları yerinde, aynı zamanda güzel kullanma sanatı” ifadesi aşağıdakilerden hangisini tanımlar?
a. İkna edici konuşma
b. Retorik
c. Sözsüz iletişim
d. İkna
e. Diksiyon
9. Aşağıdakilerden hangisi konuşmanın öğelerinden biri değildir?
a. Ortam
b. Konu
c. Materyal
d. Konuşmacı
e. Dinleyici
Yaşamın İçinden
İLETİŞİM BECERİLERİ
Dr. Merih Tangün
Etkili konuşursanız, etkilersiniz
Her etkilendiğiniz,başarılı konuşmanın ardında “dinleyicisini düşünerek, hazırlık yapmış” etkili bir konuşmacı vardır. Konuşmanın başarısı, içeriğin iyi hazırlanmış olmasının yanı sıra aktarışın da etkili olmasından kaynaklanır. Aslında odak noktası, içerik ve aktarışın birbiriyle çok iyi örtüşebilmesidir. Grubu (büyük yada küçük) ilgili tutarak, oturduğu sandalyeye sıkıca yapıştırabilmek bazı teknikler,araçlar ve beceriler gerektirir. Etkili bir konuşmacı, dinleyici ile arasında içten ve enerjik bir ortam oluşturur. Dinleyicinin, dinleme eğrisini olduğu kadar öğrenme eğrisini de yükseltir ve ortamdan herkesin keyif almasını sağlar. Gergin ve heyecanlı bir konuşmacıdan, etkili bir konuşmacıya doğru ilerlerken yapılan her hareket, dinleyen grubun dinamiğini etkiler. Bu etkiyi pozitif anlamda sağlayabilmek için konuşmacının konuşmadan önce, konuşma sırasında ve toplantının genelinde keşfetmesi gereken bazı sırlar vardır. Bunları önceden keşfeden ve hazırlığını buna göre yapan konuşmacı, başarısını da önceden hazırlamış demektir. Etkili bir sunuş yapmak isteyen konuşmacı dinleyicisinin gözünü-kulağını ve gönlünü (yüreğini) etkilemek durumundadır, aksi takdirde akılda kalmaz!
Bu nedenle bir sunuşta özen gösterilmesi gereken 3 temel öğe şöyle sıralanabilir;
- Verilecek olan mesaj
- Ortamda bulunan dinleyici
- Konuşmayı yapan siz
Şimdi, bunları da göz önünde bulundurarak, bir konuşmacının izlemesinde yarar olan detayın ortaya konulması gerekiyor.
Detay nasıl detaylandırılır?
D: Dinleyiciyi Tanımak ve O’na göre Hazırlanmak.
Dinleyici(ler) bir sunuşun etkisini ölçen en önemli ölçektir. Bu nedenle bir konuşmacı mutlaka dinleyicisine göre hazırlanmalıdır. Dinleyicinin kim olduğu, beklentisi, anlatılan konuyla ilgili bilgi düzeyi, eğitim düzeyi ve konumu önemlidir. Hatta bazı sunuşlara hazırlanmadan önce, dinleyici kitlesinin cinsiyetini bile bilmek gerekir. Bunun nedeni, dinleyiciye göre hazırlanabilmek, O’na göre örnekler veya alıntılar kullanabilmek içindir. Konuşmayı dinleyenler (hastalar, asistanlar, öğrenciler, meslektaşlar, klüp üyeleri, müşteriler, akademisyenler, şirket çalışanları v. b) her kim olursa olsunlar “kendilerine göre bir şey” bulmadıkları takdirde konuşmacıyla da O’nun anlattıklarıyla da ilgilenmezler. Dinleyicinin kim olduğunu bilmenin yanı sıra, anlatılacak olan konunun da dinleyicilere göre sınıflandırılması ve süzgeçten geçirilmesi gerekir.
Konuşmacı aşağıdaki unsurları göz önüne almalıdır.
- Bu dinleyici neleri “Mutlaka Bilmeli”?
- Bu dinleyicinin neleri “Bilmesi Yararlı” ?
- Bu dinleyiciye neler “Zaman Kalırsa” anlatılmalı?
