03. Kişilerarası İletişim
Yüz ve beden: Yüzümüzdeki ifade, el ve beden hareketlerimiz, bedenimizin duruşu ve göz temasımız, sözsüz iletişimin en önemli unsurlarıdır. Yüzümüzdeki çeşitli ifadeleri ortaya çıkartan hareketlere mimik, el, kol ve beden hareketlerine de jest demektedir. Tıpkı sözlü iletişimde olduğu gibi sözsüz iletişimde de bilerek, isteyerek yani niyetli ya da niyet edilmeden gönderilen mesajlar söz konusudur. Örneğin başımızı “evet-hayır” anlamında sallamak, kaşlarımızı kaldırarak “hayır”, dudaklarımızı büzerek “belki” demek, ya da omuzlarımızı kaldırarak umursamazlık belirtmek gibi.
Niyet edilmemiş, istemediğimiz halde ortaya çıkan yüz ve beden ifadelerine ise “duygusal ifade” adı verilmektedir. İnsanların yüzlerinde aniden korku ya da hayret ifadesinin belirmesi, niyet edilmemiş sözsüz iletişim örneklerini oluşturmaktadır.
Bedensel Temas: Sözsüz iletişim yöntemlerinden birisi de bedensel temastır. İletişim içinde olduğumuz kişiyle el sıkışma, omuza dokunma gibi bedensel temaslar yoluyla da karşımızdaki kişiye çeşitli mesajlar vermeye çalışırız.
Mekân Kullanımı: Karşımızdaki kişiye çevremizde oluşturduğumuz, içinde yer aldığımız mekânlar yoluyla da çeşitli mesajlar iletiriz. Örneğin, iletişim içinde olduğumuz insanlara uzak ya da yakın durarak, bir takım mesajlar iletiriz. Sevdiğimiz insanlara yakın durmayı tercih ederken, daha az sevdiklerimizle aramızda biraz daha fazla mesafe bulunmasına dikkat eder, hiç tanımadığımız insanlara ise daha uzak dururuz.
Araçlar: Kişiler arası iletişimde mesaj iletmek için başvurduğumuz yollardan birisi da bir takım araçlar kullanmaktır. Rozetler ya da takılar takarak, kokular sürerek, belirli kıyafetlere bürünerek, çevremize çeşitli mesajlar iletiriz.

Kişilerarası iletişim sınıflandırması neleri içermektedir?
İLETİŞİMİN DÜŞÜNSEL ANALİZİ
İletişim sorunlarının çözümü, iyi niyete ve bu sorunların altında yatan psikososyal süreçlerin bilinmesine bağlıdır. İletişim konusunda bilinçlenme, kişiye önemli etkileşim olanakları sağlar. Bu olanaklardan yararlanarak, doyumlu bir yaşamı gerçekleştirmek, kişinin kendisini değerli görmesiyle başlar. İletişim konusunda teknik bilgiler ve beceriler gerekli, fakat kendi başına yeterli değildir. İletişim bilgi ve becerilerinin arkasında gönül zenginliği, sevgi, anlayış ve hoşgörü olmalıdır. Bu temel olmadan her türlü iletişim becerisi, yalın ve anlamsız bir egzersizden ileri gidemez. İnsan iletişimi, hem kafa hem de gönül zenginliği ister: Biri olmadan diğerinin etkinliği yoktur.
