03. Genel Çevre Analizi
İşletmeyi ve yakın çevresini etkileyen genel çevresel faktörler incelenmektedir. Uluslararası çevre ve dış ülkelerle ilişkiler, sosyokültürel çevre, ekolojik sorumluluk ve düzenlemeler, teknolojik değişmeler, dinsel ve ahlaksal baskılardan oluşan bu unsurlar ve işletme üzerindeki etkileri değerlendirilmektedir. Üniteyi dikkatlice okuyunuz. Gümrük birliği, kadının çalışma hayatında daha fazla yer almaya başlaması, teknolojik gelişmeler, ozon tabakasındaki delinme gibi değişmelerin işletmeleri ve stratejistleri nasıl etkilediğini, çevrenizden örnekler vererek değerlendirmeye çalışınız.
Amaçlarımız
Bu üniteyi okuduktan sonra;
- Tüm dünyada yaşanan değişim ve bunların işletmeler üzerindeki etkileri neleri kapsar?
- İşletmeyi ve yakın çevresini etkileyen ekonomik, teknolojik, politik, yasal, sosyo- kültürel ve ekolojik değişkenlerde oluşan genel çevresel faktörleri belirtiniz. Bu faktörlerin analizleri ve bu faktörlerdeki eğilimler karşısında işletmenin stratejik yönetimi nasıl açıklanır? sorularını yanıtlamak için gerekli bilgi ve becerilere sahip olabileceksiniz.
Yerli sanayicilere ithalatta “koruma”
Yerli üreticilerin şikâyeti üzerine açılan, ithalatta haksız rekabetin önlenmesine yönelik soruşturma sonucunda, Çin menşeli vantilatör, gözlük çerçevesi ve gözlük ithalatında kota uygulanmasına karar verildi.
Yerli cam üreticilerinin şikâyeti üzerine de Rusya, Ukrayna, Beyaz Rusya ve İran menşeli çekme ve üfleme cam, yüzeyi cilalanmış cam ithalatı konusunda soruşturma başlatıldı. Dış Ticaret Müsteşarlığı’nın (DTM) konuya ilişkin üç tebliği, Resmi Gazetenin dünkü sayısında yayımlanarak yürürlüğe girdi.
Vantilatör: Yerli üretici Raks Elektrikli Ev Aletleri AŞ’nin başvurusu üzerine, geçen yıl ekim ayında başlatılan Çin Halk Cumhuriyeti menşeli vantilatörler konusundaki soruşturma sonuçlandı. Soruşturma sırasında derlenen verilere göre, 1996′da 236 bin 446 adet olan Türkiye’nin vantilatör ithalatı, 1997de 340 bin 123 adet, 1998′de 267 bin 934 adet, 1999′da 533 bin 924 adet, 2000 yılında 612 bin 700 adete yükselirken, geçen yıl başlatılan soruşturmanın da etkisiyle 386 bin 206 adete geriledi 1996- 2000 döneminde, vantilatör ithalatı yüzde 159 artarken, ithalatın büyük bölümü Çin’den yapıldı. Bu dönemde, toplam vantilatör ithalatı içinde Çin’in payı, yıllara göre yüzde 65- 85 arasında değişti. Aynı şekilde, I996′da l68 bin 383 olan Çin menşeli vantilatör ithalatı, yüzde 204 artışla 2000 yılında 512 bin 473 adete ulaştı. Soruşturmanın etkisiyle, geçen yıl 252 bin 784′e düştü. Çin menşeli ithalat nedeniyle, yerli sanayiinin kapasite kullanım oranı, 1996- 2001 döneminde, yüzde 215′den yüzde 22′ye gerilerken, 2000 ve 2001 yularında, yerli üretimin satış fiyatlarını yüzde 66 ve yüzde 68 oranlarında kırdığı belirlendi. Son 7 yılda, yerli üretimin yurtiçi vantilatör piyasasındaki payı da yüzde 50′den yüzde 16′ya düşerken, Çin menşeli malların payı yüzde 35′ten yüzde 69′a kadar çıktı. Söz konusu ithalat nedeniyle, yerli üreticilerin maliyetinin artmasına karşın, kârlılık oranlarının çok düştüğü, istihdamlarının ve işgücü verimliliklerinin de çok azaldığı belirlendi.
Gözlük: Gözlük İmalatçıları Derneği’nin 10 üyesi tarafından üyeleri adına yapılan başvuru üzerine, geçen yıl kasım ayında açılan Çin menşeli gözlük çerçevesi ve gözlük ithalatı konusundaki soruşturma da sonuçlandı. DTM’nin yürüttüğü soruşturma şurasında, gözlük çerçevesi ve aksamı ithalatının, 1997′de 855 bin 793 adet ve 27 bin 935 kg’dan, 2001′de 2 milyon 787 bin 142 adet ve 12 bin 600 kg’a çıktığı, söz konusu ithalatta Çin menşeli ürünlerin payınınsa yüzde 14′ten yüzde 82′ye yükseldiği belirlendi. Gözlük İthalatı da aynı dönemde l milyon 741 bin 245 adet ve 58 bin 419 kg’dan, 6 milyon 662 bin 663 adete, yükselirken, Çin menşeli ürünlerin payı yüzde 33′den yüzde 90′a çıktı. Yerli sanayiinin kapasite kullanım oranı, üretim ve yurtiçi satıştan, istihdam ve kârlılığına ilişkin düşüşler dikkate alınarak, Çin menşeli, gümrük tarife pozisyonu 90. 03 olan “gözlüklere ya da benzeri eşyaya ait çerçeveler ve bunların aksam ve parçaları” ile 90. 04 gümrük tarife pozisyonundaki “gözlük ve benzerleri “görme kusurlarının giderilmesine mahsus gözlükler, koruyucu gözlükler ve diğer gözlükler” için, 3 yıl süreyle kota uygulanmasına karar verildi. Dünden başlamak üzere 3 yıl süreyle uygulanacak kota miktarları, her yıl yüzde 3 artırılacak. İlk yılda gözlükler ve benzer eşyaya ait çerçeveler ve bunların aksamları için, birinci gruptakilere yıllık 880 bin adet ve 2 bin kg, optik ve güneş gözlükleri için de l milyon 74 bin adet ve 53 bin kg kota miktarı belirlendi. Kota kapsamında söz konusu ürünlerden ithal etmek isteyenlerin, DTM’ ye başvurarak ithalat lisansı alması gerekiyor.
Dünya, 25 Eylül 2002, s. 9.
Anahtar Kavramlar
- Enflasyon
- Ekolojik Faktörler
- Sosyokültürel Faktörler
- Teknolojik Faktörler
İçindekiler
- POLİTİK İNCELEME VE HİPOTEZLER
- EKONOMİK İNCELEME VE HİPOTEZLER
- SOSYOKÜLTÜREL İNCELEMELER VE HİPOTEZLER
- TEKNOLOJİK KOŞULLARA İLİŞKİN FAKTÖRLER VE STRATEJİK YÖNETİM
- EKOLOJİK İNCELEME VE HİPOTEZLER
- HUKUKSAL, DİNSEL VE AHLAKSAL İNCELEMELER VE İŞLETMENİN STRATEJİK YÖNETİMİ
POLİTİK İNCELEME VE HİPOTEZLER
Dünyanın Politik Eğilimleri
Artan teknolojik ve ekonomik değişme ve gelişmelerle dünya adeta küçülmüş ve küreselleşme hareketleri ulusal ölçü, boyut ve alışkanlıkları değiştirerek ulusları birbirine yakınlaştırmıştır. Rekabetin boyutları da ulusal düzeyden uluslararası ölçülere çıkmıştır. Artık ulusal sınırlar önemini kaybetmiştir. Üretilen malların ” Dünya malı ” olmasının önemi artmıştır. Bu nedenle, gerek politik ve gerekse de sosyokültürel ve ekonomik incelemeler arasındaki sınırlar büyük ölçüde sunileşmiştir. Diğer bir deyimle, bunlar arasında kesin sınırlar saptamak çok güçtür. Çünkü politik bir önlem ekonomik ve sosyokültürel alanlarda önemli etkiler doğurduğu gibi, bunun tersi durumlar da geçerlidir. Burada ele alacağımız konular uluslararası güç ilişkileri yönünden olacaktır.
Günümüzde ülkeleri güçlülük yönünden aşağıdaki gruplar içinde değerlendirebiliriz.