E: Enerji Kullanımı (Duygu-Ses-Vücut birlikteliği)
Hiçbir şey asık suratlı bir konuşmacıdan daha tehlikeli olamaz. Bir konuşmacının göz-kulak-yürek üçlüsüne uyabilmesi için enerjisini kendisini dinleyenlere geçirebilmesi gerekir. İspanyollar şöyle söylüyor; “gülümseyen bir yüz, bir kalbin kapısını herhangi bir anahtarın bir kapıyı açmasından daha çabuk açar”. Bunu gösterebilmenin yolu güler yüzlü olmak ve gerginliği üzerinden atabilmektir. Bu doğal olarak ses enerjisinin de dinleyicilere olumlu anlamda yansımasını sağlar.
Bu anlamda vücudun rahatlığı da son derece önemlidir. Zira,vücuttaki enerji sıkıştırıldığı zaman konuşmacı istem dışı hareketler yapmaya başlar. (Sağa sola doğru sallanmak, öne geriye doğru aynı hareketleri tekrarlamak, ellerini koyacak yer bulamamak, sürekli herhangi bir şeyle oynamak gibi) Vücut dilinde dikkat edilmesi gereken unsurlar şunlardır;
- El-kol kullanımının rahat olması
- Duruşlara özen gösterilmesi
- Dinleyicilerle mutlaka göz kontağı kurulması.
T: Tarz ( Konuşmacının iletişim şekli)
Konuşma yapmak için bir grubun karşısına geçildiğinde heyecan duygusu insanın tüm vücudunu kaplar. Adrenalin seviyesi yükselir, eller veya koltuk altları terler, ağız kuruluğu başlar, ses titremeleri oluşur. . . . liste böyle devam eder. Konuşma sırasında heyecanlanmak son derece doğaldır. Ancak heyecanı yakıt olarak kullanmak gerekir. Heyecan kontrolü konuşmacının tarzını da ortaya koyar. Heyecanı kontrol edebilmek için;
- Kafaca hazır olmak
- Derin nefes almak
- Hazırlık yapmak önemlidir.
Tüm bunları kontrol ederken, dinleyici ile interaktif bir ilişki içine girebilmek ve esnek bir tavırla dinleyicileri yönlendirebilmek ise konuşmacının tarzının etkisini ortaya koyar.
A: Akış (Konuşmanın Planı, Ana Mesaj ve Bağlantılar)
Konuşmanın içeriği ne olursa olsun, bu içeriğin anlaşılır ve açık bir mantık sırası içinde aktarılması gerekir. Konuşma planı; Açılış – Ana Gövde – Kapanış şeklinde olmalıdır. Açılış ve kapanışlar her zaman en çok akılda kalan bölümlerdir. Bu nedenle bu bölümlerin dikkat çekecek şekilde yapılması hem konuşmacının işini kolaylaştırır hem de dinleyicilerin konuya çabuk adapte olmasını sağlar. Ana gövde de belli bir yapının devam etmesi gerekir. En önemli unsur, öğrenme noktalarının veya mesajların amaca hizmet etmek için birbirine doğru ve etkili bir şekilde bağlanması gereğidir. Bağlantılar aynı zamanda dinleyicilerin zihninde resim çizerler. Yerinde ve konuya uygun olarak kullanılan anılar, alıntılar, anekdotlar, soru sormalar, mizah, fıkra, espriler hem konuşmayı renklendirir hem de dinleyicilerin dikkatlerini konuşmacıya yoğunlaştırmalarını sağlar. Bunların içinde Ana Mesajın yeri çok önemlidir. Ana mesaj, bir konuşmadan çıkarılması gereken ana fikir değildir. Tam tersine, dinleyiciler konuşmanın içinde ana mesajı mutlaka duymalıdır. Yani açık, net, anlaşılır ve duyulabilir olmalıdır.
Ana mesajın formülü şöyledir; Konuşmacının amacı + Dinleyiciye yararı = Ana mesaj
Y: Yansıtmak ( İçeriğin Aktarılış Şekli)
Bu basamakta dikkat edilmesi gereken ise mesajın aktarılış şeklidir. Bir konuşmacı konuştuğu dili ve sesini olabildiğince güçlü ve etkili kullanmak durumundadır. Zira, konunun uzmanı da olsa dinleyiciyi sıkmadan ve monoton olmadan konuşmak gerekmektedir. Bu anlamda bilinmesinde yarar olan unsurlar şunlardır;
a) Sesin kullanımı: Konuşmacı ses enerjisini tüm katılımcılara duyurabilecek şekilde kullanmalıdır. Çok düşük bir ses tonuyla veya çok bağırarak konuşmak rahatsızlık verir.
