02. Stratejik Planlama ve Amaçlar Sistemi
İşletme yönetimi açısından amaçların ne olduğu tanımlanarak özellikleri belirtilmiş ve amaçların işlevlerine değinilmiştir. Yine bu ünite kapsamında işletmenin genel ve özel amaçları açıklanarak birbirlerinden farklı yönleri belirtilmiş, amaçların yapısı ve hiyerarşik durumu, İşletmenin ekonomik amaçları; ekonomik amaçların temel koşulları ve uzun dönemli ekonomik amaçlar olarak anlatılmakta, daha sonra da kârlılık, büyüme, güvenlik ve otonomi gibi temel ekonomik amaçlar ayrı ayrı ele alınarak incelenmektedir.
Bu ünitede ayrıca işletmenin ekonomik olmayan amaçları ve sosyal sorumlulukları ele alınarak, işletmenin içinden ve dışından gelen baskılara değinilmiş; kişisel amaçların ekonomik olmayan amaçlar üzerindeki etkileri, ekonomik ve ekonomik olmayan amaçların dengelenmesi konuları anlatılarak işletmenin sosyal sorumlulukları açıklanmıştır.
Amaçlarımız
Bu üniteyi okuduktan sonra;
- İşletmede amaçların tanımını, özelliklerini ve amaçlar hiyerarşisini nasıl ortaya koyarsınız?
- Uzun dönemli ve kısa dönemli amaçların birbirinden farklı yönleri nelerdir?
- İşletmenin ekonomik amaçları nelerdir? Bu amaçların ölçümü ve araçlarını açıklayınız.
- İşletmenin ekonomik olmayan amaçları nelerdir? Bu amaçların oluşumu için işletme içi ve işletme dışı baskılar nelerdir?
- Sosyal anlaşma ve sosyal sorumluluk kavramlarını açıklayınız.
- Sosyal sorumluluğun kapsamına giren konular nelerdir? sorularını yanıtlamak için gerekli bilgi ve becerilere sahip olabileceksiniz.
ISO 9001: 2000 Kalite Güvence Belgeli… Bilkon, kendi sektöründe liderliğe soyundu
Gaziantep Organize Sanayi Bölgesi’nde yılların tecrübesi altında birleşmiş bünyesinde 10 idari personeli 7 uzman işletme personeli ve 65 isçi barındıran bobin imalat sektöründe gücünü kanıtlamış, teknik ve idari kadrosuyla 2000 yılının son çeyreğinde üretime başlayan ve “Kalite, farklı üretim, en iyi servis ve hizmet” sloganıyla üretimine devam eden Bilkon Kâğıt Bobin Ambalaj San. ve Ticaret A. Ş. ‘nin kaliteden ödün vermeden ve performansını hiç düşürmeden kâğıt bobinde aranılan ve tercih edilen bir marka olduğunu söyleyen Yönetim Kurulu Başkanı Orhan Bilecen bu sektörde 20 yıllık birikimlerini, tamamı yeni teknolojiyle birleştirilip en iyi kaliteyle satış sonrası servis ve hizmetin en iyisini verdiklerini ifade etti.
Orhan Bilecen, şunları söyledi: “Türkiye çapındaki yaygın satış ağına sahip Bilkon Bobin, yurtdışı satışlarına Suriye’den başlayıp Türkî cumhuriyetlerle devam etmektedir. Bağlantılı çalıştığı Suriye ve Özbekistan’a temsilcilikler vermiş, bürolar açmıştır. Diyebiliriz ki; Türkî cumhuriyetlerde canlanmaya başlayan tekstil sektörünün bobin önderliğini firmamız üstlenmiştir.
Bunun yanında Türkiye genelinde üretim ve satış hacminde liderliğini sürdüren firmamız “ilk önce kalite” sloganıyla ISO Belgesiyle içinde bulunan kalite ve özgüven anlayışını tescil ettirmiştir. Kâğıt bobin sektöründe ISO 9001: 2000 tescilli belgesiyle “ilk ve tek üretici firma” unvanını elinde bulundurmaktadır. ” Kâğıt Bobin Patronu’nun hammaddesi olan gri kartonu, Almanya’dan ithal ettiklerini belirten Orhan Bilecen, ürettikleri kâğıt bobin patronlarının fiksaj ve kondisyon odalarına girdiğinde kesinlikle deforme olmadığını ve şu anda Türkiye’de üretilen diğer kâğıt bobin patronlarınınsa istenilen performansı göstermediğini belirtti. Bilecen, şunları söyledi: “Kâğıt bobin üretimi Flockingli ve Velvet (kadife tip) olup en büyük özelliği ipliğin ilk sarım esnasındaki kaymasının önlenmesidir. Kâğıt bobin patronlarının üretim üniteleri yeni teknolojisinden kaynaklanan iki kere yapıştırıcı aplikasyon ve fırınlama işleminden geçmektedir. Bunun sonucu olarak kâğıt bobin patronları daha mukavim ve esnek oluyor,”
Üretimde aylık 13 milyon adetle en büyük bobin üretim kapasitesine sahip olan Bilkon Bobin, tüm Türkiye çapındaki kâğıt bobin patronu ürün çeşitleriyle hizmet vermektedir.
Sektördeki sıkıntılara değinen Bilecen şöyle konuştu: “Kâğıt bobin sektöründe yaşanan en büyük problem kâğıt bobin patronu hammaddesi gri kartonun Türkiye’deki çeşitli yerli üreticiler tarafından istenilen kalitede üretilmemesidir. Bu nedenle, kuruluşundan beri firmamız kaliteli ve yüksek performanslı kâğıt bobin patronu yapmayı mümkün kılan özelliklere sahip gri kartonu Almanya’dan ithal etmektedir. Ancak hammaddesi Euro bazında ithal edilen karton koniğin iç piyasaya satışı büyük oranda Türk Lirası bazında yapılmaktadır.
Bu yüzden Türkiye’nin içinde bulunduğu durum göz önüne alındığında bizim gibi sürekli ithal hammadde kullanan kâğıt bobin üreticileri dayanılması güç şartlar altında çalışmak zorunda kalmıştır. Bu zor süreçte bile firmamız kaliteden ödün vermemiş fakat bu kalitenin karşılığı olan fiyatları da alamamıştır. Tüm bu olumsuz şartlara rağmen kaliteyi ve müşteri memnuniyetini ilke edinen Bilkon, yoğun taleplere cevap verip taahhütlerini yerine getirmeyi başarmıştır. 2003 yılı baslarında mevcut olan üretim kapasitesini yeni yatırımlarla arttırmayı düşünen firmamız aylık 20 milyon adet bobin üretmeyi hedeflemektedir. ”
Dünya, 19 Eylül 2002, s. 15.
Anahtar Kavramlar
- Amaçlar
- Amaçların işlevleri
- Ekonomik amaçlar
- Kârlılık
- Büyüme
- Güvenlik
- Otonomi
- Kişisel amaçlar
- Sosyal anlaşma
- Sosyal sorumluluk
İçindekiler
- AMAÇLARIN TANIMI VE ÖZELLİKLERİ
- İŞLETMENİN EKONOMİK AMAÇLARI
- İŞLETMENİN EKONOMİK OLMAYAN AMAÇLARI
- SOSYAL SORUMLULUK VE SOSYAL ANLAŞMA KAVRAMLARI
- SOSYAL SORUMLULUĞUN KAPSAMI YA DA SOSYAL SORUMLULUK ALANLARI
AMAÇLARIN TANIMI VE ÖZELLİKLERİ
Amaçlar mevcut hareketleri ve tepkileri yönlendiren kişisel ya da sosyal olarak saptanmış değerdirler. Her insan sosyal bir varlık olarak yaşamını sürdürürken, bazı maddesel ve tinsel değerleri elde etmek için çalışır. Bunlara ulaşmak için hareket ve davranışlarını düzenler. Bazılarınca “durumlar” bizimse “değerler” olarak ifade ettiğimiz amaçlar, maddesel yani parasal değerde olabilir ya da maddesel olmayan sosyal ve tinsel özellik ve nitelikte olabilirler.
Örgütsel açıdan ya da İşletme Yönetimi açısından amaçlar, örgütlerin faaliyetlerinin ve hatta varoluşlarının nedenini oluştururlar. Örgütsel amaç, organizasyonun bir bütün olarak gerçekleştirmek istediği geleceğe ilişkin bir konudur. İşletme ya da örgütler toplumda sosyal bir varlık olarak yaşayabilmek için tıpkı insanlar gibi birtakım amaçlar peşinde koşarlar. Amaçlar işletmenin projelerine ya da planlarına yol gösteren bir unsur oldukları gibi, hedeflerine ne ölçüde ulaştığını yönetime bildiren birer araç görevini de yerine getirirler. Amaçlar sürekli ve değişmez bir unsur olarak işletmeyi diğer örgüt türlerinden ayıran, onun yapısal özelliğini oluşturan temel unsurlardır. İşletme bütün faaliyetlerini amaçlarını gerçekleştirmek için yapar. Amaçları gerçekleştirmede işletmenin uğradığı başarısızlık, işletmenin varlığını tehlikeye düşürücü bir durum yaratır. Amaçlar planlamayla elde edilmeye çalışılan hedeflerin açıklanmasıyla bir planlama süreci içinde ulaşılacak bir hedef olarak açıklığa ve kesinliğe kavuşmuş olur.
Amaçlar zamanla nitelik ve nicelik bakımından değişirlerse, bu durum doğrudan doğruya onlara ulaşmak için bir araç rolünü oynayan işletme ya da örgütün de nitelik ve nicelik yönünden değişmesini gerektirebilir. Örneğin, işletmenin faaliyet alanları (ürettiği ürünlerle hizmetler) çalıştığı pazarlarda değişiklikler meydana getirebilir.
Açıklamalarımıza başlarken amacı önce kişisel yönden tanımlamaya çalışmış ve her kişinin toplumda belli amaçlara ulaşmak için çalıştığını ve hatta yaşadığını söylemiştik. İşletme de toplumsal bir birim olarak birtakım amaçlara ulaşmak için kurulduğuna göre, onu oluşturan ve çalıştıran birtakım kişilerin ve hatta grupların amaçlarına hizmet etmekte ya da araç olmaktadır. Bu açıdan, toplumsal bir organizasyon olarak işletme, çeşitli grup ya da kişilerin amaçlarının bir bileşkesidir. İşletmelerin varoluş nedeni, başta hissedarların ya da sahiplerin tasarladıkları amaçlarıdır. Bu aracı çalıştırmak için, uzman yöneticilere ve işçilere ihtiyaç vardır. Yönetici ve işçiler de birer insan olmak sıfatıyla, kendi amaçlarını gerçekleştirme aracı olarak işletmeyi seçerler. Dolaylı olarak da işletmenin kendilerine devamlı olarak ürün ya da hizmetler sunduğu geniş halk toplulukları ve özellikle müşteriler işletmeyi amaçlarını gerçekleştirici bir araç olarak değerlendirirler. Bu durumda, işletme birbiriyle çelişen, birtakım amaçların dengelendiği genel amaçlar sistemidir.
Amaçların İşlevleri
Bu kadar geniş bir bütünleşik yapıyı oluşturan üyelerin istek ve ihtiyaçları karşısında işletme için genel amaçları saptamanın zorluğu, açıkça kendisini göstermektedir. Bu nedenle, birçok işletme açıkça belirlenmiş amaçlara sahip bulunmadan yaşarlar. Yönetim kademelerini dolduran yöneticiler, işletmenin amaçları açısından birbirlerinden tamamen zıt fikirlere sahiptirler. Bu durum, her ne kadar eksik koordinasyon ve haberleşme sonucu ortaya çıkıyorsa da, asıl neden çıkar grupları arasında işletmenin genel amaç dengesini sağlayabilme güçlüğünden doğmaktadır. Günümüzde çok sayıda ortakları olan, bunların dışında çok sayıda yöneticiler tarafından yönetilen, çok sayıda işçi çalıştıran büyük bir tüketiciler topluluğunun ihtiyaçları için mal üreten işletmeler, amaçlarını saptarken her çıkar grubunu tatmin edecek şekilde davranmaktadır.
İşletmelerde amaç saptanırken işletme yöneticilerinin, işçi temsilcilerinin oluşturduğu bir grupla ortaklıkları temsil eden işletme yönetim kurulunun birlikte hareket etmeleri zorunludur. Bu grupların dışında kalan müşteriler ve halk toplulukları için onların arzu ve ihtiyaçlarını belirlemeye ilişkin araştırmalara ve kamuoyu yoklamalarına girişmek zorunludur. Amaçlar saptanırken ya da yeniden gözden geçirilirken bu hususların da göz önünde bulundurulmaları gerekir.

Amaçlar işletme için sadece bütünleşik bir yapı oluşturma işlevini mi üstlenirler yoksa başka işlevleri de var mıdır?
Bu açıklamalardan sonra diyebiliriz ki; amaçların bazı faaliyet türlerini belirgin kılmak için, soyut olmaktan çok, yeterli ölçüde açık ve kesin olması gereklidir. Bu anlamda, örneğin; amacın “kâr yapmak” olarak tanımı yetersiz ve soyut bir saptama olmaktadır. Hâlbuki “elektrik ürünleri üreten bir işletme kurarak, önümüzdeki üç yıl içinde %15 kârla çalışan bir işletme durumuna ulaşmak” daha anlamlı olacaktır.
İyi belirtilmiş ve işletmenin yönetim kadrolarını dolduran yöneticilere tam olarak duyurulmuş amaçlar yöneticilerin birbirlerinden farklı ya da birbirleriyle çelişen kararlar almalarını önleyecektir. Böylece yöneticiler daha kontrollü hareket etmeye çalışacaklar, işletmede faaliyetler arası koordinasyonun kurulması kolaylaşmış olacaktır. Amaçlar yönetici hareketlerine yol gösteren pusulalar oldukları gibi, elde edilen faaliyet sonuçlarının değerlendirilmesinde ölçü ya da kontrol aracı işlevini de görürler. Şu halde, diyebiliriz ki amaçlar, bir işletmenin ya da ona bağlı birimlerinin faaliyetlerini değerlendirmede kullanılabilecek standartlardır.
Amaçlar saptanırken, işletme içi ve işletme dışı koşullar, durumlar değerlendirilir. İşletme amaçlarını belirlerken mümkün olan ya da yapabileceği noktaları saptar. Bu durumsa, amaçların gerçekçi olması ilkesi yanında, işletmenin kendi içinde ya da yaşadığı çevrede hangi yönlerden güçlü ve özellikle de hangi yönlerden zayıf olduğunun açığa çıkarılmasına yardımcı olur. O halde, amaçlar işletmenin iç ve dış zorluklarını ya da güçlüklerini öğrenmemizi sağlayan önemli bir işleve de sahiptirler.