Bir kişinin kendinden hoşlanması ve kendini diğer insanlarla, doğayla ilişki içinde görmesi, yaşamının anlamlı olmasını sağlar. Genel olarak, gergin bir toplum içinde yaşıyoruz. Ekonomik ve toplumsal sorunların altında ezilen insanlar daha hoşgörüsüz, daha kızgın bir hale geliyor. Bu durum, kişiler arası iletişimsizliğin en temel nedenlerinin başında geliyor. Diğer yandan bazı iş ve görevlerin özelliklerinden kaynaklanan ağır çalışma koşulları da iletişim sorunlarının yaşanmasına neden oluyor. Gün boyu çok sayıda ve hepsi de birbirinden farklı kişilik özelliklerine sahip ve her birinin çok önemli olan sorunları olan insanlarla iletişim kurmak, onları dinlemek, sorunlarına çözüm üretmek hiç kolay bir iş değildir. Özellikle, toplumun güvenliğini, huzurunu sağlamakla görevli polis ve jandarmalarımızın yürüttükleri görevin niteliğinden kaynaklanan gergin bir iş ortamında yaşadıklarını biliyoruz. Polis ve jandarmalarımızın, bu ağır çalışma koşullarının altında ezilmemek için, iletişim bilgi ve becerisini işlerinin çok önemli bir unsuru olarak görmeleri gerekir. Bu konuda yeterli bilgi edinmeleri ve bunları uygulanabilir becerilere dönüştürmeleri bu tür meslek gruplarının olmazsa olmaz koşulları arasında yer alır. Bu nedenle, hepimizin ama daha çok insanlarla yüz yüze, iletişim kurmayı gerektiren işleri yapan kişilerin kendileriyle ve çevreleriyle, bilinçli ilişki kurması gerekir. Bilinçli iletişim, anlamlı yaşamın, anlamlı yaşam da sakin ruh ha linin gelişmesini sağlar.
Duygu ve Davranışlarımızın Nedenleri
İletişimin, karşılıklı anlayış ve paylaşımı öne çıkaracak şekilde gerçekleşmesi herşeyden önce kişilerin, duygu ve davranışlarının nedenleri üzerine düşünmelerine ve bunları anlamalarına bağlıdır. Duygu ve davranışlarımızın nedenini dışımızdaki kişi ve olaylarda arama yanılgısı, iletişim çatışmalarının en büyük nedenini oluşturur. Duygu ve davranışlarımızın nedenleri, kişinin kendi dışında gerçekleşen olaylarda değil, bu olaylarla ilişkili olarak ürettiğimiz düşüncelerimizde yatmaktadır. Bu yaklaşım örneğin, bizi arkadaşımızın yaptığı hatanın değil, arkadaşımızın hatası ile ilgili düşüncelerimizin öfkelendirdiğini kabul etmemizi gerektirir. Bu nedenle, “Arkadaşım beni öfkelendirdi.” ifadesi yerine “Arkadaşımın yapmış olduğu davranış karşısında kendimi (düşüncelerimle) öfkelendirdim.” İfadesi daha doğru olacaktır. Kendi duygularının nedenlerini, kendi içlerinde ve kafalarında değil de, karşısındakinin yaptıklarında arayan iki insanın iletişim sürecini başlatıp yürütebilmeleri pek mümkün olmayacaktır.
Diğer yandan, dış olayların düşüncelerimiz üzerindeki etkisini de kolayca bir kenara atamayacağımızı belirtmeliyiz. Bir söz, bize karşı yapılan bir davranış kuşkusuz duygu ve davranışlarımızın oluşmasında etkili olacaktır. Fakat bu etki, o duygu veya davranışı yaşamamıza neden olan bir araç ya da vesile olmaktan öteye gitmeyecektir. Bir olaya ilişkin duygu ve davranışlarımızı değiştirebilmenin yolu, o olayla ilgili düşüncemizi değiştirmekten geçer. Bir başka deyişle duygu ve davranışımıza yol açan düşüncemizi değiştirmeden onun yol açtığı iletişim davranışımızı değiştiremeyiz. Örneğin, genel olarak insanlara güvenilmemesi yönünde bir düşünceye sahipsek, bu bakış açısını değiştirmeden insanlarla güvene dayalı, açık, yalın bir iletişim davranışı gerçekleştiremeyiz. Olsa olsa birbirlerini karşılıklı etkilemeye çalışırlar.
Davranış ve duyguların değişebilmesi düşüncelerin değişiminden geçtiğine göre, düşüncelerin özelliklerini daha yakından tanıyabilmek onları değiştirebilme olanağını da o oranda artıracaktır.

İletişimin davranışımızı etkileyen psikolojik etkenlere ilişkin olarak özellikle stres ve savunma mekanizmalarına dair bilgiler daha ayrıntılı olarak Ünite 4′te ele alınmaktadır. Her iki Ünitedeki bilgiler daha etkin ve sağlıklı iletişim için gerekli düşünsel alt yapıyı oluşturucu nitelikte bilgileri içermektedir.
