Kayıt ol  |  Giriş
NotOku'yu +1'le
Ders: Yurttaşlık ve Çevre Bilgisi      Ünite 3      28 Haziran 2011 Ara     

03. Türkiye Cumhuriyeti’nin Temel Nitelikleri 2: Laiklik

Amaçlar

Bu üniteyi çalıştıktan sonra,
– Laikliğin anlamını öğrenecek,
– Laikliğin tam anlamıyla uygulanabilmesi için hangi ilkelere uyulması gerektiğini kavrayacak,
– Laikliğin Türkiye’de gelişimi konusunda bilgiler edinecek,
– Laikliğin korunmasının Türkiye için ne denli önemli olduğunu düşünmeye başlayacak,
– Anayasada yer alan laiklikle ilgili hükümleri tartışabileceksiniz.

İçindekiler

Bağlantı Din Özgürlüğünün Sağlanması
Bağlantı Resmi Bir Devlet Dininin Olmaması
Bağlantı Devlet İle Din Kuruluşlarının Ayrılması
Bağlantı Devletin İşleyişini ve Toplumsal Kuralların Dini Kurallar Olmaktan Çıkması
Bağlantı Laikliğin Korunması
Bağlantı Özet
Bağlantı Test Soruları
Bağlantı Sıra Sizde Cevap Anahtarı
Bağlantı Başvuru Kaynakları

Öneriler

Bu üniteyi çalıştıktan sonra,
– Yararlanılan kaynaklara bakarak daha fazla bilgi edinmeye çalışın.
– Laikliğe yönelen güncel tehditleri izleyip laiklikten uzaklaşmanın kişisel yaşamınızda ne gibi sonuçlara yol açabileceğini değerlendirmeye çalışınız.

GİRİŞ

Anayasa’nın 2. maddesine göre Türkiye Cumhuriyeti laik bir devlettir. Bu ilke, yalnızca Anayasa’nın 2. maddesinde devletin nitelikleri arasında yer almakla kalmıyor, pek çok başka Anayasa hükmünün de konusunu oluşturuyor.

“Laiklik” terimi Türkçeye Fransızcadan geçmiş. Batı dillerinde “dine ya da kiliseye ait ol mayan” anlamına geliyor. Laiklik, Batı toplumlarında belli başlı üç aşamadan geçerek bugünkü anlamını kazanmış. Birinci aşamada devlet tarafından güdülen mezhep yobazlığının kaldırılması, farklı dinsel inanca sahip insanlara eşit davranılması sağlanmış. Ama buna rağmen bir süre daha devlet ile din arasındaki kaynaşma sürüp gitmiş, devletler “resmi” bir dine sahip sayılmamışlar, ikinci aşama devlet dininin kaldırılması oluyor. Üçüncü aşama ise hukuk sisteminin ve toplumsal kuralların dinsel ya da dinle ilgili kurallar olmaktan çıkması oluyor. Böylece kökenleri bakımından dinsel inanç ve görüşlere dayansa bile, hukuksal ve toplumsal ilişkiler alanındaki kural ve davranışlar “laikleşerek” mutlak olmayan, akla dayalı çözümlerin alanı içine giriyor (Soysal, 1993:165).

Laiklik bir ilke olarak anayasalarımıza 1924 Anayasasında 1937 yılında yapılan değişiklikle girmiştir. Ancak, Türk toplumunda laikliğin temellerini oluşturan adımlar, Osmanlı İmparatorluğu’nun son yüzyılına, devletin “İslam Devleti” olma niteliğinin dönüşmeye başladığı II. Mahmut ve Tanzimat dönemine kadar gerilere götürülebilir. Ancak bu konuda atılan en önem li adımın, 23 Nisan 1920’de TBMM’nin toplanması ile birlikte ulusal egemenlik ilkesinin ön plana çıkarılması olduğuna da kuşku yoktur. Bu ilkenin benimsenmesi, siyasi iktidarın insana dayandırılması, meşruiyet kaynağının tanrıda değil, toplumda aranması anlamına gelmektedir.

Kurtuluş Savaşı’nın zaferle sonuçlanmasından sonra laiklik alanında yapılanlar arasında ise en önemlileri olarak hilafetin kaldırılması ve eğitimin birleştirilmesine ilişkin yasaları (1924), tekke ve zaviyelerin kapatılmasını (1925), Medeni Kanunun kabulünü (1926) ve nihayet devlet dini’ne ilişkin hükmün Anayasa’dan çıkartılmasını (1928) sayabiliriz.

Laiklik, kısaca, din ve devlet işlerinin birbirinden ayrılması ve bu yolla din ve vicdan özgürlüğünün sağlanması olarak tanımlanabilir. Gerçekten de din ve devlet işlerini birbirinden ayırmadan dini inanç özgürlüğü sağlanamayacağı gibi, düşünce özgürlüğünün gerçekleştirilme si de mümkün olamayacaktır.