Buraya kadar devamlı olarak işletmenin genel amaçlarından bahsetmiş bulunuyoruz. Ancak, işletme amaçlarının işlevlerini belirtirken, işletmede sadece genel amaçların olmadığı unutulmamalıdır. Genel amaçların yanında, onlara bağlı olarak organizasyonun yukarı ve aşağı kademelerinde daha özel amaçlar mevcuttur. Bu amaçlara ulaşılması genel amaçlara göre daha kısa zaman süresini gerektirir. Daha sonra ele alacağımız konular açıklayacağımız üzere, amaçlar işletmenin bütününü ilgilendirecek yerde bir bölümün ya da bölüme bağlı kısım ya da servislerin belli zaman süreleri içinde ulaşmak istedikleri hedeflerle ilgili hususlar ya da verim normlarıdır. Ancak, alt seviyedeki amaçlar ya da verim normları genel amaçlara bağlı olarak meydana getirilirler.
Amaçların Yapısı ve Hiyerarşisi
İşletmenin Yaşam Koşullarının Belirlenmesi
İşletmenin her şeyden önce, bir dizi müşterek amaçlar için kurulmuş bir organizasyon olduğunu daha önce açıklamıştık. Burada açıklanmak istenen ilk konu, işletmenin bu müşterek amaçları gerçekleştirebilmesi için, zaman içinde elverişli bir biçimde varolması ya da ağırlığını devam ettirmek zorunda bulunmasıdır.
İkinci bir konu da, işletmenin sosyal ve ekonomik bir bileşim içinde yaşamak, gelişmek zorunda bulunmasıdır. Aynı toplum ya da ekonomi zamanla herhangi bir işletmeyi ortadan kaldırabilir. İşletme toplum ve ekonomi onu istediği sürece, yani topluma ve ekonomiye gerekli, faydalı, verimli olduğu sürece varlığını devam ettirebilecektir denilebilir.
İşletmenin yaşatılmasının özel amacı ve hatta varolmasının nedeni topluma ürün ya da hizmet sunmasıdır. Eğer, bize nispeten, daha avantajlı (ekonomik ve verimli) ürünler, hizmetler sağlayan başka kuruluşlar varsa, işletmenin yaşama gücü tehlikeye gerecektir. Bu nedenle, işletme mümkün olduğu kadar ucuz (ekonomik) ve ihtiyaçları en iyi tatmin edici bir kuruluş olmak zorundadır.
İlk çağlardan beri, aşağı yukarı bütün aile, hükümet, ordu, dinsel kuruluşlar daima değişmelere karşı çıkmışlar ve değişimi insan güvenliği için tüyler ürpertici bir korku olarak değerlemişlerdir. Hâlbuki zamanımızda işletmeler değişiklik ve yenilik yapmak görevini yükümlenmiş özel kuruluşlar olarak karşımıza çıkarlar. Bu görev onların yaşama koşullarıyla ilgilidir. Onu yerine getirdikleri sürece yaşamalarına devam edebilirler. Ancak, burada sözü edilen gerçek “yeniliktir”. İşletmeler yaşayabilmeleri için kendileri dışında yaratılan yenilikleri kabullenip uygulamaları yanında, kendileri de bizzat yenilik yaratmak zorundadırlar. Şunu belirtelim ki, adı geçen yenilik sadece teknolojik yenilikleri değil, aynı zamanda teknolojik olmayan özellikle tecimsel (ticarî) yenilikleri de kapsamaktadır.
Sıralanan yaşama koşullarını oluşturan etmenler, temel ve mutlak bir yaşam koşullarının doğuşuna neden olmaktadırlar. Bu koşul, işletmelerin kârlılığıdır. Görülüyor ki, işletmelerin yaşama koşulları birtakım tehlikeler ortaya koymakta ya da riskleri göze almayı gerektirmektedir. Şu halde, işletmeler birtakım riskler içinde hayatını sürdürür. Risklerse maddî ve tinsel (manevî) kayıplara sebep olur. Faaliyetlerden asgarî bir kârlılık beklemek, yani en azından riskleri kapsamaya olanak veren ve bu nedenle elde etmek zorunluluğu olan bir kârlılık, işletmelerin ve hatta toplumun mutlak bir koşuludur.
Amaçların Oluşması
Buraya kadar, adım adım yaptığımız açıklamalarla, işletmelerin ne gibi genel amaçlar gütmek zorunda olduğunu ya da yaşaması için ne gibi koşullara uyması gerektiğini belirtmiş bulunuyoruz
Ekonomik amaçlar işletmelerin çoğunun davranışı üzerinde üstün bir etkiye sahiptirler. Ekonomik amaçlar, yöneticilerin faaliyetlerine yol gösteren açık ve somut bir şekilde belirlenen amaçların esasını oluştururlar. İşletmenin ana amacı, yararlandığı kaynaklardan uzun süreli bir gelir elde etmektir. Bu amaç kapitalizmin çok güçlü olduğu devrelerde geleneksel ekonomik firma teorisinin tek hareket noktası olmuş, bu konuda yazılan bütün kitaplar “kâr maksimizasyonu” ilkesinde hareket etmişlerdir. Davranış bilimcileri bu görüşe haklı olarak karşı çıkmışlar ve bu teorinin kâr maksimizasyonunda temel faktör olarak insan unsurunun tutumu ve güdülenmesi (motivasyonu) konusunda eksik kaldığını, dolayısıyla gerçeklere uygun düşmediğini saptamışlardır.
Sosyal bilimlerdeki hızlı gelişmeler, işletmelerin sadece hissedarların ya da sermaye sahiplerinin amaçlarına hizmet eden birimler olarak faaliyet görmelerini önlemiş, serbest işletme faaliyetlerine bazı kısıtlamalar getirerek, hissedarların ve yöneticilerin davranışını ve yaklaşımlarını değiştirmiştir. Bu değişme, işletmelerde çalışanların maddî ve manevî yönlerden mutlu olmaları yanında, işletmenin müşterilerinin faaliyette bulunduğu çevre halkının ve tüm ülke halkının ihtiyaçlarına cevap veren, doğrudan ya da dolaylı onların mutluluklarına katkıda bulunan birer ekonomik unsur olma gerektiğini amaçlarına dâhil etmeleri şeklinde gerçekleşmiştir.

Yaşanan hızlı gelişmeler işletmelerin sorumluluklarını nasıl etkilemiştir?
Bazı ülkelerde, işletmelerin amaçlarını etkileyen sosyal olaylar ve (olgular akımlar) onların sosyal amaç olarak bazı noktaları benimsemesinde dış baskı unsurları olarak ortaya çıkmıştır. Bu baskılar, genellikle işletmelerin faaliyetlerini kısıtlayacak kamu gücü (kanunlar niteliğinde) ya da faaliyetlerini tamamen durduracak grevler şeklinde gerçekleşmiştir.
Doğaldır ki, bu durum işletmeyi bazı seçimler yapma özgürlüğünden alıkoyan ya da yoksun bırakan sınırlayıcı karar kıstaslarıdır. Bunlar zorlama ya da baskılar olarak nitelendirilebilir. Örneğin; kamu gücü tarafından saptanmış asgarî ücret hadleri, Avrupa’nın bazı ülkelerinde işletme bütçesinin %5′inin çalışanların eğitimine harcanması ya da harcanmadığı takdirde devlete vergi olarak bu meblağın verilmesi zorunluluğu, son zamanlarda çeşitli ülkelerde, yayınlanan çevre kirlenmesi konusundaki kanunî sınırlamalarla özellikle sendikayla yapılan toplu sözleşme hükümleri işletmelerin zoraki olarak göz önünde bulundurmaları gereken ya da amaç olarak faaliyetlerine almaları gerekli olan konulardır.

Şekilde işletme amaçlarının oluşması şematik olarak özetlenmiştir. Bunlardan işletmenin durumu, yani sermaye gücüyle diğer maddî ve özellikle insan faktörünün işletme amaçlarının oluşmasında temel unsur olmaktadır. İşletmenin yükümlendiği sorumluluklarla dış baskı unsurları çevreden gelen etkileri oluşturmaktadır. Bunun sonucu meydana çıkan durumla işletme sahiplerinin ve yöneticilerinin arzusu da amaçların oluşmasını meydana getiren ikinci bir konuyu oluşturmaktadır.
Amaçların Hiyerarşisi
Amaçların kaynaklarını belirttikten sonra, şimdi işletmenin belli başlı genel amaçlarının neler olduğunu, bunlara bağlı olarak ne gibi alt amaçlar oluşturulduğunu gözden geçireceğiz. Bu doğrultuda, amaç ölçülerinin meydana getirilebileceği sekiz alan tanımlanmıştır.
Bunlar;
- Çalışılan pazarın belirlenmesi,
- Yenilik,
- Verimlilik (prodüktivite),
- Fiziksel ve finansal kaynaklar,
- Kârlılık (rantabilite),
- Yönetici yerleştirme ve geliştirme,
- İşçi yetiştirme ve geliştirme,
- Halka karşı sorumluluk.
Görüleceği üzere bunların ilk beşi temel ekonomik amaçlar grubu içine girmektedir. Daha sonra bu sekiz alana “otonomi”, “güvenlik” ve “esneklik” amaçları ilâve edilmiştir. Bir başka çalışmada, ayrıca ekonomik amaçlar grubuna işletmenin “prestij” ve “likidite” amaçlarını da ilâve etmektedir.
İşletmenin genel amaçları belirlendikten sonra, büyük işletmelerde (holding, banka ve benzeri kuruluşlar gibi) her bağlı kuruluşun amaçlarını ya da daha küçük çapta olan ve yaygın bulunmayan işletmelerde her bölüm, servis ya da kısmın amaçlarının ne olması gerektiğini inceleyerek, her birinin amaçlarını aynı biçimde saptamak gerekecektir. Bu amaçlar “ikincil amaçlar” olarak tanımlanabilir. Dikkat edileceği gibi bu amaçların saptanması, doğrudan doğruya genel amaçların saptanmasına ve onların özelliklerine bağlıdır. O halde, ikincil amaçlar genel amaçların (temel ekonomik ve sosyal amaçlar) bir türevidir ve onları gerçekleştirmek için oluşturulurlar.
Genel amaçların çok uzun süreli amaçlar olmalarına, hatta bazılarının işletmenin ömrü boyunca devam edebilecek özelliklerde bulunmalarına rağmen (küçük değişiklikler ve revizyonlar hariç tutulursa), ikincil amaçlar daha kısa süreli amaçlardır.
Hâlbuki işletmenin temel amaçları daha ziyade onun stratejisini ilgilendirmektedir. İkincil amaçlara örnek olarak aşağıdaki liste verilebilir. Böylece, açıklamalarımız daha da somutlaşmış olacaktır.
- Yüzde olarak kesinleşmiş pazar kısımlarının çeşitli satış birimleri arasında, ulaşılacak hedefler olarak bölünmesi.
- Toplam satış tutarı için belirlenen rakam.
- Kazanılması gereken müşteri sayısı için belirlenen bir sayı.
- Mümkün olabilecek iş anlaşmazlıkları için kaybedilecek azami çalışma saatleri sayısı.
- Ulaşılması düşünülen likidite oranı.
- Faaliyetleri etkin bir biçimde başarabilmek için gerekli olan işgücü sayısı.
- Satışlardan beklenen kârlılık için ürün tipi ve müşterilere göre saptanmış hedef rakamları.
- Toplam işgücü içinde personel devri oranı ya da mümkün istifaların sayısı.
- Organizasyonda mesleksel eğitim için ayrılması gereken bütçe tutarını belirten bir meblağ.
- Yenilenmesi gereken yatırım tutarları için saptanan rakamlar.
Bütün bu ikincil amaçlar farklı zaman süreleri için hesaplanabilirler. Bunlar bağlı kurumlar, bölümler ve birimler içinde beklenen sonuçlar ya da ulaşılacak hedefler olarak saptanırlar. Bu hedeflerin saptanması genel işletme amaçlarının gerçekçi bir biçimde belirlenmesi yönünden de çok yararlıdır. Çünkü alt seviyelerde saptanan ve uygulanmaya daha yakın olan hedefler, genel amaçların revizyonunda kullanılırlar. En azından, geçen üç yılın başarıları, (etkili bir rapor sistemi yardımıyla) göz önünde bulundurularak, genel amaçlar yılda bir defa gözden geçirilmelidir.
Daha kısa bir zaman süresi içerisinde alt kademelerde çalışan işçilerin ve uzman personelin verimini saptamak için “çalışan personelin normları tablosu” adı altında belirten ayrıntılı bir tablo hazırlanır. Bu tablo, işletmenin çok kısa süreli ve hatta kişisel hedeflerini gösterir, her yıl en azından bir defa bütçe kontrol sistemiyle denetlenir.
Bu hedefler, ikincil amaçların (bölümlere ilişkin amaçlar) daha da geliştirilerek, hiyerarşinin alt kademelerine ve hatta şahıslara yayılmasıdır. Çünkü hiyerarşinin alt kademelerinde, faaliyetleri yerine getirmekle görevli kadroların ve şahısların verimleri, işletmenin gelecekteki başarısı ya da başarısızlığı üzerine büyük ölçüde etki edecektir. Diğer yönden, verim normları işçileri ve icra şeflerini harekete geçirici bir güdüleme faktörü olarak da önemli bir role sahiptir. Ayrıca, bu normlar, kişisel performansların (başarıların) değerlendirilmesinde hiyerarşik yöneticiler bakımından yönetim ve kontrol aracı olarak da hizmet görürler.
Bu normlar ikincil amaçlara kıyasla, çok daha kısa zaman süreleri için saptanırlar demiştik. Örneğin; aylık normlar çok sık olarak kullanılırlar. Eğer bu normlar, yürütme merkezleri ve maliyet merkezleri olarak yıllık plana doğrudan bağlanırlarsa, bu sistem daha etkili bir hale gelmiş olacaktır.
Aşağıda birkaç norm örneği verilmiştir.
- Bir satıcı için zorunlu kılınan asgari satış miktarı.
- Satıcıların çeşitli ürünlerle ilgili olarak gerçekleştirmeleri gereken aylık, üç aylık, altı aylık ya da yıllık satış hacimleri.
- Her satıcı için yeni kazanılacak müşteri sayılarının faaliyette bulundukları bölgelerin özelliklerine göre saptanması.
- Her satıcının yaptığı müşteri ziyaretleri oranı.
- Müşteri gruplarına göre asgari satış tutarları.
- Müşteriler için yapılacak azami ve asgari reklâm sayıları.
- Çalışılacak azami ve asgari ek mesai saatleri.
- Çeşitli görevler için teorik, insan gücü saatleri sayısı.
- Kabul edilebilir maksimum kayıp ya da bozulmaların miktarı.
- Stoklama esnasında ortaya çıkabilecek kayıplar için, kabul edilmiş azami miktar.
- Üretimin çeşitli evreleri ya da çeşitli işletme elemanları için uygulanabilecek maliyet normları.
- Verilmiş sabit bir zamana göre, çalışan işçiler için azami ve asgari getiri miktarları.
