J. J. Rousseau: Yaşamak solumak değil, çalışmaktır.

04. Faiz Oranlarının Belirlenmesi

Yazının devamı: 1 2 3 4 5 6 7 8
Mpati - Snrj 2010

- Kişiliğiniz beş parçaya bölünmüş görünüyor: Ego, süperego, dolar, hazine bonosu ve hisse senedi

Yukarıdaki karikatür günlük yaşantımızın önemli bir sorununu ortaya koyuyor: Servetimizi hangi varlıklarda tutacağız? En küçüğümüzden en büyüğümüze kadar hemen herkes bu konuda tercih yapmak zorunda kalıyor. “Acaba döviz mi alsak? Yoksa paramızı repoya mı yatırsak? Aslında mevduattan şaşmamak lazım. Arabayı satıp Hazine bonosu mu alsak acaba?” türü sorulara cevap arayarak tercih yapmak zorunda kaldığımız çok olmuştur. Peki, bu kararı verirken hangi faktörleri esas alıyorsunuz? Bu faktörler içinde belirleyici olan hangisi?

Başlarken

Bir önceki ünitemizde faiz kavramını ortaya koyduktan sonra, faiz oranında meydana gelen değişikliğin servetimizde ciddi kayıplar yaratabileceğini gördük ve ünitemizi bir soru ile bitirdik: “Peki, faizler neden değişir?” İşte bu ünitede bu sorunun cevabını arayacak ve bir ekonomide denge faiz oranının nasıl belirlendiğini ve daha da önemlisi neden değiştiğini ortaya koymaya çalışcağız. Unutmayınız ki, ülkemiz özellikle 2000′li yıllarla birlikte, faiz oranına ilişkin birçok konuda ders kitaplarına girebilecek düzeyde örnekler sergilemektedir. Bunlar arasında en çarpıcı olanı faiz oranının Şubat 2001′de %7000 düzeyini aşmış olmasıdır. Eğer bu ünitede anlatılanları iyi kavrayabilirseniz, faiz oranlarında meydana gelen küçük veya büyük ölçekli değişmelerin nedenlerini de çok rahat ortaya koyabileceksiniz.

Faiz oranlarının nasıl belirlendiğinin ve neden değiştiğini anlayabilmek için, öncelikle faiz ödemesi yapan menkul kıymetleri neden talep ettiğimizi anlamamız gerekmektedir. Bu amaçla geliştireceğimiz ve portföy tercihi adını verdiğimiz yaklaşım aracılığı ile finansal varlıklara olan talebi etkilemesi muhtemel değişkenleri belirleyecek ve bu değişkenlerin varlık talebi üzerindeki etkilerini açıklayacağız. Portföy tercihi yaklaşımını öğrendikten sonra, piyasa faiz oranının belirlenmesine ödünç verilebilir fonlar yaklaşımını ele alacak, bu yaklaşımın analitik kullanımını ve piyasa denge koşullarını açıklayacağız. Denge faiz oranının belirlenmesinden öte, belirlenen denge faiz oranının sık sık değiştiğini de ele almamız gerekmektedir. Öğrendiğimiz ödünç verilebilir fonlar yaklaşımı aracılığı ile bir ekonomide piyasa faiz oranında meydana gelen değişmelerin nedenlerini arz ve talep cephesinden ortaya koyacağız.

PORTFÖY TERCİHİ

Amaç 1

Finansal varlıklara olan talebi etkilemesi muhtemel değişkenleri belirleyebilmek ve bu değişkenlerin varlık talebi üzerindeki etkilerini açıklayabilmek