Askeri üsler, ekonomik ve kültürel organizasyonlar açısından dünya ölçüsünde süper güç; Amerika Birleşik Devletleri ve onun oluşturduğu NAFTA ekonomik birliği
Ekonomik olduğu kadar politik güç olmaya çalışan bölgesel özellikteki büyük güç; Rusya ve onun oluşturduğu Bağımsız Devletler Toplumluluğu.
Ekonomik ve Politik Güç; Avrupa Birliği; şu anda 15 Avrupa ülkesinden oluşan birlik Doğu Avrupa ve Balkan ülkelerinin katılımıyla dünyanın en önemli birleşmiş pazarını ve politik gücünü oluşturacaktır.
Büyük ölçüde otonom bazı unsurlar; Çin, Japonya, Güney Afrika, Avusturya ve Yeni Zelanda.
Asya’nın dört kaplanı: Güney Kore, Tayvan, Hong Kong ve Singapur rekabet ekonomisi refahlarını arttırmışlardır.
Bağımlı ya da peyk ülkeler; Afrika ya da Asya kıtası ülkelerinin birçoğu, ABD ve Kanada dışındaki bütün Amerika ülkeleri Bu analiz dünya ülkelerinin statik durumlarını belirlemektedir. Ancak, durum dinamik açıdan değerlenirse ki uzun vadeli öngörülerde önemli olan da budur ve şu durumlarla karşılaşmış oluruz;
Amerika Birleşik Devletleri’nin ahlaksal, kültürel ve sosyal değerleri dünyada geniş ölçüde tanınmaktadır. Ancak, bugün için teknik, ekonomik, finansal ve askeri alanlarda üstünlüğünü kabul ettiğimiz AB. etkinliğini ve prestijini büyük ölçüde yitirmektedir. Buna karşın Batı Avrupa ülkeleriyle Japonya güçlenmektedir. Afrika, Asya ve Avrupa’nın bazı ülkelerinde sağ ve sol ihtilaller günden güne artan bir hızla çoğalmaktadır. Homojen olmayan birtakım sosyal grupları ve kültürleri bünyelerinde barındırmak zorunda bulunan bazı büyük devletler içinde sosyal patlamalara ve kaynaşmalara tanık olmaktayız. 2000 yıllarına doğru, Hindistan, Çin (Mao’nun ölümünden sonra) ve Rusya’da siyasi rejimi kökten değiştiren ve hatta iç savaşlara ve bölünmelere kadar varan değişmeler söz konusudur. Fransa’da siyasi iktidarın soldan sağa kayması ve diğer Güney ülkelerinde, İtalya, İspanya ve Portekiz’de siyasi değişmeler, kaynaşmalar ve ihtilaller, dünyanın politik görünümünü ve dengesini büyük ölçüde etkilemektedir.
Diğer taraftan, politik ve ekonomik Avrupa birliği, güçlenmektedir. Avrupa’da diğer bir yönelim de Rusya ile Doğu Avrupa ülkeleri arasındaki bağların çözülmüş olmasıdır. Bu nedenle Doğu Avrupa ülkeleri de Avrupa Birliğiyle bütünleşme çabası içine girmişlerdir.
Eski gücünü gittikçe yitirdiğinin farkına varan ABD, Kanada Orta ve Güney Amerika ülkeleriyle ekonomik ve politik yönlerden güç birliğine yönelmekte Uzakdoğu, Afrika ve Güney Avrupa ülkeleri üzerindeki politik etkinliğini ister istemez azalmaktadır. Amerika’nın Kuzey Amerika ülkelerinin tamamı, orta ve güney Amerika ülkelerinin bazılarıyla bölgesel özellikte bir güç kurmağa önem verdiği söylenebilir. Bölgesel özellikteki politik ve ekonomik güç birliği dünyanın gelişmiş ülkeleri arasında olduğu kadar gelişmekte olan ülkeleri arasında da yaygınlaşmaktadır. Arap dünyasıyla Afrika ülkeleri arasında son zamanlarda göze çarpan dayanışma bu tür bir yakınlaşma örneğidir. Birleşmiş Milletlerde süper devletlerin etrafında meydana gelen çöreklenmelerde çözülmeler olmuş, bu nedenle, adı geçen örgütün eski politik gücü ve önemi azalmıştır. Politik yönden meydana gelen çözülmeler karşısında günümüz Batı Avrupa ülkelerinin bazı Afrika ve Latin Amerika ülkeleriyle bilgisel, teknik ve ekonomik alanlarda yeniden işbirliği yapma çabası içinde olduklarını görmekteyiz.
Politik Eğilimler ve İşletmenin Stratejik Yönetimi
Globalleşme (Küreselleşme) eğilimlerinin doğurduğu sorunlar nedeniyle, ulusların birbirleriyle politik (ve ekonomik) yönden işbirliği içinde bulunması ya da bu yönde yakınlaşmaları işletmelerin yaşamı üzerinde büyük ölçüde etkin olmaktadır. Etkinlik özellikle, dış ticaret, (ham madde, enerji kaynakları, ürünlerin alım ve satımı) dış yatırımlar, dış finansal kaynaklar ve bunların sonuçları (kâr, faiz, komisyon, anapara aktarmaları) ile işgücü arz ve talebi yönündedir. Günden güne gelişen uluslararası, hatta denizaşırı rekabet, ulusların karşılıklı ya da gruplar halinde antlaşmalarından büyük ölçüde etkilenmektedir. Siyasi iktidarlar ya da hükümetler tarafından çıkarılan kanunlar, koruyucu önlemler ya da bu önlemlerin kaldırılması, mikro birimler olan işletmelerin yeni hammadde ve enerji kaynaklarıyla yönetsel, teknik ve fiziksel işgücü kaynakları bulmalarını, yeni pazar olanaklarına kavuşmalarını önemli ölçüde etkilemektedir. İşletmelerin planlama yönünden bu gelişmeleri zamanında ve doğru bir biçimde değerlenmesi, onlara maliyetlerini düşürme ve satış hacimlerini yükseltme bakımından yeni olanaklar hazırlayacaktır. Böylece, hem yeni fırsatlar ve kaynakları zamanında değerlendirerek, iç ve dış rekabet bakımından, rakiplerinden daha üstün duruma geçecekler ve hem de büyüme ve gelişme olanaklarına kavuşacaklardır.

Politik hipotezleri yurdumuz işletmeleri açısından nasıl değerlendirebiliriz?
Yurdumuz işletmeleri yönünden politik hipotezleri değerlendirecek olursak, Avrupa Birliği ülkeleri açısından politik yakınlaşma eğiliminde bulunan ülkemizin gümrük birliğiyle başlattığı girişimleri artırarak ileride, ekonomik ve teknik yönden daha etkin sayılabilecek bölgesel birtakım politik organizasyonlara gireceği olasılığını da dikkatten uzak tutmamamız gerekir. İş adamlarımızın ve işletmelerimizin şimdiden Balkan ülkeleri, orta ve yakın doğu ülkeleriyle işbirliği açısından soruna eğilmelerinde büyük yararlar vardır.
EKONOMİK İNCELEME VE HİPOTEZLER
Dünyanın Ekonomik Görünümü
Günümüzün dünya ülkeleri birbirlerinden ekonomik gelişme açısından gittikçe daha belirgin hale gelen farklarla ayrılmaktadırlar. Hatta az gelişmiş olarak nitelediğimiz bazı ülkelerde sefillik ya da açlık terimlerinde ifadesini bulan durumlara rastlanmaktadır. Bu ülkeler, Asya, Afrika ve Güney Amerika kıtalarının kalabalık nüfuslu uluslarından meydana gelmiştir.