- Ambalajlama ya da yeniden ambalajlama faaliyetleri esnasında meydana gelebilecek azami kayıplar.
- Tartı aletlerini kontrol etmek için saptanmış zaman süresi.
Açıktır ki bu normlar, olanaklı olduğu kadar gerçekçi olmalıdır. Aksi takdirde, güdüleyici ve amaçlara hizmet edici birer yönetim aracı olmaktan çıkarak, işletme için tehlikeli birer unsur haline gelebilirler. Normlar saptanırken, iş özellikleriyle iş çevresinin özellikleri ve normal bir insanın yetenekleri dikkate alınmalıdır. Bazı normlar mevsimlik ve aylık dalgalanmalarla sıkı sıkıya ilgilidir. Zaman aralığı içinde saptanırlarken, bu özelliği de mutlaka göz önünde bulunmalıdır.

Şekilde işletmelerde amaç sistemine bağlı olarak meydana getirilebilecek hiyerarşi özetlenmektedir.
Hiyerarşinin en üst kademelerinde, tepe yöneticilerinin sorumluluğu altında, genel işletme amaçları saptanmaktadır. Bu saptama işlemine bölüm yöneticileri de katılırlarsa, daha yararlı olacaktır. İkincil amaçlarsa saptanan genel amaçlara ulaşmak için departman yöneticilerinin sorumluluğu altında hazırlanır. Çalışan personelin normları tablosuysa, icra şeflerinin sorumluluğu altında meydana getirilir.
İŞLETMENİN EKONOMİK AMAÇLARI
İşletmenin ekonomik amaçlar olarak saptadığı hedefler, faaliyetlerinin verimi ve bu verimin artırılmasıyla ilgilidir.
Bir işletmede sosyal aktifin getirisi verim kriteri için kabul edilmiş gösterge olarak kabul edilir. Bu getirinin ortalama oranıysa, ayarlama ölçeği ya da ölçüsü olarak nitelendirilir. İşletmenin hedefiyse kaynaklarının şekil değiştirmesiyle optimal bir gelir elde etmek olarak ifade edilir. Uzun sürede, işletme kaynaklarından en iyi gelir elde edebilmek için işletmede verim kriteri olarak kabul edilmiş en kullanışlı unsur toplam harcamaları aşan gelir artığı ya da kârdır. Kârlılığın ayar ölçüsü olarak da, kaynaklardan elde edilmiş gelir ya da yatırımların getirisi alınabilir. Bazı yazarlar, mevcut net kârlarla, yatırımların bugünkü değeri arasındaki farkı ayar ölçüsü olarak kabul etmektedirler.
Ekonomik amaçları değerleyen mükemmel bir ayar ölçüsü bulmak oldukça zordur. Ancak, genel kabul görmüş bir ölçü mevcuttur. Bu da, aşağıdaki formülde ifade edilen;
![]()
kârlılık orandır. Bu ölçü işletmenin faaliyetinin başarısını devamlı olarak ölçmeye olanak sağlar; sermayenin gelecekteki kullanımından beklenen gelir üzerinde tahminler yapmaya olanak verir ve farklı sanayi kollarındaki firmaların durumlarını karşılaştırmaya yardımcı olur.
Ekonomik Amaçların Temel Koşulları
Firmalar kuruluş aşamasında da bir faaliyet konusunu seçmek zorunda olduklarında, yapacakları ilk araştırma, ekonomide yatırılan sermaye tutarlarına göre elde edilen kâr oranlarını araştırmaktır. İşletmenin bir faaliyet konusu seçebilmesinde ve kesin, bir amaç edinmesinde en önemli gösterge kârlılık olmaktadır.
Şunu da belirtelim ki, işletmenin yatırımda bulunabileceği alanlar insan gücü kaynağının yetenekleriyle sınırlıdır. O halde, işletmenin ancak ilgilenmeyi göze alabileceği belli sanayiler vardır ve bu sanayilerin her biri için ayrı ayrı ve hepsi için tek bir ortalama kârlılık miktarları saptanabilir. Bu kârlılığın, geçmişte, şimdi ve gelecekteki özelliklerini öngörmeye çalışmalıdır.
Yatırım plânının gelecekteki bütçe süreleri esnasında ortaya koyabileceği olanakların miktarı değerlendirmelidir. Bunlar, mevcut satın alma harcamaları sektör için uygun firma boyutuna erişme (masrafları düşürme), üretilen mal ya da hizmetleri rakiplere oranla farklılaştırma, üretim kapasitesini daha etkili biçimde değerlendirme, gelecekteki kârlılık hedefinin gerçekçi biçimde saptanmasını kolaylaştırır.
Gelecek bütçe süresi içinde stratejik faaliyetin ivediliği de kârlılık hedefini etkileyecektir. Yani, mutlaka çok kısa sürede ivedi bir kâr elde etmek gerekiyorsa, daha düşük seviyede bir amaç saptamak zorunlu olacaktır. Daha uzun sürede bir kâr elde etmekse firmanın stratejik seçimlerini kolaylaştıracağından, nispeten yüksek oranlarda bir kârlılık hedefinin seçimi olanaklı olabilecektir.
Firmanın ürün farklılaştırması yoluna gitmesi halinde başka üretim konularına bağlanma (yani işin acemisi olma) ve pazarlardaki güçlü firmalarla rekabet etme düşük seviyelerdeki kârlılık oranlarını kabullenmek zorunluluğu verir.
Bütün bu kriterler göz önünde bulundurularak gerçekleştirilebilecek ya da mümkün olan amaçlar dizisi meydana gelecektir. İşletme gerçekleştirmek istediği amacının altında kalan değerlere az ya da çok yaklaştığı ölçüde faaliyetlerindeki etkinlik dereceleri de değişmeler gösterir.
Uzun Dönemli Ekonomik Amaçlar
İşletme faaliyet konusunu ve kârlılığını bir kere saptadıktan sonra, faaliyetinin kârlılığını korumak için yeni kaynaklar bulmak ya da onları günün koşulları ve gerekleri dâhilinde yenilemek, mevcut pazarlarda söz sahibi olabilmek için ürünlerini geliştirmek, mevcut ve yeni üreteceği ürünler için pazarlar aramak zorundadır.
İşletme uzun süreli kârlılığını koruması ve büyümesi için aşağıdaki hususları hedef olarak benimsemelidir; En azından mevcut pazarlarda mevcut ürünleri satma arzusu; belirlenen bir pazarda en azından işletmenin durumunu korumaya olanak verecek şekilde satış hacmini arttırmaya devam etmek.
Verimlilik; faaliyetlerinden en iyi verimi elde etmek için, masraf düşürücü ve gelir artırıcı önlemlere girişerek, durumunu iyileştirmek. Başka bir deyimle, mevcut üretim süreci içinde toplam gelire katma değer oranını yükseltmek, satın alınan hammaddelerin ve hizmetlerin daha iyi kullanımını araştırmak.
Nakit akışı; ömrünü doldurmuş eski teçhizatların yerine yenisini almak için gereken kaynakları temin etmek, gelirleri (kazançları) arttırmak ve biriktirerek yeniden işletmeye tahsis etmek, diğer bir deyimle oto finansmana girişmek.
Net kâr; kazanç olarak elde edilen katma değer miktarını ya da faaliyet gelirini arttırarak yeni sermaye elde edebilme (hisse senedi, tahviller) olanaklarına kavuşmak.
Ürün farklılaştırma; yeni ve mevcut pazarlar için ürün çeşitlendirmesini artırmaya devam etmek.
Mevcut ve yeni pazarlarda müşterilerin miktarını artırmaya devam etmek; bunun için, doğrudan dolaylı (ikame malları) rekabet yüzdesini hesaplamak.
Satışların mevsimlik ya da dönemsel (moda vs. ) dalgalanmalarına neden olan koşullara karşı önlemler almak.
Bazı verimsiz faaliyetlere son verme; teknolojik yenilikler dolayısıyla mevcut bazı ürünlerin üretiminde vazgeçmek.
Kârlılık
Amaçlar sisteminin ilk elemanının kâr ya da kazanç olduğunu daha önce belirtmiştik. İşletme daha çok kazanç elde ettiği sürece sermayesine, arz ettiği emeğine ve bilgisine pay bekleyen grupların gelirleri de artmış olacaktır.
Müşterilerle ilişkilerde birçok işletmeler onları kaybetmemek özellikle sayılarını artırmak için lehte bir intiba sağlayacak şekilde hareket etmeye çalışırlar. Eğer işletmeler, müşterilerinin ilk siparişlerinden derhal azami bir kâr aramıyorlarsa, kazanmış oldukları ya da kazanmaya çalıştıkları müşterilerinin gelecekteki siparişlerinin yenilenmesiyle artacak bir kâr kaynağını genişletmeyi hedef alırlar. Bu da işletmenin yaşama ve gelişme gücünden ve uzun süreli gelirleri yönünden anladığımız kârlılıktır.
Bununla birlikte, işletmenin kârlılığını ölçmek için yatırımların getirisinden (rantabilitesinden) bahsedilir. Bir işletmenin kârlılığı, bir işe yatırılması gereken sermayeyle, o işten elde edilen kâr arasındaki ilişkiden çıkarılmaktadır. Yatırılmış sermayenin kârlılığı, işletmenin ekonomik etkinliği konusuyla ilgili bir ölçüdür. Bu ölçü hem işletme için, hem de işletme sahipleri (hisse senedi sahipleri) için önemli bir değere sahiptir. Çünkü hak sahipleri açısından kâr, faaliyet sonucunda hesap edilir; ya onların sermaye hesaplarına geçirilir ya da kâr payı olarak kendilerine ödenir. Yatırılmış sermayenin işletme için önemiyse, dağıtılmamış kârlar nedeniyle ortaya çıkar ve işletme için öz sermaye ya da oto finansman işlevi görürler. Bu yönüyle kâr, işletmenin ve onun gerçekleştireceği amaçlarının hizmetinde hem araç hem de amaç rolünü oynamaktadır. Çünkü biraz önce belirtmiş olduğumuz büyüme ve güvenlik amaçları, kâr amacının bu fonksiyonuyla sıkı sıkıya ilgilidir.
Ancak, hisse senedi sahipleri işletmede toplam sermayenin kârlılığından çok öz kaynaklarla kâr arasındaki oranla ilgilenirler. Bu nedenle, çalışmalarımızda bu oranı da göz önünde bulundurmak durumundayız. O zaman da, bu orana dolaylı bir şekilde bağlı bulunan;
![]()
ilişkisini dikkate almalıyız. Eğer borçlanma oranı azalırsa, diğer bir deyimle, borçların miktarı artarsa hisse senedi sahipleri tarafından elde bulundurulan sermayenin geliri, toplam kâr miktarı artmış olsa bile azalabilir. Ancak, bu oran, firmanın öz kaynakları nedeniyle kazanmış bulunduğu borçlanma olanaklarını nasıl kullandığını gösterir. Azalma durumu, ancak, borçlanmada belirli bir sınır aşıldıktan sonra meydana gelecektir. Bu sınır, toplam sermaye kârlılığı oranının (r), borçlar için ödenen faiz ve komisyon oranına (i) eşit olma durumudur.
İşletmenin saptadığı kâr amacı, bu sorunun süresiyle de sıkı sıkıya ilişkilidir. Eğer sınırlandırılmamış bir süre göz önüne getirilirse, kâr saptama sorunu içinden çıkılmaz bir hale gelebilir. Kârlılık hesapları yapıldığı zaman, uzun yıllar süresince gerçekleştirilmiş kârlılık durumları dikkate alınır ve ileriye doğru bir tahmin yürütülmeye çalışılır. Ancak, ileriye dönük tahminler işletmenin aktiflerini paraya çevirerek yeni teknolojiler seçme durumu da göz önünde bulundurulup 3,5 ya da azami 7 yıl için yapılmalıdır. O halde, kâr amacı sınırlıdır. Çünkü sahip olunan maddi sermaye unsurları belli bir süre sonra eskimiş olacaktır. İnsan kaynakları yaşlanacak ya da işi terk edebilecektir. Öyleyse, şimdiki durumu, ileride koruma olasılığı mutlak değildir. Dolayısıyla kârlılık oranı, çok uzun sürelerde mutlaka değişebilecektir.
Kârlılığın gerçekçi bir ölçümünü yapabilmemiz için dikkate almamız gereken hususlardan birisi de, işletmenin ana kâr amacına, kâr merkezleri olarak ayrılmış, her departman ya da bağlı kuruluşun kâr amaçlarının bileşimi yapılarak ulaşılacağıdır. Sorumlu yönetici, sermaye kârlılığı ve büyümeyle ilgili amaçları her departman ya da bağlı kuruluş için standart olarak saptama hatasına düşmemelidir. Sözgelimi, işletmenin bir faaliyet sektörü % 30 civarında, diğeriyse % 10 civarında gelir sağlayabilir. Her bölümün pazar koşulları değişiktir. Kimisi yeni bir faaliyet sahasında kolayca kâr artışına ulaşabilir. Diğerleri de olgunluğa erişmiş bir pazarda, yoğun rekabet içinde, faaliyetini sürdürebilir. Açıktır ki, sözünü ettiğimiz bu firmalar ürün farklılaştırmasına giden işletmelerdir. Farklı faaliyet sahalarında farklı risk derecelerine sahiptirler.

Aklımıza hemen bir soru geliyor, acaba düşük gelir seviyelerine sahip faaliyet konularında neden çalışmaktayız?
Planlama süresi boyunca işletmenin ulaşmak istediği amaçlarıyla ulaşabildiği (gerçekleştirdiği) amaçlar arasında ihmal edilemeyecek bir farkın bulunduğu göze çarparsa, bu açığın kapatılması için aşağıdaki önlemlere başvurulabilir.
- Sanayi, yönetsel ve ticari faaliyetlerinde büyük bir verimlilik aramak.
- Yetersiz büyümenin nedenini oluşturan ve faaliyet hacmi üzerine olumsuz etki yapan maliyetlerde köklü bir indirim sağlamaya çalışmak.
- Kârlılık oranları yönünden daha ilgi çekici bulunan ürünler üretmek ya da daha fazla kâr sağlayan pazarlarda faaliyetlerde bulunmak.
Bütün bu rasyonalizasyon tedbirlerini alarak, ürünleri daha kârlı hale getirebilmek için, göz önünde bulundurulması gereken iki önemli konu bulunmaktadır.
Bunlar: Yöneticilerin ve teknisyenlerin yetenekleri başarı potansiyelinin önemli bir bölümünü oluşturmaktadır. Yönetimin kalitesini nitelikli işgören ve araştırmacılarla takviye ederek yükseltmek gerekir.
Nitelikli işgörenlerin varlığı ya da temin edilmesi, satın alınacak ve uygulamaya konacak fizik araçların (makine ve donatım) modernleştirilmesiyle tamamlanmalıdır.