b) Cümle yapıları: Çok uzun cümleler kurmak her zaman tehlikelidir. Yazı dilinde olabilir ancak konuşma dilinde kısa cümleler daha çok akılda kalır. Sözcüklerin çeşitlendirilmesi yani kelime hazinesinin geliştirilmesi için okumak gerekir. Cümle kullanımlarında daha dinamik zamanları yani “şimdiki zaman ve geniş zaman”ı kullanmakta yarar vardır.
c) Tonlama/ vurgulama: Her seferinde aynı duygu ile söylenen cümleler bir süre sonra kulağa monoton gelmeye başlar. Sesteki iniş ve çıkışları kullanarak entonasyonu yakalamak gerekir. Vurgulamalara da özen göstermek gerekir, zira yanlış vurgular yanlış ifadelere neden olur. Amaç, her cümlede aynı yeri vurgulamak değil, ifade etmek istenilene göre vurgu yapmak olmalıdır.
d) Konuşma hızı: Çok hızlı konuşan konuşmacı karşısındakileri cümle bombardımanına tutar. Dinleyicilere algılama anı verilmezse mesaj aktarılamaz. Tabii tam tersi olduğunda da yani çok ağır konuşulduğunda da ses enerjisi dinleyiciye geçmez. Bu nedenle ikisinin ortasını bulmak gerekir.
e) Artikülasyon: Sözcüklerin ağız içinde doğru yerlere değerek, anlaşılır bir şekilde ağızdan çıkarılması (boğumlama) . Konuşmacı konuşurken ne dediği anlaşılmıyorsa izleyiciler konsantrasyonlarını toparlayamaz ve konuşmadan uzaklaşırlar. Bunun önüne geçmek için ağızdan çıkan sözcüklerin daha açık, net ve anlaşılır olması gerekir.
Detaya dikkat eden konuşmacının hem kendisine olan güveni artar hem de konuşmayı yapabilme becerisi gelişir. Tabii konuşma öncesi ve konuşma sırasında dikkat edilen detayın yanı sıra, toplantı genelinde özen göstermek gereken bazı unsurları ise şöyle sıralayabiliriz; zaman kullanımı, görsel yardımcıların etkin kullanımı, ortamın kontrol edilmesi, soruların başarıyla karşılanması ve inanmak! Eğer anlattıklarınıza siz inanıyorsanız karşınızdaki insanlar da inanır. Eğer inanmıyorsanız karşınızdaki insanlar da inanmaz. Göz kontakları, vücut kullanımı, sözcükler, onların tonlanışları, cümle yapıları sizi ele verir. Bu nedenle ilk önce inanın sonra hazırlanın daha sonra da inandırın.
Kaynak: http: //www. tipegitimi. hacettepe. edu. tr/ tebad/egitim/iletisim. htm
Test Soruları Cevap Anahtarı
1. b – Yanıtınız yanlış ise “Konuşmayı Oluşturan Etmenler” bölümünü yeniden gözden geçiriniz.
2. a – Yanıtınız yanlış ise ” Ses” bölümünü yeniden gözden geçiriniz.
3. e – Yanıtınız yanlış ise “Konuşmanın Öğeleri” bölümünü yeniden gözden geçiriniz.
4. d – Yanıtınız yanlış ise “Nasıl Dinliyoruz?” bölümünü yeniden gözden geçiriniz.
5. b – Yanıtınız yanlış ise “Konuşmanın Tarihçesi” bölümünü yeniden gözden geçiriniz.
6. a – Yanıtınız yanlış ise “Konuşma Kavramı ve Tanımı” bölümünü yeniden gözden geçiriniz.
7. c – Yanıtınız yanlış ise “Konuşmada Dikkat Edilecek Noktalar” bölümünü yeniden gözden geçiriniz.
8. e – Yanıtınız yanlış ise “Konuşmada Dikkat Edilecek Noktalar” bölümünü yeniden gözden geçiriniz.
9. c – Yanıtınız yanlış ise “Konuşmanın Öğeleri” bölümünü yeniden gözden geçiriniz.