Diğer taraftan, hammadde olanaklarına, çeşitli üretim tekniklerine, ticari dağıtım ve tüketim usullerine sahip olmada, Batı Avrupa ülkeleriyle Japonya’nın ve özellikle ABD’nin ezici üstünlüğünü görmekteyiz. Şu halde, dünyamız ekonomik zenginlik yönünden birbirine tamamen zıt düşen iki gruba ayrılmış bulunmaktadır. Bu durumun, 20. yüzyılın sonlarına doğru, az gelişmiş ve gelişmekte olan bütün ülkelerinin uğraşılarına rağmen devam edeceğini kanıtlayan araştırmalar yapılmıştır. Örneğin; bugünkü büyüme hızı %3 civarında bulunan ABD ve Kanada’nın 2010 yılında da aynı seviyeyi koruyacağı; Almanya ve İtalya’nın bugünkü seviyeleri olan %4′ü muhafaza edecekleri; İngiltere, Fransa ve Rusya’nın %3. 5 oranıyla bugünkü büyüme düzeyleri seviyesinde kalacakları, Japonya’nın ise %7′den %10′a yükseleceği öngörülmektedir. Şu anda az gelişmiş olarak nitelenen ve büyük bir hızla gelişme çabası içinde bulunan dünyanın gelişilmekte olan ülkeleri, bütün uğraşılarına rağmen yüzde oranları itibariyle gelişmiş ülkelerden daha hızla kalkınmış olsalar da mutlak miktarlar açısından aradaki fark daha da artmış olacaktır.
Bugün büyük miktarlara varan aradaki mutlak fark, halen devam etmekte olan oransal artışlarla daha da fazlalaşınca Kuzey Amerika’nın, Batı Avrupa’nın sanayileşmiş ülkeleri ve hatta Japonya, Avustralya dünyanın bolluk ve refah ülkeleri, diğer bir deyimle, endüstri üstü ülkeleri durumuna geçeceklerdir. Ancak şunu da ifade etmek gerekir ki, yapılan bu öngörüler dünyadaki diğer gelişmelerden ve dış etkilerden soyutlanmış keyfi biçimde yapılmıştır. Örneğin; gelişmiş ve gelişmekte olan ülkeler arasındaki sosyal ve ekonomik dayanışmalar, her ülkede olasılık içerisinde bulunan politik değişmeler ve doğa korumasının getireceği ekonomik gelişmeleri kısıtlayıcı tedbirler dikkate alınmamıştır. Ancak, değindiğimiz bu sakıncaların, ileriye ait tahmin yöntemlerine değişken olarak dâhil edilmesi, gerçekçi bir biçimde olanaksızdır. Bu nedenle biz, adı geçen düşünürlerin tahminlerini referans konusu olabilecek hipotezler olarak dikkate alıyoruz.
Şurası bir gerçek ki az gelişmenin nedenlerini oluşturan birçok karmaşık etmenler mevcuttur ve bu etmenlerin etkisini 20- 30 yıllık kısa sayılacak bir zaman aralığı içinde ortadan kaldırmak olanaksızdır. Örneğin; tek kültürlülük geleneği, egoizm ve yöneticiler sınıfının bilgisizliği, tasarrufların yetersizliği ve mevcut tasarrufların kötü şekilde kullanımı, halkın kötü beslenmesi, yetersiz kuruluşlar, artan nüfus hacmi, dinsel geleneklere aşırı bağlılık, sosyal ve felsefî gelişmelere zamanında uyamama, belirli merkezlerde coğrafi bölgeleşme, büyük yabancı uluslara dış ticaret yönünden aşırı bağlılık ve hatta iklim koşulları gibi faktörlerin etkileşmelerinden ileri gelen az gelişmişlik sürecinin giderilmesi için asırlar gerekeceği meydandadır. Yapılan birtakım yoğun çabalara rağmen bu soruna önümüzdeki 21′inci yüzyılın başlarında çare bulmak mümkün olamayacaktır. Yirminci yüzyılın sonu için yapılan öngörülere göre, kişi başına gayri safi millî hasılanın ortalama büyüme oranları Afrika için %2; Asya için %3. 9; Avrupa için %3. 8; Okyanusya için %2. 2; Kuzey Amerika için %2. 5; Güney Amerika için %1. 9 olacaktır. Bu açıklamalarımızdan anlaşılacağı üzere çağımızın kıtalararasındaki sosyal refah farkı 21. yüzyılın başlarında da önemini ve güncelliğini korumaya devam edecektir.
Ekonomik İncelemeler ve İşletmenin Stratejik Yönetimine Etkileri
İşletmelerin faaliyet yapabilmesi her şeyden önce ürettiği mal ve hizmetler tatminkâr bir fiyatla satmasına, buysa içinde bulunduğu sanayi kolunun arz ve talebine bağlıdır. Arz ve talepteki değişmeler, diğer bir deyimle, azalma ve artışlar işletmenin yaşama ve gelişme gücünü en çok etkileyen unsurlardır. Bu etkinin, sakıncalı taraflarından korunmak, avantajlı yanlarından yararlanmaya çalışmak her yönetimin başta gelen bir görevidir. Bu görev, ancak, iyi bir öngörü ve plânlama sistemiyle gerçekleştirilebilir. İşletmelerin plânlama faaliyetleriyle görevli kimseler ya da yöneticiler başlıca ekonomik çevre değişkenlerini, gerek ülke içinde ve gerekse ülke dışındaki bir takım gelişme ve olaylara bakarak değerlendirmelidirler. Özellikle ihracata ve ithalata bağlı olarak faaliyet yapan işletmelerin ilişkili bulundukları ülke ekonomilerindeki gelişmeleri kendi ülkelerindeki kadar önem ve dikkatle incelemelerinde yarar vardır. Ekonomik tahmin ve incelemelerde dikkate alınması gereken başlıca değişkenleri şu şekilde özetleyebiliriz:
Statik olarak milli gelirin miktarı ve bu miktarın dinamik olarak yıldan yıla artış oranları; Ekonomide milli gelirin sosyal sınıflar bakımından dağılımı, diğer bir deyimle, kişi başına millî gelir dağılımındaki farklılıkların, satın alma gücünün saptanması yönünden incelenmesi, buna bağlı olarak ekonomide bireylerin, gerek tüm olarak ve gerekse gelir grupları olarak tasarruf ve tüketim eğilimleri; Kamu ve özel sektör harcamalarının millî gelir içindeki payları ve bu paylardaki yıldan yıla artış oranları; Ekonomide tasarrufların yatırıma dönüşme eğilimi, işletmenin faaliyetlerini doğrudan doğruya etkileyecek kendi faaliyet sektöründeki yatırımlarla ikâme sektörlerdeki yatırımların oranı; bu artışların, ileride faaliyet sektörü için öngörülen talep artışı dağılımına etkileri; İşletmenin üretime giren ara mallarını üreten endüstri kollarındaki yatırım eğilimi ve oranları; Maliyet unsuru olarak kabullendiğimiz hammadde ve işgücü masraflarındaki artış eğilimleri; yeni hammadde kaynak ve rezervlerinin durumu; maliyet artışlarının işletmenin satış fiyatlarına ve dolayısıyla kârlılığına etkileri;
Devletlerin ekonomideki para ve maliye politikaları; diğer bir deyimle, emisyon hacimlerindeki artış ve azalışların genel ekonomiye ve işletmenin faaliyet sektörü üzerine etkileri; devletçe kamu ve özel sektöre açılan kredi miktarları, reeskont hadleri; yatırım indirimleri ve teşvik tedbirleri; bu politikaların sonucunda meydana gelebilecek muhtemel değişimlerin öngörülmesi; Sonuncu bir unsur olarak da ekonomide çoğu hallerde devletin para ve maliye politikasına bağlı bir unsur olarak beliren enflasyonun seyri ve satın alma gücünü azaltan bir faktör olarak gelecekteki etkileri; doğaldır ki, burada söz konusu edilen enflasyona üretim etmenlerindeki fiyat artışlarının doğurduğu maliyet yükselmelerinin satış fiyatlarındaki artışları da dâhildir.
Devletin ekonomi politikası, işletmenin kaderine ve stratejisine şimdiki ve gelecekteki tasarruflarıyla etkili olabilmektedir. Birçok işletmenin analiz etmek zorunda oldukları özel ekonomik faktörler şunlardan ibarettir:
Ürün ve hizmetlerin fiyatlarındaki (özellikle işletmenin üretmiş olduğu) enflasyonist ve deflasyonist eğilimler; eğer enflasyonist eğilimler çok fazlaysa işletmenin fiyat ve ücret kontrollerini yapması zorunlu olabilecektir.
Devletin vergi politikaları; bireylerden ve işletmelerden alınan vergi çeşitleri ve oranları.
Devletin ödemeler dengesi; ödemeler bilançosunun açık vermesi ya da fazlalık olması, dış ticaretle ilgili açıklar ve devletin bunları kapaması için gümrük duvarları, ihracatı teşvik politikası, bazı endüstrileri teşvik için çıkardığı yasa, kararname ve yönetmeliklerin araştırılması ve analizi.