Büyüme
Önce büyüme kavramını açıklayalım. Büyüme hacim artışını ya da sayısal bir artışı ifade eder. Yani satış, üretim ve ihracat miktarlarında hacim itibariyle bir artış meydana geldiği takdirde, bu bir büyüme işareti sayılır. Ancak, her sayısal gelişme sonucunda kesin bir büyümeden bahsedemeyiz. Sayısal gelişme gerekli bir koşuldur, ancak yeterli bir koşul sayılamaz. O halde, büyümeden bahsedebilmek için niteliksel gelişmeler de gereklidir. Niteliksel gelişmeler, işletmenin yapısını oluşturan maddi ve insan kaynakları faktörlerinin nitelik itibariyle (daha) iyileştirilmesini, verimli hale getirilmesini gerektirir. Belli bir büyüklük boyutu elde edilmek istendiği zaman, bu boyutun gerektirdiği nitelikte üretim faktörlerine ihtiyaç vardır. Büyüme, ayrıca daha fazla tüketici kütlesine hitap etmeyi gerektirdiği için, onların istek ve ihtiyaçlarına daha uygun gelecek ürünler üretilmesini, eski ürünler üzerinde bazı farklılaşmalar yapmayı, özelliklere sahip ürünler üreterek faaliyet farklılaştırmasını gerektirecektir. İşletmenin faaliyetlerini genişletmesi ve ürünlerini çeşitlendirmesi, onu zorunlu olarak iç yapı değişikliklerine, yani reorganizasyon yapmaya zorlayacaktır. O halde, görevler, yetki ve sorumluluklar nitelik itibariyle büyük değişikliklere uğrayabilecektir.
Şimdi de bir işletmenin büyüme amacı saptamasının yararlarına ve fonksiyonlarına değinelim: Büyüme amacı işletmenin çevrenin baskılarına karşı koyma ve çevreye daha iyi uyabilme işletme pazarlarının genişletilmesini ve geliştirilmesini sağlar. Böylece, işletme bir rekabet ortamında bulunan diğer firmalarla mücadele ederek amacına ulaşma olanağına kavuşur. Ayrıca, işletmeyi büyütmeye karar vermek, ona sahipleri ve yöneticileri tarafından verilen önemin bir belirtisidir.
Büyüme amacı saptamanın diğer bir yararı işletmeye basit ya da düşünülmemiş bir büyümeyi göze almaktan çok, yeni hedefleri ve bu hedeflerin gerektirdiği yeni bir işletme boyutunu göz önünde tutarak mücadeleye girme ve gelişme fırsatı araştırma, bu fırsatların zamanlarını belirleyebilme olanağı vermesidir. Böylece, işletme bütün kadrosuyla büyümeyi araştıracaktır.
Büyümeye yönelme işletmeye şu konularda yarar sağlayabilir:
- Büyüme olanaklarını göz önüne getirerek, üretim hacminin belli bir seviyeye çıkarılması sonucunda maliyetlerdeki düşüş miktarlarını saptayacak, bu sayede sağlanacak fiyat düşüşüyle elde edilecek müşteri kitlesi hesap edilecektir.
- Bilgisayarlardan yararlanma olanağını elde etmek, faaliyet hacminin hangi oranda artmasıyla bilgisayarı kullanma olanakları doğmaktadır? Bu sayede elde edilecek tasarrufun ne kadar olacağı belirlenecektir.
- Büyüme amaçlarına sahip olma; işletme içinde etkin bir araştırma ve geliştirme biriminin hizmet görmesine olanak hazırlayacaktır.
- Kuruluş nedenleri içinde sınırlandırılmış olan sermaye kaynaklarını büyüme amaçlarına erişebilmek için artırmak: Böylece, işletme sınırlı sahipler çemberinden kurtularak halka açılacak ya da mümkünse “kendi yağıyla kavrulmak için” oto finansman oranını yükseltecektir.
- Yeni öz kaynak olanaklarına kavuşma; bu işletmenin borç para alma gücünü (yabancı sermaye gücü) artıracaktır. Böylece kuruluş halka açık bir işletme niteliklerine kavuşarak tahvil çıkarma olanakları elde edecek ya da işletmeler arası dayanışma fonları mevcutsa, bu fonlardan yararlanabilecektir.
Belirli bir pazar ve rekabet karşısında faaliyet yapan bir işletme asgari bir boyutu elinde bulundurmadığı takdirde sahiplerinden gelecek muhtemel ataklara karşı koyamayacaktır. Burada büyüme ya da boyut amacıyla güvenlik amacının birbirleriyle çatıştıkları göze çarpmaktadır. Örneğin; rekabete en azından üçüncülüğü ele geçirmek ya da faaliyet yapılan pazarın % 10′una sahip olmak gibi saptanmış rakamlar, işletmenin pazarlarda söz sahibi olabilmesi ve rekabete karşı koyabilmesi için, belirli bir büyüklüğe erişmesi gerektiğini göstermektedir. Bir pazar göz önünde bulundurulduğunda işletmenin bu pazardaki üç önemli konumu;
- “Takip edici” işletme; kritik boyutun altında bulunur,
- “Direnen” işletme; kritik boyut seviyesinde faaliyet yapar,
- “Liderlik yapan” işletme kritik boyutun üzerinde bulunur.
Bunlardan takip edici işletme yaşaması için kendisini çevreye uydurabilme özelliklerini hesap edecektir. Direnen ve liderliği elinde bulunduran işletmeler bulundukları pazarlarda daha çok aktif bir rol oynayarak, az ya da çok sürekli olma garantisini ellerinde bulunduracaklardır. Günümüz yazarları bu konu üzerinde tam bir görüş birliğine sahip değildir. Yani işletmenin verimli ve etkin bir şekilde çalışmasının mı onu uygun bir boyuta götürdüğü ya da uygun bir boyuta sahip olmasının mı etkin ve verimli çalışmayı sağladığı halen tartışma konusudur. Bizce uygun bir boyuta sahip olmak, işletmenin etkin ve verimli bir şekilde çalışmasının, pazarlarda söz sahibi olmasının bir garantisini oluşturmaktadır. Her yıl Avrupa’da yapılan ilk 500 büyük işletme arasına giren kuruluşlar, yeni rekabet koşullarına ve bütün ekonomik, toplumsal, siyasal krizlere karşı koyarak, aleyhlerine olan küçük değişimler hariç tutulursa, yerlerini koruyabilmektedirler. Yurdumuzda da birkaç yıldır düzenlenen ilk 100 işletme sınıflandırılmasında aynı durum gözlemlenebilir.
Büyümenin iki boyutlu olduğundan söz etmiştik. Bu nedenle, büyümenin ölçümü söz konusu olduğu zaman, işletmenin hangi boyutuna göre amaç saptayacağı konusunda bir sorun ortaya çıkacaktır. Kantitatif büyüme söz konusu olursa, seçim yapmamıza yardımcı olacak üç önemli kriter ortaya çıkmaktadır.
Bu kriterler şu biçimde açıklanabilir.
- Seçtiğimiz sayısal büyüme aracının homojen olmasını arzu ediyorsak, parasal dalgalanmalardan bağımsız olan üretim ya da satış hacimlerinden hareket etmek zorunda kalırız. Bu ölçüler, özellikle, üst endüstrilerde (demirçelik, çimento vb. ) üretim çeşidinin olmadığı ya da çok az olduğu branşlarda daha çok kullanılmaktadır.
- Hâlbuki üretilen ürünlerin özellikli ve dolayısıyla değer bakımından çok değişken olduğu endüstrilerde, örneğin; otomobil endüstrisinde üretim hacmini ölçü olarak kullanmak; tartışmalı hale gelmektedir. Bu nedenle, faaliyet çeşitliliği bizi gösterge olarak satış tutarlarını, yani parasal değerleri, ölçü olarak alma zorunluluğuna götürmektedir. Böylece hacim ölçüsü kutlanılmaktan çıkmamakta, fiyat katsayısıyla düzeltilerek hem üretim değerlerinin öğrenilmesine, hem de her üretim grubunun toplam üretim içindeki çaba ve öneminin hesaba katılmasına yardımcı olmaktadır.
- Bazen de elde bulundurulan maddi ve beşeri varlıkların sayısı ya da hacmi büyüklük göstergesi olabilir. Örneğin; bankalarda ve büyük mağazalarda şube ve ajans sayıları, çalıştırılan personel sayıları, üretime ve satışa ayrılmış metrekare olarak alan genişlikleri büyüklük ve büyüme ölçüleri olarak kullanılmaktadır. Şu halde, sahip bulunulan çalışma kapasiteleri büyüklük göstergesi olmaktadır.
Niteliksel büyüme söz konusu olursa, amaç olarak saptanan büyüklük göstergesi, izlenen amacın fonksiyonuyla değişecektir. İzlenen amaç teknik olduğu zaman, değerleme fizik üretim birimlerine göre yapılacaktır. Örneğin, % 95 kapasite kullanımı gerçekleştirmek ve minimum maliyet elde edebilmek için kurulacak otomobil montaj hattı günde 2000 arabanın monte edilmesini gerektirir. Aynı şekilde daha önce sözünü ettiğimiz bilgisayar olayında, örneğin; ayda 70. 000 işlem söz konusu olursa maliyeti düşürmek olanak içersine girebilir. Şu halde, büyümeyle izlenen amaç teknik bir yenilikle maliyet düşürmekse bu yeniliğin gerektirdiği işlem hacmini saptamamız gereklidir. Aksi halde, amaç bir fanteziden öteye geçemez.
Eğer amaç parasal değerlerle ifade edilmiş verilerle ilgiliyse bu takdirde bütün çabalar belli bir satış tutarına ulaşmaya yöneltilecektir. Örneğin; bir işletme satış hacmini artırabilmek için reklâm yapmak ihtiyacını hissetmektedir. İşletme koşulları bu işletmenin cirosunun ancak % 5′lik bir kısmı kadar reklâm yapmasına izin vermektedir. Hâlbuki işletmenin müşterilere tanıtılması için asgari 250 bin liralık reklâm yapması gerektiği uzmanlar tarafından saptanmışsa, bu koşullarda işletme 5 milyon liralık bir faaliyet hacmine sahip olmalıdır.
Buraya kadar büyümenin göstergesi olan araçlardan bahsettik. Bundan sonraki açıklamalarımızdaysa büyümenin hangi kriterler ve oranlar yardımıyla somut olarak saptanabileceğini gözden geçireceğiz. Büyüme amacı, satış tutarlarının (cironun) yıllık ortalama gelişmeleriyle ölçülür ve ileriye ait büyüme amacı da bu rakamın ileriye ait öngörüleri (tahminleri) yardımıyla ölçülür. Ancak, satış tutarları işletmenin genel politikasını şekillendiren yatırım olanakları ve eğilimleriyle bağdaştırılmalıdır. Bu nedenle, kâr amacını açıklarken ifade etmiş olduğumuz “oto finansman nakit akışı” kavramından hareket ederek büyüme amacımızla ilgili yeni bir “finansman nakit akışı” kavramı elde edeceğiz. Bu oran şu şekilde hesap edilir.
Nakit Akışı (Finansman) = Nakit Akışı (oto finansman) – Yenileme Yatırımları ± Öz Sermaye ve borç olarak alınmış olağanüstü kaynaklar.
“Finansman nakit akışı kavramını elde etmek için yararlandığımız ilk kaynak “oto finansman nakit akışı”dır. Eski yatırımları devam ettirici (yenileyici) ve koruyucu masrafları bu kaynaktan çıkardıktan sonra, öz sermayeye ve yabancı sermaye olarak elde edilen ek finans kaynakları ilâve edilir ya da eksi değer taşıyorsa çıkarılır ve sonuç olarak “finansman nakit akışı” kavramına ulaşılır. Elde edilen bu kavramdan ve satış tutarlarından hareket ederek şu eşitlik meydana getirilir.
![]()
Burada eşitliğin sol tarafındaki oran, işletmenin büyüme payı olarak her yıl toplam sermayesine (yabancı ve öz kaynaklar) yapmış olduğu katkı oranını göstermektedir. Eşitliğin sağ tarafını oluşturan iki çarpandan en sağdaki, yani satış tutarı (ciro) toplam sermaye oranı olarak isimlendirilir. Sermaye oranının bizce anlamı, satış miktarı ve değişmelerine bağlı olarak finansman kapasitesinin değişme katsayısını vermesidir. Daha açık ifade etmek gerekirse, toplam sermaye satış tutarı (ciro) oranı, bir liralık satış yaratmak için, yatırılması gereken sermaye miktarını verir. Bu ise, büyümede etkin ekonomik yönleri gösterecek sermaye miktarını verir. Büyümede etkin ekonomik yönleri gösterecek bir gösterge olarak yatırım sektörlerinin genel özelliklerinden birinin belirlenmesini oluşturur. Bu oran üretim türlerine göre yapılırsa, işletmenin ürün farklılaştırma yönünün belirlenmesinde (büyüme yönü) bir gösterge olarak kullanılır. Doğaldır ki bu iş için yapılacak şey, her ürün tipi için yatırılmış sermaye oranlarını saptamaktır. Bu da oldukça zordur.
Ayrıca sermaye oranı genel ekonomi açısından milli gelir artırmak için önemli bir katsayı olarak kullanılır. Örneğin; oran 4/1 ise milli geliri 4 birim artırmak için 1 birim yatırım yapmak gerektiğine işaret eder. Biz yeniden mikro ekonomi, yani işletme yönünden sorunu ele alırsak, kapital ya da sermaye oranı artışları kuvvetli bir büyüme için yatırım kabiliyetini ifade eder.
Şimdi aynı eşitliğin sağ tarafında bulunan, finansman nakit akışını satış tutarı (ciro) oranına dönersek bu oran cari yıl esnasında satış hacmi tarafından yaratılmış finansman miktarını göstermektedir. Bu oranın, sermaye oranına bölünmesiyle eşitliğin sol tarafındaki, finansman nakit akışı, toplam sermaye oranına ulaşıldığını göstermiştik. Fakat bu oranın kullanılmasında dikkat edilecek nokta yatırım kapasitesiyle pazar olanaklarını dengede tutmanın gerektiğidir. O halde, bir firmanın büyüme olanakları yatırım imkânlarıyla uyuşan pazar olanaklarıyla değerlenmelidir.
Diğer bir deyimle, elde edilen bu rakam yüzde olarak ifade edilirse bize işletmenin “iç büyüme oranı”nı verecektir. Bu oran, işletmenin ilerideki çevresel olanakları ve koşulları göz önünde bulundurularak ileriye ait amaçlar olarak öngörülebilir. Yani bu oran geçmiş yıllar için saptanır ve gelecekteki yıllara korelasyon ve ekstrapolasyon hesapları yardımıyla yayılır. Ekstrapolasyon hesaplarının geçerliliği belki iki, üç ya da dört yıl için değer taşır.