Sıra Sizde Cevap Anahtarı
Sıra Sizde 1
Konuşmanın kaynağı ile ilgili bir görüşe göre, ilk sözlerin doğa sesleri ya da doğal seslerin; çat, pat, küt, şırıl şırıl v. b. sözcüklerle taklidinden doğdukları öne sürülmektedir.
Sıra Sizde 2
Konuşma, insanlar arası iletişimi sağlayan ve anlatıma yarayan bir işaretler sistemi ve örgütüdür.
Sıra Sizde 3
- Söylediklerimi karşımdakiler kolayca anlayabiliyor mu?
- Düşüncelerimi açık ve etkili bir biçimde belirtebiliyor muyum?
- Sözcükleri söylerken söyleyiş ve dil yanlışları yapıyor muyum?
- Sesimi duygu ve düşüncelerimi zenginleştirecek bir yönde kullanabiliyor muyum?
- Tekdüze mi, yoksa canlı ve hareketli bir biçimde mi konuşuyorum?
- El ve yüz hareketlerimi kullanırken birtakım yapmacık durumlara düşüyor muyum?
- Beni dinleyenlerin ilgisini dağıtacak ayrıntılardan, laf kalabalığından kaçınabiliyor muyum?
- Anlattıklarımın önemine, değerine öncelikle ben inanıyor muyum?
- Sözü başka alanlara kaydırıyor, amaçtan ve konudan sapıyor muyum?
Sıra Sizde 4
- İşitilebilirlilik
- Akılcılık
- Hoşa giderlik
Sıra Sizde 5
- Dinleyici
- Ortam
- Konu
- Konuşmacı
Sıra Sizde 6
- Dinleme işitme değildir.
- Dinleme becerisi doğal değildir.
- Bütün dinleyiciler aynı iletiyi almazlar.
Sıra Sizde 7
- Yardımcı olmak için dinleme
- Sorunlar karşısında verilen yaygın cevap türleri
- Yargılama
- Çözümleme
- Soru sorma
- Rahatlama-rahatlatma
Başvurulabilecek ve Yararlanılan Kaynaklar
Andersch, E. G. , Staats, L. C. & Bostrom, R. N. (1969) . Communication in Everyday Use. San Francisco: Rinehart Press.
Bradley, B. E. (1991) . Fundamentals of speech communication : The credibility of ideas (5th ed. ) . Dubugue, Iawa : Wm. C. Brown.
Cüceloğlu, D. (1993) . Yeniden İnsan İnsana. İstanbul: Sistem.
Evliyaoğlu, G. (1973) . Konuşma Sanatı. Ankara: Gazeteciler Cemiyeti Yayınları.
Lucas, S. E. (1989) . The Art of Public Speaking. New York: Random House.
Myeres, G. E. (1975) . Communicating When We Speak. New York: McGraw Hill.
Özdemir, E. (1969) . Erdemin Başı Dil. Ankara: TDK Yayınları.
Rixon, S. (1994) . Developing Listening Skills. London: Macmillan Publishers.
Robertson, A. K. (1999) . Etkili Dinleme. İstanbul: Hayat Yayınları.
Ross, R. S. (1980) . Speech Communication: Fundamentals and Practice. Englewood Cliffs, NJ: Prentice Hall.
Sproule, J. M. (1991) . Speechmaking: An Introduction to Rhetorical Competence. Wm. C. Brown Publishers.
Taşer, S. (1978) . Konuşma Eğitimi. Ankara: Türkiye İş Bankası Yayınları.
Taylor, T. J. (1987) . Analysing Conversation: Rules and Units in The Structure of Talking. Oxford: Pergamon Press.
Yüksel, A. H. (1994) . Bireylerarası İletişime Giriş. Eskişehir: Anadolu Üniversitesi ESBAV Yay. No: 96.
İlgili Yazılar:
- 11. İkna ve Konuşma Terimler Sözlüğü
- 07. İkna Edici Konuşma
- 05. Konuşma Türleri
- 08. İkna Edici Konuşmanın Düzenlenmesi ve Planının Oluşturulması
- 06. İletişimde Empati ve Dinleme Becerisi
- 06. Konuşmanın Yapısını Oluşturma ve Konuşmayı Etkili Kılma
- Kişilik Gelişimi – Tartışma
- 09. Halkla İlişkiler ve İletişim Terimleri Sözlüğü
- Fobiler
- Anne Sütü