Öte yandan laikliğin kişi özgürlüğü, ulusal devlet ve demokrasinin ön koşulu olarak da Türkiye Cumhuriyeti’nin temel yapıtaşlarından biri olduğuna kuşku yoktur.

Laiklik; ortaçağ dogmatizmini yıkarak aklın öncülüğünü, bilimin aydınlığı ile gelişen özgürlük ve demokrasi anlayışını, uluslaşmayı, bağımsızlığı, ulusal egemenliğin ve insanlık idealinin temelini mümkün kılan bir uygar yaşam biçimidir… Laiklik; egemenliğe, demokrasiyle özgürlüğe ve bilgi bileşimine dayanan toplumsal bir atılım; siyasal, sosyal ve kültürel yaşamın çağdaş düzenleyicisidir. Onurunu üstün tutarak bireye kişilik ve özgür düşünce olanaklarını veren, bu yolla siyaset-vicdan ayrımını gerekli kılarak vicdan ve dinsel inanç özgürlüğünü sağlayan ilkedir… Laik düzende din siyasallaşmadan kurtarılır, yönetim aracı olmaktan çıkarılır, gerçek saygın yerinde tutularak kişilerin vicdanına bırakılır. Böylece siyasal yaşamın dayanağı bilim ve hukuk olur (Anayasa Mahkemesi Kararı, R.G., 5.7.1989, Sayı : 20216, s: 24-25).

Laiklik konusunda belirtilmesi gereken bir başka nokta da, bu ilkenin gerçekleşme biçiminin ülkelere göre farklılık gösteriyor olması ve bu konuda “mutlak” bir tanımdan yola çıkmanın çok doğru olmamasıdır.

Bu nedenle, anayasasında bu ilke yer almayan ya da eğer mutlak bir tanımdan yola çıkılırsa laikliğe aykırı olarak değerlendirilebilecek kural ya da uygulamaların görüldüğü bir devletin laik olmadığını söylemek her zaman doğru sayılamaz. Örneğin, İngiltere’de hükümdarın “resmi” kilise olan Anglikan Kilisesinin “dünyevi” başı olması ya da bir ülkede Türkiye’de de olduğu gibi- yaygın olan dini inancın resmi tatil kabul edilmesi, o devletin laik olmadığını değil, daha çok bu kural ve uygulamaların laikliğin gerekleri açısından bir sorun oluşturmadığını gösterir.

Ancak, ülke ya da bir ülkedeki uygulamalarda zaman içinde görülebilen değişikliklere bakarak, bundan farklı “laiklikler” olduğu sonucunu da çıkarmamak gerekir. Çünkü laiklik bakımından asıl önemli olan, pratikte varılan noktalar olarak din kurumlarına ve ideolojisine kalan alanın sınırlı olması ve “gerçeklikler dünyasında dinin ne devlet katında, ne kamusal yaşamda, ne de hukuk alanında etkili bir rolünün bulunmasıdır” (Tanör/Yüzbaşıoğlu, 2004: 92).

  • Volkan

    LAİKLİK = ANTİ ASİMİLASYON KANUNU

    Laiklik İslamiyet’le kültürümüze giren Arap kültürünü Türk kültüründen ayırma,girmişse ayrıştırma kanunudur. Avrupai söylem ile Anti asimilasyon kanunudur. Türkçe söylemi ise Türk kültürünü dış kültürlerden (Arap kültüründen) koruma kanunudur.

    Laiklik İslamiyet’le kültürümüze giren Arap kültürünü Türk kültüründen ayırma,girmişse ayrıştırma kanunudur.
    Avrupai söylem ile Anti asimilasyon kanunudur.
    Türkçe söylemi ise Türk kültürünü dış kültürlerden (Arap kültüründen) koruma kanunudur.

    Müslümanlık adı altında;

    Arapça selam verilmesi.
    Arap isimleri kullanılması.
    Arap kıyafetleri giyilmesi.(Sarık,Cüppe,Türban vs.)
    Arap bayrağı Türk bayrağının yerine istenmesi.
    Arap kanunu şeriat,Türk kanununun yerini istenmesi.
    Beş vakit ezan Türkçe yerine Arapça okunması.
    okullarda Din dersleri zorunlu tutulması.
    Nüfus cüzdanlarında din hanesi olması.
    İmam hatiplilerin imamlık harici yerlere atanması.
    Sembolik camiler yerine binlercesinin yapılması.
    Dini bayramların tatil ilan edilmesi
    Hükümetin Müslümanlığı ön plana çıkarması
    …………….
    Arap asimilasyonu böyle uzar gider ve Türk kültürüne zarar verir.
    Burada laiklik kanunu devreye girer ve Türk kültüründen Arap kültürü temizlenmesi için harekete geçilir.

    10/Aralık/1991

    Volkan YILDIRIM

    © Bu yazının telif hakkı yazarın kendisine veya temsilcilerine aittir.
    Kaynak: http://www.volkanyildirim.com/yazilardetay.asp?id=1