Devletin para politikası; faiz hadlerini kontrol etmesi, milli paranın diğer paralara oranla devalüe ya da revalüe edilmesi, bunun işletme için sağlayabileceği yararların ve doğuracağı tehlikelerin analizi.
Ekonominin gelişme devresinin durumu; ekonominin durumunu, depresyon, gelişme, yenileme ve refah seviyesinde olmak üzere, dört kısımda incelemekteyiz. Bazı endüstriler bu evrelere girildiğinde diğer endüstrilere oranla daha fazla etkilenebilmektedirler.
Ekonomik durumlarla ilgili olarak açıklamış olduğumuz bu beş değişken işletmenin amaçlarına erişme ve başarılı olma durumuna yardımcı olacak ya da güçleştirecek ve stratejinin başarısız olmasına neden olabilecektir. Örneğin; ekonominin gerileme devresine girmesi, satışların azalmasına, üretim hedeflerinin düşmesine ve kâr amaçlarına erişilmemesine neden olabilecektir. Para ve kredi politikası ek yatırımın ve sermaye ihtiyaçlarının maliyetli ve gerçekleştirilemeyecek duruma gelmesine neden olabilir. Vergi politikaları bazen yatırımların bu endüstride çekiciliğini azaltabilir. Bazen, gelir vergisinin ya da katma değer vergisi oranlarının yükseltilmesi, tüketicinin satış için kullanacağı fonları, dolayısıyla talep miktarını azaltabilecektir. Şu halde, ekonomik gidişle ilgili olarak ortaya çıkan hususlar bazen fırsatların bazen de tehlikelerin kaynağını oluşturabilecektir.
Çok az işletme, ekonomik koşulları değiştirme bakımından, oldukça etkili politika izleyebilir. Ancak, hemen hemen tüm işletmeler ekonomik ortam koşullarının risklerine maruz kalırlar. Bu riskleri dağıtabilmek için işletmeler, ürünlerini çeşitlendirmeli ve satış faaliyetlerini değişen ülke ve sektörlere yaymalıdırlar.
Enflasyon ve İşletmenin Stratejik Yönetimi
Enflasyon suni olarak ekonomide satın alma gücünün artması anlamına geldiğinden, çoğu zaman faaliyet pazarları üzerinde talep artışı yönünden, lehte bir etki meydana getirir. Ancak bu etki, işletme yöneticilerinin ve plânlayıcılarının görevlerini kolaylaştırmaz, aksine daha da güçleştirir. Bunun nedeni, talep hacminin bir taraftan artarken, bunu karşılayacak mal ve hizmetlerin bulunması için güçlüklerle karşılaşmasıdır. Ayrıca, işletmenin fonlarının da ekonomideki para değerindeki genel düşüşler nedeniyle talep artışlarındaki genişlemenin gerektirdiği yatırımları finanse etme gücü büyük ölçüde azalır. Eğer satış fiyatlarındaki yükselme oranı, işgücü ve hammadde fiyatlarındaki artışlardan daha fazla oranda yükselmemekteyse gelecekte gelişme finansmanı olarak dağıtılmamış kârlardan yararlanma olanağı azalır.
Uzun vadeli ve stratejik plânlama uzmanları enflasyonun yaratacağı, özellikle işletmenin finansman durumu üzerine etkilerini değerlemeli, iş hacmi genişlemesi nedeniyle, nakit darlıklarını önleyici önlemlere zamanında başvurulmalıdır. Enflasyon ekonomisi, stratejik plânlamanın pazarlar yönünden taşıdığı önemi kaynaklar yönüne kaydırır.
İşletme aktiflerinin değerleri enflasyon ortamında fiyatlar genel seviyesinin artışına paralel olarak ve eşit ölçüde arttırılmalıdır. Bu görev, aktiflere enflasyonun önemine göre stratejik bir tahsisi gerekli kılar. Çünkü enflasyondan önce ve sonra işletmeye gerekli aktiflerin maliyeti arasındaki fark bir fon çıkışı niteliğindedir. Bu fonlarsa, işletmeye borçlanma ya da dağıtılmamış kârlardan oto finansman suretiyle gelecektir. Eğer işletme aktiflerini enflasyon artışı düzeyine çıkaracak fonlar sağlanamazsa işletme sahipleri enflasyondan zarar göreceklerdir.
Enflasyon devrelerinde işletmelerin öz varlıklarına oranla borçlanma güçlerini tamamen kullanmış olup olmadıklarının da önemi vardır. Örneğin; aynı sektördeki iki işletmeden birinin daha önce bu olanağı kullanmış olması, önemli ölçüde borçlanma kapasitesine sahip olan diğer rakibin pazarlarını büyütmek bakımından önemli finansal kaynaklar bularak rekabette güçlenmesine neden olacaktır. Enflasyon devrelerinde işletmelerin borçlanma kapasitelerini faiz hadleri kâr oranlarının altındaysa son hadlerine kadar kullanmalarında büyük yararlar vardır. Çünkü gün geçtikçe ileriki dönemlerde ödenecek anaparalar, faiz ve komisyonlar para değerindeki düşüşler nedeniyle kolaylaşmaktadır. Plânlayıcıların sorunun bu yönüne önem vermelerinin işletme açısından büyük yararları vardır. Şu halde, enflasyonun sonuçları rakip işletmeler arasındaki güç ilişkilerini değiştirecek ölçüdedir. Bu nedenle güçlü finansal strateji izlenmesini gerekli kılar.
SOSYOKÜLTÜREL İNCELEMELER VE HİPOTEZLER
Dünyada Sosyokültürel Gelişmeler
Zamanımız sosyokültürel değişiklikler yönünden geçiş dönemi olarak değerlendirilebilir. Çünkü dinsel, ahlâksal ve güzellik anlayışı yönünden dünyamızın geleneksel değer sistemleri hızla değişmekte ve hatta ortadan kalkmaktadır. Karşılıklı derin sosyokültürel ilişkilerin etkisiyle 20. yüzyılın insanı, gerek sosyal ve gerekse kişisel değerler ve davranış özellikleri yönünden tamamen farklı bir hale gelecektir.
Sosyokültürel değişimlerin başlıca nedenlerini şu olaylara bağlayabiliriz:
- Demografik değişimler (hızlı nüfus artışı ve kentleşme),
- İletişim araç ve tekniğindeki gelişmeler,
- Öğretim ve eğitim sistemlerindeki ve yöntemlerindeki yenilikler,
- Düşünsel (felsefî) gelişmeler ve değişmeler.
Nüfus artışı yönünden dünyanın en hızlı gelişen kıtaları %2. 7 ile Afrika ile Güney Amerika’dır. Bunları %1. 9 ile Kuzey Amerika ve Asya kıtaları izlemekte, sonra sırasıyla %1. 7 ile Okyanusya ve %0. 8 ile Avrupa kıtaları gelmektedir. Hızlı demografik gelişmeler sonucu dünya nüfusunun dağılımında değişmeler meydana gelecektir. Örneğin; 2000 yılında dünya nüfusunun %58′i Asyalılardan oluşacaktır. Asıl önemlisi, bu artışın bütün politik ve ekonomik ilişkileri değiştirmesi ve önemli sosyal sorunlar doğurmasıdır.
Çünkü nüfus artışı gelişmiş ülkelerden çok gelişmekte olan ülkelerin sorunudur. Zamanında çare bulunmadığı durumlarda dünyanın büyük bir açlık tehlikesiyle karşı karşıya bulunacağı düşündürücü olmaktadır. Diğer taraftan nüfus artışı gençliğin yararına nüfus piramidinde değişiklikler yapmakta bu durum çalışabilecek aktif nüfus kitlesini artırarak iş hayatını canlandırmaktadır. Başka bir husus da, çalışan aktif nüfusun satın alma gücünün yeni talep artışlarına neden oluşturacağı varsayımıdır. Ulusların toprak bütünlüğü, ekonomik gücü yanında, nüfus miktarının da politik ve ekonomik güç açısından büyük bir öneme sahip olduğunu kabul etmemiz gerekmektedir.
