Kayıt ol  |  Giriş
NotOku'yu +1'le
Ders: Yurttaşlık ve Çevre Bilgisi      Ünite 2      28 Haziran 2011 Ara     

02. Türkiye Cumhuriyeti’nin Temel Nitelikleri 1: İnsan Haklarına Saygı

Amaçlar

Bu üniteyi çalıştıktan sonra,
– İnsan hakları kavramının ne anlama geldiğini kavrayacak,
– Temel hak ve özgürlüklerin nasıl sınıflandırdığını öğrenecek,
– Temel hak ve özgürlüklerin hangi hallerde ve nasıl sınırlanabileceği görecek,
– Anayasamızda bu konuda yer alan temel ilkeleri öğrenecek,
– İnsan haklarının günümüz dünyasında kazandığı uluslararası boyutu değerlendirebileceksiniz.

İçindekiler

Giriş
Bağlantı 1982 Anayasası ve Temel Hak ve Özgürlükler
Bağlantı Özet
Bağlantı Test Soruları
Bağlantı Sıra Sizde Cevap Anahtarı
Bağlantı Başvuru Kaynakları

Öneriler

Bu üniteyi daha iyi kavrayabilmek için,
– Bu ünitede temel hak ve özgürlüklerle ilgili genel bilgiler verilmektedir. Daha fazla bilgi için kaynaklara başvurmanız yerinde olacaktır.
– Burada verilen bilgiler ışığında haklarınız ve özgürlüklerinizin neler olduğunu ve bunların güncel yaşamınızda size neler sağladığını düşünüp bir değerlendirme yapınız.
– Ünitede karşılaştığınız kavramların açıklamalarını ünite sonunda yer alan sözlükten okuyunuz.

GİRİŞ

Günümüzde insanlığın “ortak dili” niteliği kazanmış olan insan haklarının, tarihsel gelişim içinde, üç kuşak halinde ele alınması mümkündür.

“Klasik” olarak adlandırılan “kişi özgürlükleri” ve “siyasal haklar”ın, Batı Avrupa’da 17. ve 18. yüzyılda sonuca bağlanan aristokrasi- burjuvazi çatışmasının ürünü olduğu söylenebilir. İngiltere’deki gelişmeler ve Amerikan ve Fransız devrimleriyle doğan bu özgürlüklerin kuramsal temellerini “doğal hukuk” ve “bireycilik” anlayışları sağlıyor. 19. yüzyıl ise, yine Batı Avrupa’da Sanayi Devrimi ile ortaya çıkan modern işçi sınıfı ile burjuvazi arasında yürütülen mücadele sonucu, siyasal hakların yaygınlaşmasını ve toplumsal eşitsizliğin giderilmesine yönelen hakların doğumunu müjdeler. Ekonomik ve sosyal hakların, örgütlenme ve toplu eylem haklarıyla bütünleşerek gerçekleştirildiği bu dönemin kuramsal desteğini Marksizm ve öteki sosyalist düşünce akımları sağlamıştır. “Üçüncü kuşak” denilen hakların ortaya çıkışı ise, 2. Dünya Savaşı sonrası olmuştur. Doğrudan sömürgeciliğin tasfiyesinin de yol oynadığı bu süreçte, nükleer savaş tehlikesi, doğal çevrenin acımasızca yok edilmesi, az gelişmişlik çemberinin kırılamaması gibi küresel ölçekli sorunların aşılması çabaları etkili olmuştur. “Dayanışma Hakları” da denilen bu “yeni” haklar, “çevre hakkı, gelişme hakkı, barış hakkı ve insanlığın ortak mirasına saygı hakkı” olarak formüle edilmiştir (Kaboğlu, 2002: 45- 47).

Öte yandan, insan haklarıyla ilgili olarak yapılacak tüm değerlendirmelerde, bunların ikili karakterini de göz önünde tutmak gereklidir. Özellikle anayasalarda yer almalarıyla birlikte, insan haklarına ilişkin kurallar yalnızca kişilere “hak” sağlayan kurallar olmayı aşıp, hukuk düzeninin nesnel üstün kuralları niteliğini de kazanırlar. Bir hakkın anayasa tarafından güvenceye alınması, aynı zamanda, toplumsal açıdan önem atfedilen bir “alanın” da güvenceye kavuşturulması anlamına gelir.

Bunun tipik bir örneğini “seçme ve seçilme hakkı”nda görürüz. Bireysel kullanılacak “öznel” haklar olmalarına karşın, bunların çağdaş ilkeler çerçevesinde güvenceye bağlanması, aynı zamanda belli bir siyasal iktidar oluşumu modelinin -demokrasinin- güvence altına alınması anlamına da gelecektir. Yine, düşünce ve ifade özgürlüğünün sağlanması tek tek kişilerin bu alandaki haklarının korunması değil, özgür ve tartışabilen bir toplumun önkoşulunun gerçekleştirilmesini hedeflemektedir.

Haklar ve Özgürlükler alanı için kullanılan terimler çeşitlilik göstermektedir. Bu terimlerden en geniş kapsamlı olanı insan haklarıdır. Çağımızda uluslararası bir boyut kazanan bu terim, insanın en üstün değer kabul edilmesinden kaynaklanan ve tüm insanların sahip olması gereken hakları içeren bir kavramı anlatır. Birleşmiş Milletler Genel Kurulunca I948 yılında kabul edilen “İnsan Hakları Evrensel Bildirisi”nin sözleriyle bu kavram ırk, renk, cinsiyet, dil, din, siyasi veya diğer herhangi bir ayrım gözetilmeksizin” tüm insanların yararlanabileceği bir haklar ve özgürlükler idealini dile getirir.