DÜŞÜNCELERİMİZİN ÖZELLİKLERİ
Otomatik Pilot
Genel olarak, düşüncelerimizin her zaman farkında olduğumuzu düşünürüz. Oysa farkında olduklarımıza oranla farkında olmadıklarımızın oranı çok daha fazladır. Çünkü çoğu davranışlarımızın gerisinde artık farkında olma ihtiyacı duymadığımız ve otomatik pilota bağladığımız düşüncelerimiz yatar. Beyin, belirli bir davranışın gerisinde yatan düşünceleri, bir inanış haline dönüştürdüğünde, bunları bilinç düzeyine çıkartıp, ilk elde kolaylıkla farkına varamadığımız bilinç gerisine yerleştirir. Örneğin, bisiklet ya da arabayı, düşünmeden, otomatik pilota bağlamış gibi kolayca kullanabildiğimiz gibi. İnsanlarla kurduğumuz ilişkilerde de düşünmeden, otomatik pilota bağladığımız pek çok davranışımızdan söz edebiliriz. Örneğin, polislere ilişkin çocukluk döneminden kalma, polisten korkulur ya da, ne olursa olsun karakola gitmenin kötü bir şey olduğu yargısı gibi. Bu nedenle ülkemizde genellikle insanların tanıklık yapmaktan kaçınmasının altında böyle bir neden yatıyor olabilir. Oysa bilindiği gibi, gelişmiş batılı ülkelerde, tanıklık o ülkelerin insanları için bir vatandaşlık görevidir. Belki genelleme yapmak pek doğru olamayacaktır ama o ülkelerin insanlarının birçoğu, gönüllü olarak polis ya da güvenlik güçleri ne yardımcı olmaktadır. Örneğin Almanya gibi batılı ülkelerde yaşayan yurttaşlarımızdan, evinin penceresinden gördüğü, gece geç saate ve bomboş bir sokakta kır mızı ışıkta durmayan bir aracın plakasını telefonla polise bildiren insanlarla ilgili öyküler dinlemişsinizdir.
Bizlerin biraz hayretle, şaşırarak dinlediğimiz bu tür güzel ve doğru vatandaşlık davranışlarının, ülkemizde de yaşanabilmesi için hiç kuşku yok ki polis ya da jandarmaya ilişkin öncelikle otomatik pilotla bağladığımız ve bir çeşit önyargıya dönüştürdüğümüz düşüncelerimizi sorgulayarak, değiştirmemiz gerekiyor. Hiç kuşku yok ki, birer dış etken olarak polis ya da jandarmanın da bu önyargılarımızı değiştirmemiz yönünde olumlu davranışlarını görmemiz önemli rol oynayacak tır. Burada olumlu davranışın görülmesi gerçekten çok önemlidir. Örneğin, değişik nedenlerden ötürü sevdiği halde sevdiğini davranış olarak gösteremeyen in sanların sayısı hiç de az değildir. Bu insanlara sorulduğunda sevdiklerini söylerler. Oysa gösterilmeyen sevginin bir anlamı yoktur. Sevginin gösterilmesi gibi, olumlu düşüncelerimizin de davranış olarak gösterilmesi gerekir. Belki bu konularda da otomatik pilota bağladığımız, örneğin amirin astına sevgisini gösterirse astının şımaracağı korkusu gibi düşünceler bu önyargıya dönüşmüş düşüncelerin nedeni olabilir.
İlgili Yazılar:
- 09. Halkla İlişkiler ve İletişim Terimleri Sözlüğü
- İki-Yönlü Asimetrik İletişim
- İki-Yönlü Simetrik İletişim
- Halkla İlişkiler Nedir?
- 02. İletişim Süreci ve Öğeleri
- Nedensel Çıkarsamaların Boyutları
- Aile İçi İletişim
- Tüzel Kişiliğin Ehliyetleri
- 05. Sözlü, Yazılı ve Sözsüz İletişim
- Nedensel Çıkarsamalara Temel Oluşturan Özellikler