Dünyamızın bugün başka bir sorunu da kırsal alanlardan (köylerden) şehirlere olan akımdan ileri gelmektedir. Az gelişmiş ülke ve bölgelerde, Afrika ve Asya’da bile, nüfus artışları kırsal alanlarda kolayca barınma olanakları bulunmadığından, şehirlere kayma eğilimi göstermektedir. Bu nedenle, şehirler nüfus artışı yüzünden hızla büyümektedirler. Hatta büyük kentlerle ticaret ve sanayi merkezleri civarındaki nüfus yığılmaları, ulusların toplam nüfus miktarlarının önemli yüzdelerini barındırmak durumunda kalmaktadır. Gelişmeler, dünyada 2000 yılına doğru, şehirlerde yaşayan nüfus oranının %80 ile 90′a ulaşacağını göstermektedir.
Hızlı kentleşme, yeryüzünde giyme, çalışma, barınma, eğlence ve sosyal değerler ve düşünceler yönünden meydana gelen sorunların önemli bir nedenini oluşturmaktadır. Belirtilmesi gereken diğer önemli bir sorun da, plânsız ve düzensiz kentleşme hareketlerinin şehirlerin yerel (mahallî) yönetimlerine, barınma, beslenme, sağlık ve ulaştırma hizmetleri yönünden, büyük külfetler ve sorunlar yüklemesidir. Kentleşme hareketlerinin önceden plânlanarak, diğer bir deyimle, gerekli önlemleri zamanında alarak, organize bir biçimde yürütülmesi gerekmektedir. Sanayi bölgelerini, ticaret bölgelerini, eğlence ve kültür merkezlerini birbirinden ayrılmış biçimlerde organize etmek, düzensizliği giderme çarelerinin başında gelmektedir.

Sosyokültürel değişimlerde iletişim araçlarının rolü nedir?
Telefon, radyo ve televizyon gibi günümüzün iletişim araçları, çevrede olup bitenlerden zamanında haberdar olma olanakları yanında, yazılı iletişim ifade güçlüklerini ortadan kaldırmış, hatta birtakım olayları görerek anında izleyebilme olasılığını gerçekleştirmiş bulunmaktadır. Herhangi bir haber mesaj ya da önemli bir olay, dünyanın herhangi bir yerine vakit geçirmeksizin pratik olarak ulaştırılabilmektedir. Bu durum, bilimsel, teknik ve düşünsel (felsefî) alanlarda meydana gelen gelişmelerin iyi ya da kötü sonuçlarıyla bütün dünyaya yayılmasını sağlamaktadır. Böylece dünyada kişiler arası ilişkilerde olduğu kadar, grup ve uluslararası ilişkilerde de sosyokültürel yönden hızlı değişmeler meydana gelmektedir. Bilimsel, teknik ve düşünsel yönlerde meydana gelen bu değişmeler, eğitim ve öğretim alanındaki sistem ve yöntemleri temelinden değiştirmektedir.
Sosyokültürel Koşullara İlişkin Faktörlerin Analizi
Sosyal ve kültürel faktörler, aslında, buraya kadar açıklamış olduğumuz tüm faktörleri kapsayan özelliğe sahiptirler ve sosyokültürel değerler ve tutumlarla ilgilidir. Bu değer ve tutumlar işletmenin müşterileri ve çalışanları açısından önemlidir. Bu hususların işletmenin stratejik seçim ve avantajlarını nasıl etkileyebileceğini bir kaç örnekle açıklamaya çalışalım:
İşletmenin faaliyet yaptığı bölgelerde halkın yaşantı biçimi, kapalı ekonomik ya da piyasa koşulları içinde yaşama, ihtiyaçların çeşitlendirilmiş olup olmaması, genel talep düzeyi, endüstriyel ürünlerin satış düzeyini etkilemektedir. Diğer bir konuysa halkın kültürel düzeyidir. Okuma yazma oranı, yüksek öğrenim yapanların sayısı gibi konular, faaliyette bulunulan endüstri türüne göre, satışların oranını etkilemektedir. Toplumsal gelenekler, toplumun yasakladığı ya da hoş görmediği bazı alışkanlıklar ve yaşama biçimleri, işletmenin çalıştığı endüstrisinin faaliyetlerini sınırlayıcı etkiler yapabilmektedir.
Eskiden çok çocuklu aileler vardı. Günümüzde değişen sosyokültürel koşullar şehirli ailelerin artık bir ya da ikiden fazla çocuk yapmamaya çaba göstermeleri, çocuklar için geliştirilmiş endüstrilerin gelişme ve büyümelerini sınırlandırmaktadır. Eskiden aileler çok kalabalıktı. Günümüzdeyse bu aile yapısı değişmektedir. Artık, sadece karı koca ve çocuklardan oluşan çekirdek ailelerin sayısı artmaktadır.
Bu durum yeni evlenen her gencin kendi evini açması ve döşemesi zorunluluğunu getirdiğine göre inşaat sektörü, buna bağlı endüstriler, mobilya, dayanıklı tüketim malları üreten endüstriler gelişme ve büyüme olanaklarına sahip olabileceklerdir. Bir zamanlar hanımların çoğu, özellikle de evli hanımlar çalışmaz, evde otururlardı. Günümüzde değişen ve güçleşen sosyoekonomik koşullar bayanların çalışmasını zorunlu kılmaktadır. Bu durum kapıdan kapıya dolaşarak mahallelerde bağırarak mal satanları güç durumlara soktu. Ancak kreşlerin anaokullarının, hazır yemek ve hazır kahvaltılık üretimiyle uğraşan endüstrilerin artmasına, lokanta işletmelerinin çoğalmasına, mahalle aralarına taşmalarına neden olmuştur. İki kişinin çalışması, çocukların evde bulunmaması, hırsıza karşı emniyet sistemleri üreten işletmelerin iş alanlarının geliştirilmesine neden olmuştur.
Eskiden insanların çoğu, tek bir yerde yaşama alışkanlıklarına sahiptiler. Günümüzde her aile en az yaz ayları spor, eğlence ve dinlenme amacıyla mekan değiştirme alışkanlıkları edinmişlerdir. Bu alışkanlık, yazlık evler, karavanlar, çadır evlerin kurulmasına yönelmiştir. Bu durum, yazın bazı bölgelerde faaliyet yapan işletmeler için yeni fırsat ve kazanç imkanları sağlamaktadır.
İşletmelerde çalışan insanların çalışılan saatlerin tutarının azalması istekleri, işletme içinde sosyal faaliyetlerin artmasını istemeleri yaşama kalitesiyle ilgili beklentileri, yönetim ve gözetim biçiminin demokratikleşmesi ve insanlaştırılması konusundaki istekler stratejilerin nasıl geliştirileceği ve uygulanacağı üzerinde etkiler yapmaktadır.
Sosyokültürel Eğilimler ve İşletmenin Stratejik Yönetimi
İşletmelerin hayatında sosyokültürel değişmeler, onların mal ve hizmet üretiminde bulunan birimler olarak davranışlarını büyük ölçüde etkileyecektir. Örneğin; kuruluş yerinin seçimi, ürün farklılaştırma ve kapasite artırımı gibi politik kararlarda, işletmeler bol miktarda ve kaliteli işgücünün tedariki bakımından, alacakları kararlarda; nüfus artışı eğitim ve öğrenim durumlarına ilişkin öngörülerde bu analiz yönteminden büyük ölçüde yararlanırlar. Ayrıca nüfusun ülke içi dağılım yüzdesi ve kültür düzeyi üretilen malların pazarlanması işletmelerin büyük müşteri kitlelerinin bulunduğu mahallelerde kurulup faaliyette bulunmasını gerektirecektir.
Başka bir konu da, sosyo- kültürel gelişmelerin ulusların politik ve ekonomik yaklaşım hipotezleri açısından değerlendirilmesinde görülür. Çok uluslu işletmeler şekline dönüşmek (dış ülkelere yatırımlar yapmak) ya da en azından dış ülkelere üretilen mal ve hizmetleri pazarlayabilmek için bu ülkelerin sosyokültürel durumunu statik ve dinamik açılardan isabetli bir biçimde değerlendirme gereklidir. Pazarlama hizmetlerinin dış ülkelerde etkin bir biçimde gerçekleştirilmesinde en önemli rolünü modern iletişim araçları gerçekleştirmektedir. Bu durumda sosyokültürel gelişmeler, işletmelerin yayılma ve genişleme strateji ve politikasına etken olan hususlardan biri olarak değerlendirilmektedir.