Büyümeyle ilişkili ikinci bir husus, kârlılıkla büyüme arasında denge rolünü oynayan bir amacın saptanmasıdır. Bu amacın saptanmasında, işletmenin bulunduğu çalışma sahasında kârlı olduğu sürece gelişmesine devam etmesi gerektiği mantığından hareket edilir. Kârlılık (rantabilite) oranı arttığı ölçüde işletme sahipleri firmalarını finanse edecekler, azaldığı ölçüdeyse, finanse etmekten vazgeçecekler ve dolayısıyla büyüme frenlenmiş olacaktır. Bunu saptamak için şu formülden hareket edilir.
![]()
Burada kullanılan harflerin ifade ettikleri anlamlar şudur:
C: Hissedarlar açısından büyüme amacı,
D: İşletmenin toplam borçlarının tutarı,
CP: Özsermaye tutarı (toplam sermaye – borçlar),
P: oto finansman politikasıyla ilgili katsayı, (bu katsayı 1′e eşit olduğu zaman, elde edilen bütün kârlar işletmede oto finansman için alıkonulmakta; sıfıra eşit olduğu takdirdeyse, dividant olarak tamamı hisse sahiplerine dağıtılmaktadır).
R: Sermaye Kârlılığı (Rantabilite) =
I: Borç alınan sermayeler için ödenen yıllık faiz ve komisyon tutarı ya da başka bir deyimle yabancı sermaye maliyeti.
Örneğin; D = 25 milyon, CP = 75 milyon, P = 0. 1, R = % 4, I = % 2 olduğunu farzedersek, neticede kârlılığın yaratmış olduğu büyüme olanağı,
![]()
Açıktır ki, büyüme amacı olarak saptanan “iç büyüme oranı” firmanın yöneticilerini ve firmanın bizzat kendisini ilgilendirir. Hâlbuki ikinci hesap etmiş olduğumuz husus hissedarlar yani işletme sahiplerinin düşüncelerini ve yatırım arzularını dikkate almaktadır.
Büyüme amacıyla ilgili olarak ikinci bir kavram söz konusu olabilir. Bu kavram, işletmenin saptadığı hacme ulaşmak için beklemeye fırsatı olmadığı hallerde meydana çıkar ki, buna işletme literatüründe “dış büyüme” adını veriyoruz. Dış büyüme işletmeyi zorlayan çevresel koşullar, özellikle, aşırı rekabet yani pazar koşullarıdır. Dış büyüme, başka işletmeleri satın alma ya da, onlarla kısmi ya da toplu olarak stratejik işbirliğine gitme ya da birleşme yoluyla oluşur.
Şimdi sırayla dış büyümeyi gerektiren koşullar ve dış büyüme çeşitlerinden bahsedelim.
Eğer işletme için yeni bir çalışma sahası gerekliyse, işletme bu gereksinimini işletme satın alarak ya onlarla anlaşmalar yaparak ya da işlevsel bölümler düzeyinde bütünleşmeye giderek gerçekleştirebilir. İşletme bu üç seçenekten birini yeğleme hakkına sahiptir. Böylece, hem güç birliği ettiği işletmenin daha önce elinde bulundurduğu pazar olanaklarından yararlanacak, hem de yeni bir faaliyet düzenini kurmak için gerekli olan zaman süresinden tasarruf sağlayacaktır. Ancak, bunun yanında birleşmenin getirdiği reorganizasyon sorunları ve özellikle yöneticiler düzeyinde meydana gelecek beşeri sorunların yarattığı tehlikeleri gözönünde bulundurmak gerekecektir.
Eğer işletme için halen organizasyonunda mevcut olan bir faaliyet türünün artırılması söz konusuysa, örneğin; üretimde, satışta ya da satın almada ona daha uygun olanaklar sağlayacak bir boyut gerekliyse, başka bir benzer faaliyeti yapan bir işletmeyle birleşmeye gidebilir. Böylece, mevcut faaliyetlerinin yapısını füzyonlaştığı işletmenin faaliyet yapısıyla yeniden düzenlemek gerekecektir. Bu tür bir füzyonlaşma, yukarıda bahsetmiş olduğumuz, yarar ve sakıncaları da beraberinde getirecektir.
Eğer işletmenin elinde bulundurduğu sermaye ve yeni sermaye tedarik olanakları, başka bir işletmeyi satın alma ya da onunla birleşmeye imkân vermiyorsa, başka bir deyimle, birleşme sonucunda (otonomisini kaybedecekse), kendisini çok zayıf hissettiği bir işlev (satış, üretim, satın alma) bakımından diğer bir işletmeyle kısmi bir birleşme yapacaktır. Böylece füzyonlaşma ancak bir servis ya da işletme işlevi düzeyinde gerçekleşecektir. İşletme kısmi olarak otonomisini kaybederek, bu kuruluşun kontrolü altına girecek, organizasyon yapısını buna göre yeniden düzenleyecektir.
Güvenlik
Kısa ve uzun süreli amaçlar saptamak, endüstriyel ve ekonomik konjonktürün mümkün eğilimleri ışığında hareket etmek fırsatlarını değerlendirmeyi olanak içine koyarlar. Eğer bazı tehlikeleri önceden görmek olanak dâhilindeyse, bu tehlikelere karşı önleyici tedbirler almak (iç sigorta) ve amaçlar listesine esneklik veya güvenlik amacını katmak gerekecektir. Yani risk yüzde yüz kesinliğe sahip değildir. Fakat bir rastlantı sonucu meydana gelir. İşletme amaç olarak, bu riskleri azaltma ya da ortadan kaldırma (nötralize etme) zorunluluğunu duyar.
Riskin ikinci bir anlamı daha vardır ki, bu manada risk “bir avantajı ele geçirmek ümit ve çabası içinde bir tehlikeye maruz kalma olayı” olarak tanımlanır. Bu ikinci tanım, işletmenin stratejik yönetimi için daha uygun gelmektedir. Burada risk işletmenin güvenliğe önem vererek faaliyetlerinde daha esnek davranmasını gerektiren ve bu yolla onun büyüme ve kâr etmesine hizmet eden bir araç rolünü oynamaktadır.
İşletme, rakiplerden, devlet tarafından, doğa koşullarından, talep ve genel ekonomik düzeyde meydana gelecek değişmelerden ortaya çıkacak tehlikeleri hesaba katarak, iki tutum takınabilir. Bunlardan birincisi, riskleri ortadan kaldırmak ya da dağıtmak tedbirleriyle defansif (savunucu) bir güvenlik araştırmak; ikincisiyse daha az risk taşıyan faaliyetleri bulma olanaklarını sağlayan ofansif bir güvenlik araştırmaktan ibarettir. O halde, işletme geleceğin tehlikeleri için uyanık olmalı, tedbirleri zamanında hazırlamalı ve böylece güvensizliğin getireceği bezginlikten ve çekimserlikten kurtulmalıdır. İşletme esnek davranırken ürün ve pazarlarını çeşitlendirerek riski dağıtma yoluna gider. Ayrıca, ürün çeşitlendirmeye paralel olarak kaynaklarının işletme içerisinde öngörülen dış esnekliğe göre dağılımını gerçekleştirir. Yani, işletme içi esnekliği sağlar. Şu halde, işletmenin esneklik amacıyla gütmüş olduğu hedef, Ansoff’un da belirttiği gibi, bütün yumurtaları aynı sepete koymama politikasının benimsenmesidir. Bu politika, az önce de belirttiğimiz gibi, işletmeyi bazı fırsatları yakalayarak ilerleyebileceği bölgelere yöneltmesiyle ilgilidir.
Defansif (Savunma) Güvenlik
1. Şimdi önce defansif (savunucu) esnekliği ele alalım. Bu amaç iki farklı biçimlerde ölçülebilir.
Nötrleştirme; işletme faaliyetlerini tehlikeye düşüren bir çevre elemanını etkisiz kılarak belirsizliği azaltma yoludur. Rekabet nötrleştirilmesinde Türk firmaları en çok Sanayi ve Teknoloji Bakanlığınca ithalatı azaltıcı ve yerli sanayiyi koruyucu gümrük tedbirleri sayesinde dış rekabete karşı korunmaktadırlar. Bu devletin yerli sanayiye vermiş olduğu bir kolaylıktır. Yine ticaret kanununun, yararlanma hakkı olarak, firmalara tanımış olduğu “patentler ve ihtira beratları” hukuki koruma yoluyla teknolojik risklerin nötrleştirilmesine örnek teşkil edeler. Bazı endüstrilere giriş hakkı da özel kanunlarla sınırlandırılmıştır. Örneğin; bizde tekelin faaliyet sahaları, hava ve deniz yolcu, yük nakliyatı gibi, birçok hususlar kanun koyucu tarafından rekabet yönünden nötrleştirilmiştir.
Denkleştirme; üretilen ürünlerin taleplerinde olduğu kadar rekabetlerinde de karşı karşıya bulunulan risklerin birikiminden kaçınma yoludur. Denkleştirme amacı üç ana boyutla ölçülür.
Birincisi; satışların ne kadarını bağımsız müşteriler çoğaltmaktadır. Eğer işletme, ofansif bir politika izlemiyorsa, bu takdirde, satışları içinde bağımsız müşterilerinin oranı çok azdır. Yani “bağımlı” bir firma olarak hareket etmektedir. Üretimin hemen hemen tamamını anlaşmalı müşterilerine vermektedir. Bu bağımlılık onu ofansif (esnek) politika izlemekten alıkoyan bir araç olmaktadır.
İkincisi ölçü aracı; firmanın coğrafi sektör olarak ürünlerini sattığı pazar kısımlarının sayısıdır. Örneğin; yurdumuzda buzdolabı ve çamaşır makinesi imal eden bir firma, yalnız yurt içinde değil; Ortak pazara Ortadoğu ve Asya ülkelerindeki pazarlara ihracat yapabildiği ölçüde defansif bir politika izlemiş olacaktır. Hâlbuki faaliyet yaptığı pazarların sayısı azaldığı ölçüde, daha az defansif politikaya sahip olacaktır. Bir işletmenin faaliyet yaptığı pazarlığın sayısı azaldığı ölçüde daha az defansif esnekliğe sahip olacaktır. Bu nedenle, sadece yurt için talebe bağlı olarak faaliyet yapan firmalar daha az defansiftirler.
Üçüncü ölçü aracı; firmanın faaliyetlerinin dayandığı ya da sahip olduğu bağımsız teknolojilerin sayısıdır. Örneğin; bir firma, elektronik gelişme bakımından birçok olanakları bulunan endüstri sektöründe faaliyet yapıyorsa, bu firma yüksek derecede bir defansif elâstikiyete sahiptir. Kolaylıkla mal farklılaştırmasına giderek, rekabet alanını terk etmeksizin birçok ürünleri deneme şansı vardır.
Ofansif Güvenlik
Daha etkili ve daha zor olan değerlendirme ofansif alandaki esnekliktir. Bu yönetim politikası, dış güçler ve risklerin getirdiği tehlikeleri azaltmak için alınan nötrleştirme ve denkleştirme tedbirleri yerine, iş kolunda bazı fırsatları değerlendirerek buralara girme şanslarının araştırılmasıdır. Söz konusu fırsatlardan kastımız, işletmenin tehlikeler karşısında rahatça kayabileceği farklı üretim alanlarıdır.
2. İşletmenin ofansif amaçlarının saptanmasını kolaylaştıran ve ölçü aracı olarak kullanılan bazı değerler vardır. Bunlardan biri, bazı teknolojik alanlara işletmenin “ortalıkta heyecan yaratarak” katılması ve faaliyet alanında yenilikler yapmasıdır. Bu işletme yöneticilerinin teknik alanda sahip bulundukları güçlü danışmanlarının sayısıyla ölçülebilir. O halde işletmeler, teknolojik alanda yeni sahalara kayabilmek için ne kadar kurmay ve araştırma elemanına sahipse, o ölçüde ofansif açıdan esnek sayılırlar. Doğaldır ki, bu durum, defansif gelişme için bahsetmiş olduğumuz üçüncü ölçü aracı olan işletmenin gelecekte ürünlerinde kolayca yenilikler yapabileceği çalışma sahalarıyla de ilişkilidir.
Rakiplerine nazaran firmaların sahip bulundukları “araştırma ve geliştirme” servislerinin düzeni ve gayretli çalışmalarının gücü ikinci bir ölçü aracı oluşturur. Araştırma ve geliştirme yönünden iyi bir şekilde örgütlendirilmiş ve donatılmış bir işletme bu nitelikte bir servise sahip olmayan işletmelere nazaran yeni bir teknolojik buluşu gerçekleştirme ve uygulama üstünlüğüne sahiptir.
Üçüncü olarak, işletmenin ofansif politika güdebilmesi ve bu politikanın gerektirdiği masrafları kolaylıkla finanse edebilmesi, onun öz sermaye ve yabancı sermaye tedarik edebilme gücüne bağlı bulunmaktadır. Bu güç ve olanak da, ofansif politika gütmeye yardımcı olan önemi bir ölçü aracıdır.
Ofansif güvenlik amacı, araçlar yönünden değil, ama niyetler yönünden büyüme amacını farklılaştırmaktadır. Büyüme amacı, gerekli görüldüğü hallerde kullanılabildiği halde; güvenlik amacı, ancak işletmenin yaşama gücü tehlikeye girdiği hallerde, yani acil hallerde kullanılır. Önemli olan, bu iki amacı, birbirlerine zıt düşmeyecek bir biçimde dengeli olarak kullanmaktır.
İşletmenin iç elastikiyetinin (esnekliğinin) klasik somut ölçüsü olarak faaliyetlerine yatırmış olduğu kaynaklarının likiditesinin ölçülmesidir. Bunlar; Borçlar/Öz Kaynaklar; Sabit Varlıklar/Cari Varlıklar; Cari Varlıklar/Kısa Vadeli Borçlar; Hızlı Varlıklar (Kasa Banka Kıymeti Kâğıtlar)/Kısa Vadeli Borçlarla ilgili oranlardır. Ayrıca işletme varlıklarının hemen paraya dönebilme kabiliyeti de işletmenin kısa zamanda mevcut faaliyetlerinden vazgeçerek yeni faaliyet sektörlerine yönelmesine yardımcı olacaktır.
Güvenlik amacının daha somut olarak ölçülme ve saptanması, kârlılık ve büyüme gibi diğer ekonomik amaçlara nazaran daha güçtür. Şekil 2. 3′de, Ansoff’un da açıklamalarından yararlanarak güvenlik amacını özetlemiş bulunuyoruz.

Güvenlik amacının daha somut olarak ölçülme ve saptanması, kârlılık ve büyüme gibi diğer ekonomik amaçlara nazaran daha güçtür. Şekilde, Ansoff’un da açıklamalarından yararlanarak güvenlik amacını özetlemiş bulunuyoruz.
Otonomi
Otonomi, işletmenin geleceğine hâkim olmayı gerektiren bir amaçtır. Doğaldır ki, işletmenin geleceğine hâkim olma onun sahipleri ve yöneticileri bakımından söz konusu olmaktadır. Bu amaç saptandığı takdirde, işletmenin yönetsel ve yürütsel kararlarında serbestçe hareket etme özgürlüğü de elde edilir.