Hepimiz, Milli Piyango’nun yılbaşı çekilişinde büyük ikramiyeyi kazandığımızda neler yapacağımızı, en azından, düşünmüşüzdür. “Bana çıkarsa, önce…” diye başlayan cümleler mutlaka kurmuşsunuzdur. Peki, 10 trilyon lira gibi bir büyük ikramiye size çıksaydı gerçekten ne yapardınız? Örneğin, bana çıksa, önce şu anda içinde yaşadığım sıkıcı apartman dairesinden çıkar kendime yeşillikler içinde küçük bir bağımsız ev satın alırdım. Otomobilim biraz eski model kaldı, onu da değiştirip kırmızı bir Ferrari’yi bu evin bahçesine çekmek de fena bir fikir değil. Sonra, küçük kızımın eğitimi için bir miktar fon ayırıp bunun bir kısmını devlet tahvillerine, bir kısmını da hisse senetlerine yatırıp uzun dönemde değerlenmesini beklerdim. Sonra, … Gördüğünüz gibi planlarım büyük. Aslında, bu örnek hepimiz için geçerli, hangi varlıklara sahip olacağımıza bir şekilde karar veriyoruz. Daha teknik bir ifadeyle, sahip olduğumuz servetin çeşitli varlıklar arasında nasıl dağıtılacağına karar veriyoruz. Bu karar verme süreci portföy tercihi olarak adlandırılmaktadır.

Varlık, değer muhafaza etme özelliği taşıyan mülkiyet unsurlarıdır. Para, tahviller, hisse senetleri, değerli tablolar, arazi, konut, çiftlik, makineler, mücevherat… Bunların tamamı birer varlıktır. Bu varlıklardan hangisini veya hangilerini satın alıp elinizde tutacağınıza karar verme sürecinde, sahip olduğumuz kaynaklar sınırlı olduğu için, birini diğerine tercih etme sorunu ile karşılaşırız.

Portföyünüze dâhil edeceğiniz varlıkları belirlerken, tercihinizi etkileyen faktörler şu şeklide sıralanabilir:
- Servet
- Beklenen getiri
- Risk
- Likidite
- Bilgi edinme maliyetleri

Şimdi bu faktörleri biraz daha ayrıntılı olarak inceleyelim ve bunların bir varlığı satın alma isteğinizi nasıl etkileyeceğini ortaya koymaya çalışalım.

Servet

Bir bireyin sahip olduğu tüm kaynaklar (varlıklar da dâhil olmak üzere) servet olarak adlandırılır. Servetinizin değeri yükseldiğinde, varlık elde edebilmek için kullanabileceğiniz kaynak miktarı artmış olacağı için, satın almak istediğiniz varlık miktarı artar. Bir diğer deyişle, sahip olunan servetle varlık talebi arasında doğru yönlü bir ilişki söz konusudur. Servetteki değişmeler karşısında çeşitli varlıklara olan talep farklı biçimde değişir. Örneğin, bazı varlıkların talebi servetteki artıştan daha hızlı artabilir veya bazı varlıkların talebi servetteki artıştan daha az etkilenebilir. Servette meydana gelen değişikliğin varlık talebini ne ölçüde etkileyeceği, varlık talebinin servet esnekliği ile ölçülmektedir. Varlık talebinin servet esnekliği, mikro iktisat derslerinizde öğrendiğiniz talebin gelir esnekliğine benzeyen bir kavramdır.

Varlık talebinin servet esnekliği veya kısaca talebin servet esnekliği, diğer koşullar sabitken, servette meydana gelen oransal değişiklik karşısında varlık talebinin hangi oranda değiştiğini gösteren bir ölçüttür ve

biçiminde hesaplanır. Örneğin, servette meydana gelen %20 oranında bir artış karşılığında nakit talebiniz de %20 oranında artıyorsa, nakit talebinin servet esnekliği 1′e eşittir. Hatırlayacağınız gibi, bu değer birim esneklik olarak adlandırılmaktadır. Servetinizdeki %20′lik artış karşısında bono talebiniz %10, hisse senedi talebiniz %50 oranında artıyorsa, bono talebinin servet esnekliği 0,5, hisse senedinin servet esnekliği ise 2,5 olacaktır. Verilen bu örneklerden de anlaşılacağı gibi, hesaplanan servet esnekliği değerine göre varlıklar iki kategoriye ayrılabilir. Şayet servet esnekliği değeri 1′den küçükse, söz konusu varlık “zorunlu”, 1′den büyükse “lüks” varlık kategorisinde değerlendirilebilir. Gelişmiş ülkeler için yapılan hesaplamalarda hisse senetleri ve tahvillerin lüks varlık, nakit ve vadesiz mevduatların ise zorunlu varlık kategorisinde oldukları belirlenmiştir.