Yine hızlı iletişim araçları, bilimsel ve teknik yönlerden, yeni buluşların dünyaya hızla yayılmasına etken olmaktadır. Bu nedenle, gelişmiş ve gelişmekte olan tüm dünya ulusları yeni buluşların cazibesine kolayca kapılmaktadırlar. Böylece, yeniliklere karşı tepkiler uluslar düzeyinde azalmakta, aksine, yeni teknolojilerin kolayca kabullenilmesi ve uygulama alanlarına sokulma arzusu güçlenmektedir. Yeni bilimsel ve teknolojik buluşları zamanında değerlendiren ve kabullenen işletmeler, rakiplerine kıyasla üretim ve maliyetleri yönünden daha üstün duruma geçmektedirler. Böylece, rekabet ve dolayısıyla da gelişme güçleri artmaktadır. Günümüzün her alanda hızlı değişme ve gelişmeleri, üretilen mamuller alanında da sık sık değişiklik ve yeniliklere gidilmesi zorunluluğunu doğurmaktadır. Bunu, teknolojik alanda olduğu kadar, kişisel ve toplumsal alanlardaki davranış, tutum ve düşünsel değişmelere de bağlamak gerekmektedir.
TEKNOLOJİK KOŞULLARA İLİŞKİN FAKTÖRLER VE STRATEJİK YÖNETİM
Etkili strateji uzmanları, işletmenin mevcut hammaddeleri, üretim yöntemleri ve süreçleriyle ürün ve hizmetlerini etkileyen teknoloji değişimleri için çevresel araştırma ve analizlere girişmektedirler. Teknolojik değişimler işletmenin amaçlarını gerçekleştirmesini iyileştirecek büyük fırsatları sunduğu gibi, işletmenin mevcudiyetini tehlikeye de sokabilecektir. Örneğin; transistörler, lazer ışınları, elektrikli arabalar için kullanılan verimli piller, mikro bilgisayarlar, minyatür entegre devreler, sentetik optik teller birçok yeni ekonomilerin doğuşuna ve gelişmesine fırsat hazırlarken, birçok eski yol ve yöntemlerle ürün ve hizmetler için tehlike kaynağını oluşturmaktadır.
Bu nedenle, strateji uzmanları, işletmelerin içinde bulundukları endüstrideki araştırma geliştirme ve yenilik çabalarının yoğunluğunun ne olduğunu iyi bilmelidirler. Bunun yanında, ülke içinde ve ülke dışında teknoloji potansiyeli ve kaynaklarının ne olduğu iyice araştırılmalı işletme içinde yeni teknoloji uyarlamasına ilişkin önlemler alınmalı, uzmanlar yetiştirilmelidir. Yenilik hızlı ya da yavaş olsun, teknolojik değişimler, bireysel yaratıcılıktan gelmektedir. Endüstrinin yenilik yapma potansiyeli yanında devletin yasal düzenlemeleri ve vergi politikaları teknolojik değişimleri hızlandırır ya da yerine göre yavaşlatıcı etkiler yapar.
Son olarak diyebiliriz ki, uçak, silah, haberleşme araçları, elektrik ve elektronik araçları, ilaç ve hastane endüstrilerinde çalışan işletmeler, kereste, ağaç ve mobilya, tekstil ve demir metaller endüstrilerinde çalışan işletmelere nazaran daha çok yeniliklerden etkilendikleri için teknolojik değişime daha çok önem vermeli ve bu konudaki çevresel gelişimlerle daha çok ilgilenmelidirler.
EKOLOJİK İNCELEME VE HİPOTEZLER
Ekoloji, canlılarla doğa (tabiat) arasındaki ilişkileri inceleyen bilim dalıdır. Doğanın canlılar ve özellikle insanlar tarafından durmaksızın anarşik bir biçimde işletilmesi, doğayla yaşam arasında eskiden beri devam eden dengenin süratle bozulmasına neden olmaktadır.
İnsan varoluşundan sanayileşmenin başlangıcına kadar, doğanın kendisine sunmuş olduğu nimetleri pervasızca kullanmış, ancak doğayla yaşam arasındaki dengeyi bozmaya gücü yetmemiştir. Sanayi devrimleri ve bu devrimlerin yoğunlaştığı günümüzde, insanlığın yararlandığı teknik araç ve gereçlerin ölçüsüzce artışları adı geçen dengenin bozulmasına yol açmıştır. Teknik araç ve gereçlerin kullanıldığı fabrikaların büyük bir hızla artışı, canlıların yaşamını doğrudan doğruya etkileyen atmosferin ve suyun içeriğini bozmakta, oksijen dengesini sağlayan doğal bitki örtüsünü ortadan kaldırmaktadır. Yıllar önce, yakın gelecekte tehlike çanlarının çalacağını ifade eden birçok düşünür ve bilginin uyarılarına, çağdaş dünyamızın devlet, hükümet ve işletme yöneticileri sessiz kalmışlardır. Ancak, geçtiğimiz birkaç yıldan beri, adı geçen kuruluşlar ve uluslararası kurumlar, çok yakın bulunan tehlikenin baskısı altında, sorunun anlam ve önemini kavrayarak telaş ve korkuya kapılmışlardır. Başta ABD, İsveç ve İngiltere olmak üzere birçok hükümet çevre kirlenmesi sorununa karşı alınacak önlemleri millî çıkarlarının başında addederek gerekli çalışmalara girişmişlerdir. Böylece, çevre kirlenmesi sorunu, gelişmiş ülkelerin ekonomik, sosyal ve siyasal amaç ve yöntemlerini yeniden gözden geçirme zorunluluğunu doğurmuştur.
Eğer bu uğurda alınacak önlemler yetersiz kalırsa biyolojik yaşam bir kaç nesilden sonra mümkün olamayacaktır. Yeterli önlemleri alabilmek için uluslar ekonomik yarışmalarından önemli ödünler (tavizler) vermek durumunda kalacaklardır. Bu nedenle ekonomik, politik, teknik ve sosyal bileşimin günümüzdeki seyri, tahminlerin aksine önemli ölçüde değişecektir.
Ekolojik Dengenin Bozulması ve İşletmenin Stratejik Yönetimi
Buraya kadar açıklamaya çalıştığımız doğayı bozucu değişimler, yeryüzünde tüm canlı yaşamını tehdit eder duruma erişmiştir. Özellikle ileri sanayi ülkelerinde soruna hukuksal bakımdan çareler aranması gerektiği bilincine ulaşılmıştır. Bu konuda, gerek hükümetlerce ve gerekse de yerel yönetim (mahalli idare) birimlerince gerekli önlemlerin hızla alındığını görmekteyiz. Faaliyetleri açısından doğal çevreyi bozan ve yaşam koşullarını güçleştiren işletmeler, hukuksal yönden ağır yaptırımlara (müeyyide) karşılaşmaktadırlar. Çevreyi koruma ve ekonomik faaliyetlerini bu açıdan düzenleme yoluna gitme, işadamlarının ve yöneticilerin hukuksal yaptırım olmasa bile sosyal sorumlulukları içerisine girmektedir.
Gerek yurdumuz ve gerekse de dış ülkelerdeki işletmelerin uzun süreli plânlama faaliyetlerinde sorunu stratejik faaliyeti sınırlandıran önemli bir faktör olarak dikkate almalarında büyük yarar vardır. Uzun vadeli ve stratejik plânlamanın önemli bir kısmını oluşturan finansal kaynak bulma ve elde edilen kaynakların yatırım yerlerine dağıtımı, sorunun işletme yönetimince çözülmesine yardımcı olabilir. Şöyle ki çevreyi bozucu mevcut faaliyetlerin zararlarını azaltıcı ya da tamamen önleyici önlemler için gerekli fon tahsisleri öngörülebilir. Araştırma ve geliştirme faaliyetlerinin yeni teknik buluşları çevreyi bozucu faaliyetlere son verecek biçimde yönlendirilebilir. Yeni girişilecek yatırımlar için alternatif yatırım alanları çevreye hiç zarar vermeyecek ya da en az zararlı olabileceklerin tercihi yönünden değerlendirilebilir.