Otonomi sorunu iki açıdan ele alınabilir?
- Finansal yön; sermaye elde etmek ilgilidir.
- Psikososyolojik yön; yöneticilerin amir olarak kalma arzuları ve onların güdülenmesi (motivasyonu) ile ilgilidir.
O halde, bu amaç her ne kadar ekonomik bir amaç olarak nitelendirilirse de aslında sosyoekonomik ya da sosyofinansal bir özellik taşımaktadır ve işletmenin ekonomik olmayan amaçlarına bir geçit teşkil etmektedir. İkinci bir husus, güvenlik amacıyla otonomi amacının aslında birbirlerinden ayrı olmalarına rağmen, ortak noktalara sahip olduklarıdır. Güvenlik amacı, nasıl işletmenin yaşantısını sağlamak için dış tehlikelere yönelmişse, otonomi amacı da işletmenin başka sahipleri ve yöneticilerin ellerine düşmemesi için alınması gereken güvenlik tedbirlerini kapsamaktadır. Güvenlik amacı daha ziyade dışarıdan (çevreden) gelecek tehlikelere yönelik olmasına rağmen, otonomi amacı işletmenin yönetimine yani içinde meydana gelecek değişimlere yöneliktir.
O halde, otonomiyi kaybetmeye yönelten nedenlerin içinde kısmi olarak güvenliğin etkisi bulunabilir. Eğer güvenliğin gereklerine uyulmazsa otonomi (yönetim serbestliği) de elden gider. Otonominin kaybedilmesinin başlıca nedenlerinden biri, güvenlik amacı gereklerine riayet etmemektir.
Otonominin kaybına neden olabilecek başka hususlardan bir diğeri de işletme, finansal açıdan uygun bir boyuta erişme olanağına sahip değilken, pazarın yapısında meydana gelen ani bir değişimin rekabet koşullarını zorlaştırmasıdır. Böylece, işletme yeni finansal kaynaklar edinmek zorunda kalır ve otonomi amacından vazgeçer. Aksi halde, rekabet baskısı altında yaşama gücünü kaybedecektir. Avrupa’da “Ortak Pazar” anlaşmasından sonra kuvvetli dış rekabet karşısında ya da açılan yeni pazar olanaklarından zamanında istifade edebilmek için Avrupa’nın orta boyuttaki işletmelerinin birçoğunun otonomilerini kaybederek, uluslararası alanlardaki füzyonlara katılmalarının nedeni; bu değişimin sonucudur. Ortak pazarın müstakbel bir üyesi olan yurdumuzda da gelecekte bu tür değişimleri beklemek normal olacaktır.
Otonomi kaybı, esneklik kaybına nazaran küçük ve orta büyüklükteki işletmelerde daha sık görülmektedir. Dış rekabet koşulları büyük işletmelerin standart, seri halinde ve maliyeti düşük olan mal üretmeleri küçük ve orta boyuttaki işletmelerin otonomi açısından sarsılmalarına neden olabilir. Hâlbuki esneklik açısından müşterilerin arzularına ve siparişlerine uyabilen teknolojiye (daha çok el sanatlarına yakın) tipte mal ürettikleri için daha güvenlidirler ve ofansif bir politika izleme olanakları daha kolaydır. Örneğin; üretim tezgâh ya da tornalarını başka ürünlerin üretimine kolayca yöneltebilirler.
Otonomi ölçümü sahiplerin ya da yöneticilerin arzularını kapsayan bir plân içinde yapılır.
- Sahiplerle ilgili olarak sorunlar gerek ödünç vericiler ve gerekse sahipliğe katılanlar (yeni ortaklar) yönünden düşünülebilir.
- Borç verenlerle ilgili olarak izlenecek oran; Öz Sermaye/Yabancı Sermaye (orta ve uzun dönem için) önemli olmaktadır. Burada özellikle bankaların tutumları ele alınmalıdır. Bankalar, çoğu kez uzun süreli borç verirlerken, fonların garantisi olarak işletmenin yönetimine el koymayı gerektiren ya da iflasını isteyen özel koşullar olmaksızın borç vermeyi reddederler.
- İşletmenin kısa vadede almış olduğu borçlarını ödeyebilme kapasitesi de önemlidir. Kısa vadeli borç alınırken genellikle bu borçları ödeme zamanı ilgili kısa vadeli finansal plânlar (nakit akışı tabloları) yapmak ihmal edilir. Bu durum, işletmeyi borçlarını ödeyememe halinde, otonomisini kaybettirmeye hatta iflasa kadar götürebilir. Kısa süreli borçlarla ilgili olarak işletmenin izleyeceği otonomi ölçüsü, esneklik amacı vesilesiyle de değinmiş bulunduğumuz;

ile ilgili oranlardır. Ortaklıklarda otonomi amacının saptanması, kısmi mülkiyet söz konusu olduğundan, hissedarlara düşen payların ve hisse senetlerinin dağılımı izlenerek yapılır. Bu nedenle, sermaye artırımı olaylarında hisse senetlerindeki eski dağılım oranını korumak çok zordur. Hâlbuki halka açık olmayan şahıs işletmelerinde bu durum daha kolayca izlenebilir.
- Kaybedilen otonominin tekrar elde edilmesi ya da arzu edilen bir otonomi yapısına ulaşabilmek için ya devamlı olarak işletmenin her sermaye artırımı taleplerine yatırılan paralarla ya da direkt olarak halka açık sermaye borsaları ya da piyasalarından hisse senedi satın alma ya da değiştirmek suretiyle gerçekleştirilir. Yurdumuzda henüz sermaye borsaları yaygınlaşmamıştır. Ancak ABD ve son zamanlarda Batı Avrupa ülkelerinde bu yoldaki gelişmelerin yurdumuz işletmeciliğini de etkileyeceği açıktır.
Otonominin önemi, verilmiş bir sermaye dağılımına göre işletmenin stratejik ve politik kararlarını verecek üst düzeydeki yönetim kurulu ve genel müdürün seçilmesini gerektirmesinde görülür. Böylece, sahipler kendi politikaları doğrultusunda arzu ettiklerini yaptırabilecekleri bir yönetim organını iş başına getirip yönetiminde söz sahibi olurlar.
- Otonomisine karşı yöneltilecek saldırılar karşısında işletme iki türlü tutum izleyebilir. Bunlardan birincisi, “saldırıya karşı koyma ya da mukavemet etme“; ikincisiyse “müzakereler ve anlaşmalar yoluyla işi halletmeye çalışma“dır.
- Birinci tutum, yani direnme işletmeyi güvenlik amacına göz kulak olmaya, borç sermaye alımlarında ve özellikle kısa vadeli borçlarda gerekli sınırları aşmamaya yöneltir. Ancak, sermayenin dağılımı üzerine kurulmuş bulunan otonomi amacı, her sermaye artırımı, her sahip değişimi (borsalardaki alış ve satışlar) hallerinde değişikliğe uğrayabilecektir. Amacı korumak ancak, işletmenin sadık hissedarlarının arzularına ve finansal güçlerine bağlıdır.
- İşletme otonomisine karşı saldırıya geçen karşı güçlerle müzakerelere girişmeyi kabul etmesi, karşı gücün varlığını tanıması demektir. Buysa işletmenin ancak otonomisinin bir kısmını korumaya itebilir. Örneğin; bir aile işletmesi, sadece yönetimde söz sahibi olabilmeyi gerektirecek sermaye kısmını koruyarak tüm sahiplikten vazgeçebilir. Bu süreç, hem işletmenin yaşamak ya da gelişmek için yeni finans kaynakları sağlamasını ve hem de karşı kuvvetin varlığını kabullenerek yönetimde kısmi de olsa söz sahibi olmasına yol açan bir tutumdur.
Müzakereler yoluyla otonomi korumanın ikinci bir çeşidi; üretim, dağıtım, ihracat, bilgi işleme gibi belirli bir ya da birkaç alanda bazı işletmelerin sınırlı ortaklaşmalara razı olmaları şeklindedir. İşletme bu konularda ekonomik ölçülerin dışında kalabileceğini bildiğinden böyle davranmak zorunluluğunu hissetmiş bulunabilir.
Müzakereler çeşidi başka bir yan işletmenin faaliyet ve hacim özgürlüğünün kısmen kaybolmasıyla ilgilidir. İşletme diğer işletmelerin yapmış olduğu faaliyetlerin türünü ve hacmini sınırlamaya ya da onlarla fiyat anlaşmasına girişebilir. İşletme açısından burada ölçü, kendisinin kolayca uzmanlaşabileceği ve yönelebileceği ekonomik alanlar, işletme iriliği olmalıdır.
Görüleceği üzere otonomi amacı çok güç ve nazik bir amaç olarak belirmektedir. Bu amacı korumak için girişilen çabalarla çevreden gelecek ekonomiler, sosyal sarsıntılar, işletmenin ne zaman ve ne şekilde hareket edebileceğini yani “hareket serbestîsini” zorlaştırmaktadır.
İŞLETMELERİN EKONOMİK OLMAYAN AMAÇLARI
Buraya kadar olan açıklamalarımızda işletmenin amaçlarını, yaşayan ve gelişmek zorunda olan bir varlık açısından ele aldık. Söz konusu amaçlara biz ekonomik amaçlar adını vermiştik. Bu bölümdeyse, işletmenin ekonomik olmayan amaçlarını ve sosyal sorumluluklarını gözden geçireceğiz.
Bir işletmenin ekonomik olmayan amaçları ve sosyal sorumlulukları işletmenin çevresiyle ilgilidir. İşletmenin çevresi denince aklımıza çıkar grupları gelmektedir. İşletmeden yarar bekleyen başlıca çıkar gruplarıysa işçi kuruluşları(sendikalar), müşteriler, işletmeye mal satanlar (tedarikçiler), kredi verenler, kamu teşekkülleri (devlet ve yerel yönetimler) ve halktır. Aslında bu kuruluşların yararlarını maksimize edebilmeleri için işletme nezdinde girişmiş oldukları faaliyetler kendileri için ekonomik bir amaçtır. Ancak, işletme açısından bu durum, birtakım ödünler vermeyi gerektirdiği için, bazı hallerde ekonomik amaçlara ters düşen ekonomik olmayan amaçlarını oluşturur. Çünkü işletme birtakım ödünler verirken maddi yönden bazı özverilerde bulunmak zorundadır.
Yukarıdaki açıklamalarımızda işletmenin ekonomik olmayan amaçlarının çevresinden gelen baskılardan ve istemlerden oluştuğunu belirtmiştik. Çevreden gelen bu baskılardan bir kısmı da işletmenin içiyle ilgilidir; örneğin işletmenin ortakları, işçileri, yöneticileri gibi. Şu halde, orijinleri itibariyle çevreden gelen bu zorluk ve baskıları iki grupta ele alabiliriz. Bunlardan biri, kökeni itibariyle işletmenin içinden oluşan baskılar, ikincisiyse işletmenin tamamen dışından gelen baskılardır.
İşletmeye Dışından Gelen Etkiler (Baskılar)
Ekonomik olmayan amaçlar aslında işletmenin ekonomik amaçlarına kısıtlayıcı etkilerde bulunurlar. Örneğin; devlet, çeşitlendirme özgürlüğünü kısıtlayıcı bir kanun çıkararak tröstleşmeyi engelleyebilir. İşletmeler de devletin baskısı karşısında, amaçlarını buna göre düzenlemek zorunda kalırlar. Halk, devlet ve yerel yönetimler (mahallî idareler) işletmelere çevreyi kirletmeme ve hatta güzelleştirme, kalkındırma faaliyetlerine katılma yoluyla amaçlar edinmelerinde baskı unsuru olabilirler. İşletmenin çevresinde yaşayan halk işletmeden daha fazla istihdam olanakları sağlamak açısından çalışmalarını düzenlemek yoluna gidebilir.
Ürün, kalite, fiyat farklılaştırılmasının birçoğunda müşteriye hizmet amacı yer alabilir. Bazı işletmeler iç pazarlarda olduğu kadar dış pazarlarda da ün yapmak ve müşteri sayılarını artırmak için sosyal prestij açısından ekonomik olmayan bir amacı gerçekleştirmeyi arzu ederler. Bu amaçlar, bazen işletmelerin kârlılık amacına uygun düşmeyebilir. Ama çoğu hallerde de bu türlü bir amaç işletmenin ekonomik amaçlarından olan büyüme amacının bir tamamlayıcısı niteliğindedir.
İşletmenin İçinden Oluşan Etkiler (Baskılar)
Kaynak itibariyle işletmenin içinden oluşan baskılar sonucu oluşan ekonomik olmayan işletme amaçları, çalışan personelin özellikleri ve kişisel değerleriyle ilgilidir. Personelin özellikleri ve değer yargılarıysa onların eğitimlerine, dinlerine, ırklarına, yaşlarına, sosyal durumlarına ve meslekî şevklerine bağlıdır. Bu nedenle, işletmenin ekonomik yapısı ve görünümüyle çalışma tarzı onların, kişisel değer ve özelliklerine zıt gelebilir.
Günümüzde yapılmış bulunan gözlemler ve yönetimle ilgili sistematik araştırmalar işletmenin stratejisiyle ilgili seçimlerde kişisel değerlerin önemli bir belirleyici unsur olduğunu göstermiştir. Değer, bireyin ya da grubun arzuladığı şeyler; birey ve grup arzularının mevcut alternatif yöntem araç ve hareket biçimi sonuçları arasından yaptıkları seçime temel oluşturan, açık ve üstü kapalı bir kavram olarak kabul edilir. Bu değerler, genellikle, ebeveynler, öğretmenler ve çevredeki önemli kişiler tarafından yaşamın ilk evrelerinde kazanılır.
Hatta stratejiyi belirleyen genellikle bu şahıslar olduklarına göre, onların sahip oldukları, kuramsal, dinsel, politik, estetik ve sosyal değerleri, stratejinin tamamen ekonomik bir biçimde belirlenmesini engelleyecek ve amaçlar grubuna ekonomik olmayanları da dâhil edecektir.

İşletmelerin faaliyetlerini gerçekleştirirken izledikleri yöntemleri ve bu yöntemlere sıkı sıkıya bağlılıkları ekonomik olmayan amaçların belirlenmesini etkiler mi?
Kişisel Amaçlar ve Ekonomik Olmayan Amaçlara Etkileri
Bireysel amaçlara burada yer vermemizin nedeni, işletmenin ekonomik olmayan amaçlarının, daha önce de belirtmiş olduğumuz gibi, kişisel arzu ve ihtiyaçlarla onların değer yargılarına bağlı olmasındandır. Hatta zamanımızda kişisel arzu ve ihtiyaçlar daha da derinliğine inilerek “güdüleme (motivasyon)” kuramı adı altında birçok bilim adamı tarafından işlenmiştir. Ancak, konumuz itibariyle biz, kısaca kişisel amaçları belirlemekle yetineceğiz ve işletmenin ekonomik olmayan amaçlarının oluşmasındaki rolleri üzerinde duracağız.