Beklenen Getiri

Önceki ünitemizden hatırlayacağınız gibi, bir varlığın getirisi, bu varlığın elde tutulması ile elde edilen kazancı ifade etmektedir. Söz konusu kazanç, kimi durumlarda negatife de dönüşebilen bir büyüklük olabilir. Bir varlığı satın almaya karar verdiğinizde, bu varlığı elde tutarak elde etmeyi umduğunuz getiri, kararınızı büyük ölçüde etkiler. Bir diğer deyişle, zarar etmeyi beklediğiniz varlıkları değil, kazanma olasılığı yüksek olan varlıkları tercih edersiniz. Ancak, bir varlığı satın aldığınız zaman bunun ilerideki değerinin ne olacağını kesin olarak bilebilmek mümkün değildir. Bu nedenle kararınızı etkileyen unsur, bu varlıktan elde etmeyi planladığınız, elde etmeyi beklediğiniz getiridir. Peki, bunun pozitif bir büyüklük olması karar vermeniz açısından yeterli midir? Hayır. Burada sözü edilen beklenen getiri, alternatiflere göre nispi getiridir. Örneğin, Hazine bonolarından beklenen getiri oranının %20 olması bu varlığa olan talebin artacağı anlamına gelmez. Hisse senetlerinin beklenen getiri oranı %100 ise, hisse senetlerinin bonolara göre beklenen nispi getirisi daha yüksek olduğu için talep hisse senetlerine doğru yönelir. Artık, burada size diğer koşulların sabit kabul edildiğini hatırlatmayı gereksiz görüyoruz. Özetle, bir varlığın alternatiflere göre beklenen nispi getirisindeki artış, diğer koşullar sabitken, bu varlığa olan talebi arttırır. Bir diğer deyişle, beklenen getiri ile varlık talebi arasında doğru yönlü bir ilişki söz konusudur. Beklenen getiri, genellikle gerçekleşen getirilerin ağırlıklı ortalaması şeklinde tanımlanır. Burada sözü edilen ağırlıklar ise gerçekleşen getirilerin ortaya çıkma olasılığıdır. Eğer bir formülle ifade edersek, beklenen getiriyi

şeklinde yazabiliriz. Kullanılan simgeleri de tanımlarsak, r gerçekleşen getiri oranını, ρ gerçekleşme olasılığını ve nihayet Σ toplam operatörünü ifade etmektedir. Bu tür formüllerden pek hoşlanmadığınızı biliyoruz. Ancak, gösterim biçimi sizi ürkütmesin; aşağıdaki örneği okuduğunuz zaman, bu eşitliğin çok kolay bir çalışma mekanizmasını ifade ettiğini göreceksiniz.

  • Facebook
  • RSS
  • Twitter
  • Add to favorites
Yazının devamı: 1 2 3 4 5 6 7 8
09. Perakende Mağaza Yönetimi Terimler Sözlüğü ◄ ÖNCE | SONRA ► 01. Halkla İlişkilerin Tanımı

İlgili Yazılar:

Bir Cevap Yazın

ABD bebek borç Ders: Halkla İlişkiler ekonomi gelişim hak hastalık Hukuk idare iktisat kamu kaynakça kişilik psikoloji sağlık sendika sözleşme sıra sizde tartışma tedavi Test Soruları ticaret Türkiye yargı yaşamın içinden Özet çocuk öğrenme ünite

AÖF