HUKUKSAL, DİNSEL VE AHLAKSAL İNCELEMELER VE İŞLETMENİN STRATEJİK YÖNETİMİ
Devlet, işletme faaliyetleri üzerinde en fazla etkide bulunan organizasyonlardan birisidir. Kanunlar, tüzükler, kararnameler ve bu gibi düzenleyici ve yönetici kurallar, devlet tarafından meydana getirilen hukuk düzenini oluştururlar. Devlet, meydana getirmiş olduğu hukuk düzeniyle işletme faaliyetlerini vergilendirir, sınırlamalar koyar, isteklendirir, sosyal ve ekonomik açıdan biçimlendirir. Bunun yanında devlet, bizzat iktisadi faaliyetlere girerek, işletmelerin karşısına rakip olarak çıkabilir. Saydığımız bütün bu hususlar yukarıda sözünü ettiğimiz bağlayıcı hukuksal çevre içinde gerçekleştirilir.
Stratejik plânlama yönünden çözümlenmesi gereken kaynak bulma sorunları, devletin belirlediği kredi koşulları, faiz hadleri ve ödünç verme politikasından doğrudan doğruya etkilenir. Bunun yanında devlet, işletmenin pazarlarının ve ürünlerinin belirlenmesi hususunda, ihracat olanakları, coğrafi olarak yayılma, gümrük ve vergi indirimleri gibi, üretimi ve satışı teşvik edici tedbirlerle büyük ölçüde yol gösterici ve yöneltici durumundadır. Devlet, sosyal sigortalar, sosyal dayanışma kurumları (sendikalaşma), asgarî ücretlerin saptanması konularında işletmelerin izleyecekleri işgücü politikalarını şekillendirir. Devlet, ayrıca sosyal güvenlik açısından üretilen malların halk sağlığı yönünden kontrolüne ilişkin kanunlar koyar, kalite kontrollerine girişir, gerekirse kontrolleri da yapar.
Devlet adı geçen düzenleyici ve yöneltici hükümleri vücuda getirip bizzat kendisi yürüttüğü gibi, hukuk düzeni gereğince kendisi tarafından ya da özel olarak kurulan organizasyonlar kanalıyla da yürütür. Örneğin; yerel yönetimler (mahallî İdareler), sendikal kuruluşlar, finansal kuruluşlar (bankalar) ve kooperatifler adı geçen hukuk sistemi gereğince kurulur ve faaliyetlerini yürütürler.
Hukuk kuralları ne kadar ayrıntılara giderlerse gitsinler toplumsal yönetim düzeninde devletin yazılı bir biçimde şekillendiremeyeceği birtakım boşluklar kalabilir. İşte hukukun söz konusu boşlukları yetkisini (otorite) insanüstü bir kaynaktan alan dinsel kurallarla, toplumun değer sistemlerinden alan ahlâksal kurallar tarafından doldurulur. Her ne kadar hukuk, din ve ahlâk kurallarının büyük ölçüde birleştikleri noktalar mevcutsa da kutsal kitapların oluşturduğu din ve geleneklerin (örf, adet ve teamül) yarattığı ahlâk kuralları hukuk sisteminin büyük ölçüde tamamlayıcısıdırlar. Hatta bazı hallerde, sosyal gelişme ve değişmelere ayak uyduramayan ya da toplumun din ve ahlâk kurallarının iyi bir şekilde incelenmesi sonucunda meydana getirilmemiş hukuksal kurallar zamanla yaptırım gücünü büyük ölçüde yitirirler ya da kanun koyucunun bütün uğraşılara rağmen tam bir uygulama alanı bulamazlar.
Zamanımızda gittikçe kuvvetlenen sosyal ve teknolojik değişme ve gelişmeler insanların işletmelere karşı toplu halde tepki göstermelerine neden olmaktadır. Şu halde diyebiliriz ki, hukukun düzenleyip cezalandıramadığı birtakım sosyal sorunların işletme yaşamı üzerindeki etkileri, bazen hukuksal kurallardan daha etkin olabilmektedir.
Şu halde, işletme sorumluları zamanımızın koşullarının gerektirdiği sosyal sorumlulukları göz önünde bulundurarak işletmelerinin faaliyetlerini plânlama zorundadırlar. Özellikle belirli bir sosyal çevreden hammadde ve işgücü tedarik eden, malî kaynaklar bulmak zorunda olan ve üretmiş oldukları mal ve hizmetleri söz konusu çevre içerisinde pazarlayan işletmeler bu sosyal çevrenin değer yargılarını tanımalı ve onlara saygılı olmalıdırlar. Stratejik faaliyetin ve plânlamanın gereği budur. Kısaca, gerek hukuksal düzen ve bu düzenin yarattığı organizasyonlar ve gerekse dinsel ve ahlâksal kurallar, işletme plânlayıcıları söz konusu faktörleri önceden iyi bilir ve işletmenin faaliyetlerinin plânlamasında göz önünde bulundururlarsa başarı kazanma şansları artar.
Özet

Tüm dünyada yaşanan değişim ve bunların işletmeler üzerindeki etkileri neleri kapsar?
Tüm dünyada yaşanan değişim ve bunların işletmeler üzerindeki etkilerini, işletmeyi ve yakın çevresini etkileyen ekonomik, teknolojik, politik, yasal, sosyokültürel ve ekolojik değişkenlerde oluşan genel çevresel faktörler; ekolojik inceleme ve hipotezler; hukuksal, dinsel ve ahlaksal incelemeler oluşturmaktadır.

İşletmeyi ve yakın çevresini etkileyen ekonomik, teknolojik, politik, yasal, sosyo- kültürel ve ekolojik değişkenlerde oluşan genel çevresel faktörleri belirtiniz. Bu faktörlerin analizleri ve bu faktörlerdeki eğilimler karşısında işletmenin stratejik yönetimi nasıl açıklanır?
Tüm dünyada pek çok alanda hızlı değişmeler yaşanmaktadır. Ülkeler arasında ekonomik bütünleşmeler yönünde önemli adımlar atılmaktadır. Bu bütünleşme girişimleri, teknolojik gelişmelerin ulaşımda, iletişimde, üretimde vb. alanlarda sağladığı kolaylıklar dünyadaki politik eğilimleri yönlendirmektedir. Dünyadaki politik eğilimler ise işletmelerinin faaliyetlerini etkilemektedir. İşletmelerin faaliyetlerini etkileyen diğer genel çevre unsurları ülkelerin ekonomik, sosyokültürel, teknolojik, ekolojik, hukuksal, dinsel ve ahlâksal faktörler olarak ele alınabilir. Tüm bu faktörlerin işletmelerin faaliyetlerini ve geleceğe yönelik stratejik düzenlemelerini şekillendirir.
Test Soruları
1. Aşağıdakilerden hangisi ekonomik tahmin ve incelemelerde dikkate alınması gereken başlıca değişkenlerden biri değildir?
a. Statik milli gelir miktarı ve yıllık artış oranı
b. Milli gelirin dağılımı
c. Kamu ve özel sektör harcamalarının milli gelir içindeki payı
d. Ekolojik değişmeler
e. Devletlerin para ve maliye politikaları
2. Hızlı nüfus artışı ve kentleşme sosyokültürel değişim nedenlerinden hangisinin içinde yer alır?
a. Demografik değişimler
b. İletişim araç ve tekniğindeki gelişmeler
c. Öğretim ve eğitim sistemlerindeki gelişmeler
d. Düşünsel gelişme ve değişmeler
e. Teknolojik gelişmeler
3. Teknolojik gelişmelerle ilgili aşağıdaki ifadelerden hangisi yanlıştır?
a. Bazı sektörler daha az etkilenmektedir
b. Ekonominin her sektörünü aynı oranda etkilemektedir
c. Bazı sektörler daha çok etkilenmektedir
d. Bazı işletmeler teknoloji transferine yönelmektedir
e. Bazı işletmeler öz kaynaklarından ayırdıkları fonlarla ar-ge çabalarına yönelmektedir
4. Hava kirlenmesi, su kirlenmesi, toprak kirlenmesi gibi olaylar genel çevre analizinin hangi unsuru içinde incelenir?
a. Ekonomik faktörler
b. Demografik faktörler
c. Ekolojik faktörler
d. Sosyokültürel faktörler
e. Politik eğilimler
5. Aşağıdakilerden hangisi işletmelerin stratejik yönetimini etkileyen ekonomik tahmin ve inceleme değişkenlerinden biri değildir?
a. Tasarrufların yatırıma dönüşme (oranı) eğilimi
b. Ara malları üreten endüstri kollarındaki yatırım eğilimi
c. İletişim araç ve tekniğindeki gelişmeler
d. Hammadde ve işgücü masraflarındaki artış eğilimleri
e. Devletin para ve maliye politikaları
6. Günümüzde ülkeleri güçlülük yönünden değerlendirdiğimizde aşağıdakilerden hangisi ekonomik ve politik gücü temsil etmez?