Kişisel amaçlardan birincisini kişinin toplumda yapmış olduğu faaliyetlerden maksimum kazanç elde etmek istemesi oluşturur. Bu nedenle işletme içinde çalışan bireylerin kazançlarının maksimizasyonu için zamanımızda çabalar yoğunlaşmıştır. Bireylerin işletmeye arz ettikleri fiziksel ve düşünsel emeklerinin daha güçlü bir savunucusu olarak günümüzde sendikalar kurulmuş ve güçlenmişlerdir. Bu kuruluşlar, sadece işçilerin kazançlarının savunucusu değil, onların sosyal haklarının da savunucuları olarak tüm ekonomik, sosyal ve politik yaşamın güçlü unsurları haline gelmişlerdir.
Kişisel amaçlardan ikincisi, kişinin güvenlik ve likidite tasarruf yapma amacıdır. Kişiler, hastalık, yaşlılık, kaza, işten çıkarılma ve buna benzer hallerde belli bir maddi birikime sahip olmak ya da devamlı bir gelir kaynağı elde etmek isterler. Bunlarsa sosyal sigortalar, danışma ya da yardımlaşma sendikaları ve buna benzer sosyal kuruluşlar yoluyla gerçekleştirilir. Sendikalar ve işçi kuruluşları, işletme nezdinde sigorta çeşitleri ve primlerinin arttırılması, işçilerin istihdam güvenliklerinin sağlanması için girişlerde bulunurlar.
Kişisel amaçlardan bir diğeri de sosyal olarak çevredeki estetik (güzelleştirme), kültürel, sportif vs. gibi faaliyetlerine katılmak, milli kaynakları korumak arzusundan meydana gelir. Kişisel bir amaç olarak çevredeki bir grup insanın oluşturduğu işletmelerin de ekonomik olmayan amaçları benimsemesine yol açmıştır. Bu nedenle çevrenin güzelleştirilmesi imarı faaliyetlerine katılan okullar, yollar yaptıran ve bunları finanse eden, çevrede sportif faaliyetlerin gelişmesi için kulüpler kuran, oyun sahaları yaptıran ve dinsel değerlere hizmet etmek amacıyla camiler, kiliseler imar ettiren işletmecilerin bu tür faaliyetleri ekonomik olmayan sosyal amaçlarından başlıcalarını oluşturur.
Kişilerin sosyal amaçlarından bir diğerini de insan sevgisi oluşturmaktadır. Kişiler sevdikleri insanlara ve kurumlara maddesel, tinsel (manevi) iyiliklerde ve yardımlarda bulunmayı amaç edinmişlerdir. Bu amaçları onların yaşadıkları toplumda tanınmalarını, sevilmelerini ve karşılıklı dayanışmalarını sağlamaktadır. Kişilerin bu nitelikteki amaçları, sosyal birim olan işletmelere de geçmiştir. İşletmeler bilim kuruluşlarına (üniversitelere), hastanelere, dinî kuruluşlara vb. mâli yardımlar yapma, çevre halkına, hasta ve sakatlara çalışacak kadrolar tahsis etme gibi hususları ekonomik olmayan bir amaç olarak benimsemişlerdir.
Kişisel amaçlardan birisi de insanların genç yaşlarda tehlikelerden korkmayarak cesaretli girişimlerde bulunma arzusu, hatta maceralar aramasıdır. Bu arzu ve arayış, kişilerin yaşlarıyla sıkı sıkıya ilişkilidir. Bu nedenle, yaşlı kimseler, daha çok kararlılığı ve güvenliği yeğleyerek, maceralardan ve sonucu kesin olmayan girişimlerden kaçınırlar. Bu durumu işletmenin ekonomik olmayan amaçları yönünden değerlendirebiliriz. Genç girişimciler ve yöneticiler, yaşlıların aksine, işletme varlıklarını tehlikelere (risklere) sokacak ölçüde, ekonomik olmayan girişimlerde bulunabilirler. Bu nedenle, yaşlı girişimciler ve yöneticilerle gençler arasında daima bir çatışma süregelmektedir. Genç yöneticiler daha çok yenilik peşinde koşarak işletme faaliyetlerini çeşitlendirmeyi, yeni ürün ve pazarlar aramayı tercih ederler. Bu nedenle, alınan yeni risklerin hesaba katılması, ekonomik olmayan amaç çeşitlerinden birini oluşturmaktadır.
Amaçların Ahenkleştirilmesi
Amaçlarla ilgili en önemli sorunlardan biri, bunların öncelik sırasına konması ve aralarında bir denge kurulması, yani ahenkleştirilmeleridir. Belirlenen ekonomik amaçların gerek firma içindeki eğilimlerinden ve gerekse sosyal sorumluluklar ve baskılardan oluşan ekonomik olmayan amaçlarla ahenkleştirilmesi, konunun önemini artırmakta ve güncelleştirmektedir.
Amaçların ahenkleştirilmesinde önemli olan konu, amaçlar listesindeki sıralanmaya etki eden faktörler olmaktadır.
Bu faktörleri;
- İşletmenin geçmişteki ve mevcut sonuçları,
- Elinde bulundurduğu kaynak tutarı,
- Firma yöneticileri ve sahiplerinin kişisel değerlerinin hiyerarşisi (ekonomik, teorik, politik, estetik, sosyal değerlere verdikleri öncelikler),
- Çevreden gelen sosyal baskı ve cereyanlar,
- Rekabet ortamının özellikleri,
- Ve ekonomide ele geçirilen fırsatlarıyla şanslar olarak özetleyebiliriz.
Faaliyeti kârlı, büyüme durumu tatminkâr olan bir işletmenin anlaşmalı bir tek müşterisi mevcutsa, kaygılarının başında esneklik amacı gelmektedir. Örneğin; hâlâ kâr yapmaya devam eden, faaliyet hacmi devamlı düşüş gösteren, bir firmadaysa bütün güç uzun sürede büyüme amacına yönelecektir. Sonuç olarak örneğin; ürün ve pazar farklılaştırmasına gitmeyen işletmelerde sağlamlaştırma (konsolidasyon) ve kısa sürede kârlılığı artırma amacı önem kazanmış olacaktır. O halde, özellikle rekabet ortamının etkileri işletmenin yaşama gücünü tehlikeye düşürebileceği için amaçların öncelik sırası üzerinde büyük etkilere sahiptirler.

Şekilde, ekonomik olmayan amaçlarla ilgili bir tablo yer almaktadır.
Mali sıkıntılar içinde olan, özellikle küçük çaptaki işletmelerse faaliyet durumlarını sağlamlaştırarak kısa sürede kâr sağlamaya yönelirler. Bununla birlikte, boyut yönünden çok büyük işletmeler ünlerini korumaya çalışırlarken, yönetiminin ve diğer insan kaynaklarının yeterliliğini ön plâna alarak personel eğitimine ve motivasyonuna öncelik verirler.
İşletmelerin ilk kuruluş anlarında, yeni doğuştan rekabete geçinceye kadar yeni teknolojilere yeni pazarlara ve yeni ürünlere yönelik araştırma faaliyetleri önemli hususları oluşturur. Bu tür işletmelerse iyi bir iç yapıya kavuşarak faaliyet sonuçlarını mükemmelleştirmeyi ön plânda tutarlar. Endüstri olgunluğuna ve talep de doyum noktasına ulaşınca da rekabet durumlarından sıyrılarak uzun sürede genişleme ve yayılma amacıyla esneklik amaçlarına önem verirler.

İşletme, amaçlarının seçiminde ve öncelik sırasına koymada yeteri kadar serbest değildir. Ancak, kısıtlayıcı bu faktörler yöneticilerin kontrolü sayesinde etkisiz hale getirilebilirler. Şekilde bir işletmenin amaç birliğinin yapısına ilişkin tablo oluşturularak, amaç sistemi özetlenmektedir.
SOSYAL SORUMLULUK VE SOSYAL ANLAŞMA KAVRAMLARI
Sosyal sorumluluklar, bir işletmenin ekonomik ve yasal koşullara, iş ahlâkına, işletme içi ve çevresindeki kişi ve kurumların beklentilerine uygun bir çalışma stratejisi ve politikası gütmesine, insanları mutlu ve memnun etmesine ilişkindir.
İşletmenin ekonomik koşullara uygun davranışları, o ülkenin kendisine işletmesi için emanet ettiği kaynakları en etkili ve verimli biçimde kullanması, toplumun ihtiyaçlarına uygun miktar ve kalitede üretimde bulunması zorunluluğuna işaret etmektedir. Yasal koşullara uygun faaliyet göstermesiyse işletmenin içinde bulunduğu ve faaliyetlerini sürdürdüğü toplumun kanunlarına, kararnâmelerine, yönetmeliklerine, örf ve adetleriyle diğer düzenleyici hükümlerine aykırı hareket etmemesine ilişkindir. İş ahlâkına gelince, fiyatları uygun düzeyde tutma, fırsatçılıktan sakınma, alacaklılara karşı dürüst davranma ve benzeri konuları kapsamaktadır. İşletmenin içinde çalışan personel, terfi, ücretlendirme ve benzeri hususlarda dürüst davranma, kayırım yapmama, çocuklu hanımlar için kreş açma, hastalar için evde çalışma imkânları hazırlama, mahkûm ve sakatlara iş olanakları sağlama, çevre halkına eşit çalışma olanakları tanıma gibi konuları kapsar. Aynı zaman işletmenin çevresindeki kişi ve kurumların başta devlete, belediyelere karşı olan vergi yükümlülüklerini yerine getirme, müşterilerin, satıcıların, çevre halkının malî destek sağlayan kişi ve kurumların, sendikaların istek, ihtiyaçlarını insan sevgisi ve birlikte yaşama zorunluluğu açısından dikkate alma gibi konuları da kapsamaktadır.
Sosyal Anlaşma Tanımı ve Sosyal Sorumluluklarla İlişkisi
Sosyal sorumluluk, aslında, bir sosyal anlaşmaya ve uzlaşmaya girişmedir. Sosyal anlaşmaysa iki ve daha fazla kişi ya da kuruluşun aralarındaki ilişkilerden ortaya çıkan karşılıklı anlayışlılık ve bekleyişler toplamıdır.
İşletme için sosyal anlaşma kâr elde etmek amacıyla üretim ve faaliyetlerde bulunan işletmenin bu ekonomik çabasını içinde bulunduğu toplumdan gelen birtakım sınırlamalar içinde yerine getirme zorunluluğunu doğurmaktadır. Sosyal anlaşmanın temelinde, kamu refah ve mutluluğu için güvenli ürünler, gerçekçi ve az reklam, çalışanlar için güvenli çalışma yerleri, çevreyi bozmayacak ve doğal yaşamı tehlikeye düşürmeyecek bir faaliyet, herkese eşit davranış, istihdam ve iş imkânları sağlama çabaları bulunmaktadır.
Dikkat edileceği üzere burada iki anahtar kelime mevcuttur. Bunlardan biri koruma, diğeriyse yükseltmedir. Koruma işletmenin yaptığı faaliyetlerin olumsuz yönlerinin (topluma zararlı olanlarının) belirlenerek düzeltilmesi ya da ortadan kaldırılmasına ilişkindir. Yükseltmeyse, toplum için yapılan onun refah ve mutluluğuna hizmet eden, işletme çevresine ve tüm insanlığa ayırım yapmadan yararlı olacak faaliyetlerin ve imkânların yaratılması, çoğaltılmasıyla ilgilidir.
Sosyal Sorumlulukların Aleyhinde Olan Görüşler
Günümüze kadar sosyal sorumlulukların aleyhinde ve lehinde olan birçok görüş ve düşünceler ortaya atılmış bulunmaktadır. Sosyal sorumlulukların aleyhinde olan görüşleri ileri süren düşünürlerin fikirleri şöyle özetlenebilir: Yönetimin temel ve tek sorumluluğu hissedarların (sahiplerin) kârlarını maksimize etmektir. Sosyal konular, bu nedenle, derhal ele alınıp üzerinde durulacak hususlar değildir. Üstelik serbest pazar ekonomisinin işleyiş ve baskıları içinde zamanla çözümlenebilecektir. Bu nedenle, her işletmenin ayrı ayrı sosyal amaç ve görevlerle uğraşması doğru olmaz.

İşletmenin ekonomik sorumluluk ve görevleri sosyal sorumluluk, görevlerinden ayrı düşünülemez. Bunlar şekilde de görüldüğü gibi iç içedir, birlikte düzenlenmeli ve karşılıklı etkileşimleri daima göz önünde bulundurulmalıdır.
İşletmeler sosyal faaliyetleri gerçekleştirmek için kurulan müesseseler değildir. Kurulması, örgütü ve çalışma sistemleri, ekonomik olarak üretim yapma ve öncelikle verimliliği sağlamaktır. Sosyal kararlar vermek için sosyal yeteneklere sahip uzmanları yoktur.
Eğer yöneticiler sosyal sorumluluğun gerekliliğini düşünüp bunu gerçekleştirmeye yönelecek olurlarsa, ekonomik nitelikteki birincil amaçlarını ihmal edebilir ve rekabet savaşında mağlup olabilirler.
Sosyal sorumluluklar sadece işletmeleri değil, tüm toplumu ilgilendirir. O halde, bu sorunları işadamlarının ve yöneticilerin çözmesi zorunlu olamaz. Devletin, kamu kuruluşlarının ve sosyal amaçlarla kurulmuş kurumların asıl görevini ekonomik amaçları için bile yeterli güce sahip olmayan işletmelere yüklemek insafsızlık olacaktır. Sosyal görev ve sorumlulukların gereğini yerine getiren işletmeler bu görevlerin gerektirdiği harcamaları ürünlerin maliyetlerine yansıtacaklar, bunun sonucundaysa ürün fiyatları yükselecek, bu da başta tüketici olmak üzere toplumun aleyhine bir durumun ortaya çıkmasına neden olacaktır.
Bir ülkenin sosyal görev ve sorumlulukları yerine getirme sonucunda maliyetlerinin ve ürün fiyatlarının yükselmesi, uluslararası piyasalarda rekabet gücünün azalmasına ve pazar kaybetmesine neden olacaktır.
Büyük işletmelerin sayısal olarak artması ve iriliklerinin genişlemesiyle endüstriyel toplumda ciddi beşeri ve sosyal sorunları da beraberinde getirmektedir. Sorunlara sebep olan bu kuruluşların yöneticilerinin gerekli önlem ve çareleri almaları da zorunludur. Böylece işletme ya bu sorunları çözecek biçimde işletmesinin faaliyetlerini değiştirmek ve yönlendirmek zorundadır ya da bu sorunları en azından iyileştirecek ve zararlı etkilerini azaltacak şekilde hareket etmelidir.