“Kamu Özgürlükleri” terimi, daha çok bu insan haklarından pozitif hukuka girmiş olanlarını içerir. Bu nedenle ülkeden ülkeye değişebilen bir kapsama sahiptir. Burada anayasa ve yasalarca düzenlenmiş, kullanım olanakları oluşturulmuş ve güvenceye bağlanmış, yani gerçekleştirilmiş hak ve özgürlükler söz konusudur.

“Kişi Hakları ve Özgürlükleri” terimi ise 1789 Büyük Fransız Devriminin ürünü olan “İnsan ve Vatandaş Hakları Bildirisi”nde en özlü ifadesini bulan ve 18. yüzyıl “bireyci” insan hakları doktrininin ürünü olan “klasik” hakları anlatmak için kullanılmaktadır. Dolayısıyla çağdaş insan haklarının yalnızca kişiye dokunulmaz bir alan sağlamaya yönelik kesimini ifade eder. Bizim Anayasamızda kullanılan “temel haklar ve özgürlükler” terimi ise Alman hukukundan kaynaklanmaktadır. Bu terim, Türkçe’de, hem “ideal” olanı, hem de “gerçekleşmiş” durumu kapsayıcı olarak kullanılmaya daha elverişli. I96I Anayasası’nın yapılışından sonra Türkiye’de bu terimin giderek yaygınlaştığı gözleniyor.

Temel Hak ve Özgürlüklerin Sınıflandırılması

Demokratik toplumlarda kişilerin sahip oldukları hak ve özgürlükler, genellikle benimsenen bir ayrıma göre, üç grupta ele alınabilirler.

Birinci grubu oluşturan ve bireyi devlete ve topluma karşı koruyan, ona kimsenin dokunamayacağı özel alanını çizen özgürlüklere “koruyucu haklar” deniyor. Din ve vicdan özgürlüğü, düşünce özgürlüğü, haberleşme özgürlüğü, özel hayatın korunması, basın özgürlüğü gibi özgürlükler bu grupta yer alırlar. Bu alanlara devletin olabildiğince az karışması, negatif bir tutum izlemesi beklenir.

“İsteme Hakları” denilen haklar ise, tam tersine, bireye devletten olumlu bir davranış, bir hizmet ve yardım olanağı tanıyan haklardır. Çalışma hakkı, sosyal güvenlik hakkı, öğrenim hakkı, konut hakkı gibi haklar bu türdendir. Bu haklar, devlete, sosyal alanda bir takım ödevler yüklerler.

Üçüncü grup hakları ise “katılma haklan” oluştururlar. Bunlar kişilerin toplum yönetiminde söz sahibi olmasına, siyasal iktidarın kullanımına katılmasına olanak sağlayan haklardır. Siyasal faaliyette bulunma, siyasal partiler kurma ve bunlara üye olma, seçme ve seçilme hakları bu gruba girerler.

Böyle üç grup içinde ele alınmasına karşın, bu hakların birbirlerini tamamlayan bir nitelik taşıdığı da gözardı edilemez. Örneğin, isteme hakları (sosyal haklar) tanınmadığı sürece koruyucu haklar büyük kitlelerin özgürlüklerden yararlanmasını sağlamaya yeterli olamaz. Öte yandan, katılma hakları {siyasal haklar) olmazsa, yani kişiler iktidarın oluşumuna meşru yollardan etkili olamıyorlarsa, bu takdirde diğer iki grup hak, iktidarlar tarafından her an geri alınabilecek bir bağış haline dönüşürler. Ancak siyasal haklar da diğer haklarla desteklenmedikçe bir anlam kazanamazlar. Örneğin, seçme ve seçilme özgürlüğü; ancak düşünce, haberleşme, basın gibi özgürlüklerin sağlandığı bir ortamda anlam kazanabilir (Kapani, 1981: 6- 7).

Bu halde bu ayrımın yalnızca inceleme ve anlama kolaylığı sağlamaya yönelik göreli bir sınıflandırma olduğunu, tüm hak ve özgürlüklerin insanlık tarihi içinden gelen aynı ırmağın suları olduğunu unutmamalıyız.

Temel Hak ve Özgürlüklerin Bağlayıcılığı

Temel hak ve özgürlüklerin bağlayıcılığı, kaynağını Anayasa’nın “bağlayıcılığı ve üstünlüğü” ilkesinde bulmaktadır. Anayasa Mahkemesi’nin varlığı ile yaptırıma da kavuşturulan bu ilke, I982 Anayasası’nın 11. maddesinde şöyle ifade ediliyor: “Anayasa hükümleri yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını ve diğer kuruluş ve kişileri bağlayan temel hukuk kurallarıdır. Yasalar Anayasaya aykırı olamaz”. Böylece Anayasa’nın güvencesi altına alınan hak ve özgürlüklerin yasaklanması olasılığı ortadan kalktığı gibi, bunların çeşitli yaptırımlarla korunması anayasal bir ödev olmaktadır.

Öte yandan Anayasa’da güvence altına alınan hak ve özgürlüklerden bazıları doğrudan doğruya pratik bir değer ifade ederken (seyahat özgürlüğü, dilekçe hakkı, din ve vicdan özgürlüğü gibi), bazıları ise ancak bir yasa yoluyla (seçme ve seçilme hakkı gibi) uygulanabilirlik kazanırlar. Anayasa’da yer almakla birlikte, kişilere somut bir hak sağlamaktan çok, devlete ödev yükleyici nitelikteki (sosyal güvenlik hakkı, sağlık hakkı, konut hakkı gibi) haklar açısından da durumun böyle olduğuna kuşku yoktur.