a. ABD
b. Rusya
c. Avrupa Birliği
d. Çin
e. Yeni Zelanda
7. Günümüzde her politik yaklaşımın ve güç birliğinin hedefi aslında hangi amaca dayanır?
a. İdeolojik
b. Askeri
c. Politik
d. Ekonomik
e. Siyasi
8. Aşağıdaki unsurlardan hangisi, az gelişmişliğin nedenleri ile çelişmektedir?
a. Tek kültürlülük geleneği
b. Yabancı uluslara dış ticaret yönünden bağlı olma
c. Sosyal ve felsefi gelişmelere uyamama
d. Tasarrufların yetersizliği
e. Dinsel geleneklere aşırı bağlılık
9. “İhracatı teşvik politikaları, dış ticaretle ilgili açıklar, gümrük duvarları vb. ” işletmelerin analiz etmek zorunda oldukları özel ekonomik faktörlerden hangisinin kapsamına girer?
a. Ekonomik gelişim devresinin durumu
b. Ürün ve hizmetlerin fiyatlarındaki enflasyonist ve deflasyonist eğilimler
c. Ürün ve hizmetlerle ilgili vergi politikaları
d. Ürün ve hizmetlerle ilgili para politikaları
e. Devletin ödemeler dengesi
10. Aşağıdakilerden hangisi, sosyokültürel değişmelerin başlıca nedenlerinden biri değildir?
a. Demografik değişimler
b. İletişim araç ve tekniklerindeki gelişmeler
c. Öğretim ve eğitim sistemlerindeki yenilikler
d. Tasarrufların yatırıma dönüşüm oranı
e. Düşünsel gelişimler
Yaşamın İçinden
Organik tarımın sorunları Kastamonu’da tartışıldı
Kastamonu Ziraat Odası tarafından düzenlenen toplantıda, Türkiye’de organik tarımın gelişimi ve sorunları masaya yatırıldı.
Toplantıda konuşan Kastamonu Sanayici ve İş Adamları Derneği (KASİAD) Yönetim Kurulu Başkanı Mehmet Reis, Türkiye’nin geçmişte üretimini yaptığı birçok tarım ürününde ithalatçı konumuna düştüğünü belirterek, “Türkiye, açlığa doğru gidiyor. Onun için, bir an önce Ankara’nın tarıma bakış açısını değiştirmesi gerekiyor” uyarısında bulundu. Tarım sektörünün yanlış politikalarla ihmal edildiğini anlatan Reis, “Türk çiftçisi yeterince destek göremedi. Bu durum sürerse, 2010 yılında pek çok üründe daha net ithalatçı konumuna düşeceğiz” dedi.
Toplantıya katılan Tarım ve Köy İşleri Bakanlığı uzmanı Bilal Zeytin, organik tarımın toprağın işlenmesinden ürünün paketlenmesine kadar geçen süreç içersinde kontrol edilerek kayıt altına alınmasını sağlayan bir sistem olduğunu söyledi. Tarım Bakanlığı’nın organik tarıma dönük yönetmelik hazırladığını kaydeden Zeytin, “Önümüzdeki aylarda organik tarım yasası çıkacak. Bu konudaki birçok sorun çözümlenecek” dedi.
Dünya, 22 Ekim 2002, s. 16
Cevap Anahtarı
1. d – Ekonomik incelemeler ve işletmenin stratejik yönetimine etkileri başlığı altında göz önüne alınması gereken değişkenleri inceleyin.
2. a – Sosyo kültürel incelemeler ve hipotezleri okuyun.
3. b – Teknolojik koşullara ilişkin faktörler ve stratejik yönetim konusunu gözden geçirin.
4. c – Genel çevresel faktörleri ana başlıklar halinde tekrarlayın.
5. c – Genel çevresel ekonomik değişkenleri inceleyin.
6. c – Dünyadaki politik eğilimler konusuna genel olarak göz atın.
7. d – Politik eğilimler ve işletme stratejisi yönetimi konusunu dikkatle okuyun.
8. b – Ekonomik inceleme ve hipotezlerle ilgili konuları dünyadaki ekonomik görünüm ve az gelişmişlik süreci açısından inceleyin.
9. e – Ekonomik inceleme ve işletmenin stratejik yönetimini etkileyen etkenleri tekrar düşünün
10. d – Sosyo kültürel incelemeler ve hipotezleri tekrar edin.
Yararlanılan ve Başvurulabilecek Kaynaklar
Boston Consulting Group, Perspectives Sur la Strategie de I’Entreprise, Editions Hommes et Techniques, Dunod, (Paris, 1971).
KAHN, H and A. J, Wiener, The Year 2000, A Framework for Speculation on the Next Thirty- Three Years, The Macmillan Company, New York, 1967.
MAC AVOY, R, Business Strategy and Inflation: Finding the Real Bottom Line, Management Review, (January, 1978).
TOSUN, K, Ülkemizde İşletme Yönetimi Sorunlarına Genel Bakış, İ. İ. E. Yönetim Dergisi, Y. 2, S. 1. (Temmuz- Eylül, 1975).
TOSUN, K, İşletme Yönetimi, Fakülteler Matbaası, İstanbul, (1974).
TOSUN, K, İş Hayatında Modern Eğilimler, İstanbul Ticaret Gazetesi, (19 Mart, 1971).
TOSUN, K, Ülkemizde İşletme Yönetimi Sorunlarına Genel Bakış, İ. İ. E. Yönetim Dergisi, Y. 1, S. 1. (Temmuz Eylül, 1975).
WANTY, J at I, Halberthal, la Strategie d’Entreprise a Long Terme, Paris, Dunod, 1971.
Sıra Sizde Cevap Anahtarı
Sıra Sizde 1
Yurdumuz işletmeleri yönünden politik hipotezleri değerlendirecek olursak, Avrupa Birliği ülkeleri açısından politik yakınlaşma eğiliminde bulunan ülkemizin gümrük birliği ile başlattığı girişimleri artırarak ileride ekonomik ve teknik yönden daha etkin sayılabilecek bölgesel birtakım politik organizasyonlara gireceği olasılığını da dikkatten uzak tutmamamız gerekir. İş adamlarımızın ve işletmelerimizin şimdiden Balkan ülkeleri, orta ve yakın doğu ülkeleri ile işbirliği açısından soruna eğilmelerinde büyük yararlar vardır.
Sıra Sizde 2
Telefon, radyo ve televizyon gibi günümüzün iletişim araçları, çevrede olup bitenlerden zamanında haberdar olma olanakları yanında, yazılı iletişim ifade güçlüklerini ortadan kaldırmış, hatta birtakım olayları görerek anında izleyebilme olasılığını gerçekleştirmiş bulunmaktadır. Herhangi bir haber mesaj ya da önemli bir olay, dünyanın herhangi bir yerine vakit geçirmeksizin pratik olarak ulaştırılabilmektedir. Bu durum, bilimsel, teknik ve düşünsel (felsefî) alanlarda meydana gelen gelişmelerin iyi ya da kötü sonuçlarıyla bütün dünyaya yayılmasını sağlamaktadır. Böylece dünyada kişiler arası ilişkilerde olduğu kadar, grup ve uluslararası ilişkilerde de sosyokültürel yönden hızlı değişmeler meydana gelmektedir. Bilimsel, teknik ve düşünsel yönlerde meydana gelen bu değişmeler, eğitim ve öğretim alanındaki sistem ve yöntemleri temelinden değiştirmektedir.
İlgili Yazılar:
- 04. Yakın Çevre Analizi, Çıkabilecek Fırsat ve Tehlikelerin Analizi
- 01. Uluslararası Pazarlama ve Çevre Koşulları
- İlkçağ Ekonomileri – Yaşamın İçinden
- Kalkınma ve Azgelişmişlik – Sıra Sizde Cevap Anahtarı
- İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku – Test Soruları
- Ticaret Hukuku ve Ticari İşletme – Özet
- İlkçağ Ekonomileri – Sıra Sizde Cevap Anahtarı
- İş İlişkisini Özel Olarak Düzenleme Gereği
- 20. Genel İşletme Terimler Sözlüğü
- Ticaret Unvanı ve Diğer Ticari Adlardan Ayrımı