Sosyal Sorumlulukların Lehinde Olan Görüşler
Bazı düşünürler tarafından öne sürülen lehte görüşleri şu şekilde açıklayabiliriz: En gözlemsel ve gerçekçi nedenlerdin biri, işletmeler ister karşı çıksın, ister çıkmasın onlar bu toplumun birer parçasıdırlar ve hükümet onları alacağı önlemler ve düzenleyici yasalarla faaliyetlerinde gerekli önlemleri ve değişiklikleri almaya zorlayacaktır. Örneğin; ABD’de hükümet tarafından kurulan “Çevresel Koruma Bürosu”, “Tüketici Ürünleri Güvenlik Komisyonu”, “Eşit İstihdam Fırsatları Komisyonu” ve benzeri gibi kuruluşlar bu konularda görevli bulunmaktadırlar. Bu kuruluşlar işletmeler ne kadar onların karşısında bulunsalar da onların faaliyetlerini düzenleyici rol oynamaktadırlar.
Bir diğer görüşe göre, işletmenin toplumun bir parçası olduğu, sokaktaki bir vatandaş gibi bu sorunlara eğilmek zorunda bulunduğu açıklandıktan sonra, işletmelerin bu sorunları çözümleyecek değerli kaynaklara sahip birer kuruluş olduğu ifade edilmektedir.
İşletmelerin sahip oldukları değerli kaynaklar;
1) Yetenekli yönetim topluluğu,
2) Fonksiyonel uzmanlar ve teknisyenler;
3) Sermaye gücü olarak açıklandıktan sonra işletmeye sosyal sorunların çözümü için neden bir şans vermeyelim denmektedir. Şu halde, işletme toplumsal sorunların artması için bir kaynak olduğu gibi bu sorunların çözümünü etkili biçimde gerçekleştirecek bir kaynaklar topluluğudur ve sosyal sorumluluğu yüklenmelidir.
Bazı düşünürler de sosyal sorumluluğa tepki göstermek yerine önlem almanın daha tutarlı ve daha az maliyetli olduğu üzerinde durmaktadırlar. Böylece ortaya, sosyal sorumluluğun maliyeti konusundaki tartışma da çıkmaktadır. Buna göre işletmeler, sosyal sorunlar ortaya çıkmadan önce bunları tahmin edebilir ve gerekli girişimlerde bulunurlarsa, hem toplumdan gelecek tepkiler azalacak hem de sorun ortaya çıktıktan sonra önlem almak bir hayli maliyetli ve sonuçlarını ortadan kaldırmak güç olacaktır. Örneğin; nehirleri, denizleri, gölleri kirlettikten, buradaki yaşamı yok ettikten ve bu suları kullanılmaz hale getirdikten sonra temizlemek hem çok maliyetli hem de uzun yıllar alan güç bir iştir. O halde, işletmeler sosyal sorumluluklarının bilincinde olarak gerekli önlemleri daha sorunlar ortaya çıkmadan almalıdırlar. Aksi takdirde, yapılan sorumsuzlukların topluma ve kendilerine maliyeti büyük olacaktır.
İşletmeler sahip oldukları kaynaklar ve üretim gücü bakımından, çevrenin dikkat ve tepkisini çeken ekonomik kuruluşlardır. Bunların, sosyal sorumlulukların bilincinde olarak çevrelerine ve sosyal sorunlara daha duyarlı olmaları kendilerine düşen tedbir ve çabaları göstermeleri, onlara olan ve olabilecek olan reaksiyonları azaltacak ya da önleyecektir. Böylece siyasî rejimler, daha çok işletmelerden ve iş hayatından yana bir politika izleyecekler, bunun sonucunda devlet müdahaleleri azalacak, işletme çevresiyle çatışmalı değil uzlaşmalı, hatta uyumlu ilişkiler kurulabilecektir.
SOSYAL SORUMLULUĞUN KAPSAMI YA DA SOSYAL SORUMLULUK ALANLARI
İşletmelerin ilişkili oldukları birçok sosyal sorumluluk alanları vardır. Bunlar, sosyal sorumlulukların sınırlarını ya da kapsam ve konularını oluşturmaktadır.
İşletmenin en önemli kaynağı sermayesidir. Sermaye sağlayan hissedarlar, bunun karşılığında belirli bir kâr elde etmek isteyecektir. Parasını alternatif değerlendirme yollarından vazgeçip işletmenin kurulması ve büyümesi için kullanılabilmesinin temel koşulu budur. Aksi takdirde, banka faizi, ev, arsa ve benzeri gayrimenkullerle ile kıymetli taşlar, madenlere yatırarak değerlendirme yoluna giderse mal ve hizmet üretiminin kaynağını oluşturan işletmelerin sayı ve cesamet (irilik) açısından çoğalıp gelişme olanakları ortadan kalkmış olacaktır.
Burada işletmenin topluma istihdam olanakları sağlayarak işsizlik sorununun çözümüne yardımcı olması düşünülmektedir. Günümüzde artan nüfus yanında teknolojik gelişmelerin ve otomasyonun da işsizlik sorununu gündeme getirdiği, sadece gelişmekte olan ülkelerde değil, gelişmiş toplumlarda da robotların endüstriye girmesiyle istihdam güvenliğinin tehlikeye girdiğini görmekteyiz. Nüfus artış hızı, yüksek olan ülkelerde bu tehlike daha büyük olmaktadır. İstihdam olanaklarıyla ilgili bir diğer konuysa işe almada cinsiyete, ırka ve sosyal sınıflara eşit davranılması ve istihdam olanaklarının ayırım gözetilmeden herkese sağlanmasıdır. Başka bir konu da, hapisten çıkmış eski mahkûmlara, doğuştan ya da sonradan herhangi bir nedenle sakat kalmış kimselere, rahatsızlığı çalışmaya engel olmayan kronik hastalara iş vermek ve istihdam olanakları tanımakla ilgilidir. İstihdam olanaklarının ilgili olduğu diğer bir sosyal sorumluluk konusuysa çevrede bulunan meslek okulları, liseler ve üniversite öğrencilerine paralı ya da parasız staj olanakları tanımak, işsiz gençlerin iş imkânlarına kavuşturulması ve meslek edindirilmeleri için çıraklık ve meslek edindirme kursları açmak ya da bunların finansmanına katılmaktır.
Çok geniş bir inceleme alanı olan bu konuda işletmenin yapması gereken konuların başında ürün güvenliği gelmektedir. Ürün güvenliği, tüketiciye ürünü tanıtmak, ürün hakkında tüketiciyi bilgilendirmek, ürünlerin hangi hammaddelerden yapıldığı, herhangi bir tehlike arz edip arz etmediği, nasıl kullanılacağı hakkında açıklamalar, kullanma kılavuzları ve etiketler hazırlamak, ürünün üzerine tutturmak ya da ambalajının içine yerleştirmek gerekmektedir. Diğer bir konuysa ürünleri kalite kontrolünden geçirdikten sonra pazara güvenli bir şekilde sunmaktır. Bütün bunlara rağmen, alıcı kendine sunulan ürün ya da hizmetten memnun olmadığı takdirde nasıl bir mekanizmayla işletmeye şikâyetlerini bildirebilecektir? Bu şikâyetlere ya da alıcılara karşı ne tür ve ne kadar süreli bir garanti verilebilir? Satış sonrası hizmet, bakım ve tamir kolaylıklarından nasıl haberdar edilebilir? Bütün bu konular, müşterilerin alış kararı vermeden önce, malı satın aldıktan sonra karşılaşabileceği bilgi ihtiyacı ve sorunlarıyla ilgilidir. İşletmenin tüketicilere karşı duyarlılığı ve sorumlulukları masraflı olacaktır, ancak pazar etkinliğini sağlayacak ve onun satış arttırma çabalarına destek olacak bir sorumluluk konusu sayılabilir.
İş ahlâkının kapsamı oldukça geniştir. Bunlardan birincisi, işletmeleri talep fazlalığından ve arz azlığından faydalanarak zaman zaman fiyatları anormal ölçüde yükselterek fırsatçı politika gütmeleri haksız ve aşırı kârlar elde etmeleri konusudur. İkinci konu, gerçek dışı ve asılsız reklâmlar yaparak ürünün satış potansiyelini arttırırken, rakip işletmelerin ürünlerini ve hizmetlerini kötüleyici ve küçük düşürücü reklâmlar yapmak, rakipler hakkında asılsız dedikodular çıkarma ve yayma çabalara girişmek haksız rekabet olarak nitelendirilmektedir. Bu konu hem kanunen yasaklanmıştır, hem de iş ahlâkı kurallarına aykırı olmaktadır. İş ahlâkıyla ilgili üçüncü konu, kanunen yasak olduğu ya da toplumsal değerlere aykırı bulunduğu halde, çocuk denecek yaşta işçileri çalıştırmak, kadın ve çocuklara düşük ücret politikası uygulamak, ücret, terfi ve teşvik politikasında âdil davranmamak, adam kayırmak konularıdır. Bunlar, ne vicdana ne de dürüstlüğe sığmaktadır. İş ahlâkını ilgilendiren en önemli konulardan biri de, devlete ve yerel yönetimlere karşı olan vergi ve diğer yasal yükümlülükleri dürüstçe, zamanında yerine getirme sorumluluğudur. Nihayet, iş ahlâkı, işletmelerin, işadamlarının ve yöneticilerin alacaklarına karşı işletmenin faaliyetlerinden doğan senetli senetsiz borçlarını zamanında ödemeleri sorumluluğunu gerekli kılmaktadır. Aksi takdirde, güvensiz bir iş hayatı tüm insanların sadece iş ahlâkını değil, bireyler arası taahhütlerini ve ekonomik ilişkileri de olumsuz yönde etkileyebilecektir. Kısaca iş ahlâkı insanın kendine karşı ne kadar dürüstse başkalarına karşı da en azından o ölçüde dürüst olmasını zorunlu kılmaktadır.
Bilindiği üzere işletmeler ürün ve hizmet üretimi sonucunda havaya zehirli maddelerle boğucu gazlar vermekte oksijen oranını bozmaktadırlar. Diğer bir husus, zararlı sıvı maddelerin dere, göl ve denizlere verilmesi sonucunda hem bu sular kullanılamayacak hale gelmekte, hem de buralarda yaşayan balıklar ve diğer yararlı canlılar yok olmaktadır. Başka bir kirlenen ve bozulan çevreyse topraklardır. Katı maddeler, kullanılan ürünlerin ambalaj ya da artıklarıyla bozulan toprağın üstelik kirlenmiş ve zehirli maddeler içeren sularla sulandığı takdirde, humus tabakası bozulmakta, verimliliği azalmakta ve hatta ortadan kalkmaktadır. Çevre kirlenmesinin çok ayrıntılı birçok etkileri ve sonuçları mevcuttur. Bunları daha sonra genel çevre analizi bölümünde ayrıntılı şekilde ele alacağız. Endüstrileşme ve işletmeler doğayla canlı yaşam arasında asırlardır sürüp giren ekolojik dengeyi bozarsa bu insanlığın ve dünya hayatının sonu olacaktır. O halde, işletmeler çevresel bozulma ve kirlenmenin önüne geçecek her türlü tedbiri, bir sosyal sorumluluk gereği olarak almalıdırlar.
Bu sorumlulukların kapsamı uluslararası, ulusal ve işletme personeli düzeyinde olmak üzere üç kısımda incelenebilir. Uluslararası sorumluluklardan birincisi gelişmekte olan ülkelere yatırım yaparak onların üretim potansiyellerini, refah ve mutluluklarını yükseltmektir. İkincisi gelişmekte olan ülkelere teknoloji transferi yardımında bulunmak, onların gereksindiği bazı teknolojileri düşük fiyatlardan ya da hibe ederek vermektir. Ancak bu konuda ülkenin ulusal çıkarlarını gözönünde bulundurmak, stratejik nitelikte olan teknolojileri özellikle kötü niyetlerle ve düşmanca emellerle tedarik etmeye çalışan ülkelere insanlık ve dünya barışı açısından transfer etmeme yoluna gitmelidir.
Ulusal açıdan insanlığa karşı duyulması gereken ihtiyarî sorumluluklardan birincisi, insan sağlığı ve kamu güvenliği konusunda hassasiyet gösterilmesidir. Örneğin; satışları ve kârları arttırma uğruna silah ve uyuşturucu üretimi konusunda çalışan işletmelerin hassas davranarak, gerek ülke içi ve gerekse ülke dışı kamu güvenliğini ve sağlığını tehlikeye sokacak faaliyetlerden kaçınmalıdır. İkinci ihtiyarî ulusal sorumluluk konusuysa ülkenin savunma gücünü arttıracak üretim çabalarını desteklemek gerekli malî yardımlarda bulunmaktır. Kültürel seviyeyi yükseltecek okul yapma, okuma yazma ve meslek edindirme kurslarının açılmasına ve yürütülmesine yardımcı olarak bu türlü kampanyalara katılma faaliyetleridir. Ulusal ihtiyarî sorumluluklardan üçüncüsü de işletmenin özellikle faaliyette bulunduğu iş çevresinin yollarını, köprülerini yaptırması, yeşil alanlar, parklar ve çocuk bahçelerinin yapımına katkılarda bulunarak çevreyi imar etme, güzelleştirme çabalarına önderlik etmesi ya da destek olmasına ilişkindir. Nihayet, ulusal ihtiyarî sorumluluklardan önemli bir tanesi de işletmelerin özellikle bizim gibi gelişmekte olan ülkelerde önemli sorunlar arasında yer alan hızlı nüfus artışının önüne geçecek kampanyalara önderlik ederek ya da katılarak çevrelerinde toplum ve aile plânlamasına yardımcı olmalarıdır.
İşletme personeli düzeyinde ele alınacak ihtiyarî sosyal sorumluluklara gelince, bunların birincisi, çalışanlara yasal olarak sağlanmış bulunan sosyal sigorta olanakları yanında, hayat sigortası, özel emeklilik sigortası gibi ek güvenlik ve parasal tedbirler almayla ilgilidir. Bunun yanında ikinci bir ihtiyarî tedbir özellikle çalışan hanım personelin çocukları için gündüzlü bakım evleri ve kreşlerin açılmasına ilişkindir. Bu olanak hanım personel için hayatî nitelik taşıyan bir uygulamadır ve onların işletmedeki davranışlarını ve verimliliğini arttırmaktadır. Personele sağlanan üçüncü bir ihtiyarî sorumluluk fiziksel çalışma ortamının iyileştirilmesine ilişkindir. Bunlar; işyeri hijyenini ve temizliğini sağlamak, soyunma odaları ve duşları inşa etmek gibi benzeri hususlardan oluşur. Nihayet, personele sağlanan dördüncü bir ihtiyarî sorumluluk konusu olarak, çalışan işçileri işletmeye ortak vermek ve onlara kârdan pay dağıtmaya ilişkindir. Böylece hem toplumsal anlaşma sağlanır hem de işçi işveren ilişkileri iyileştirilir ve sendikal çatışmalar azalır. Personelin moral ve motivasyonuyla verimliliği de yükseltilir.
Sosyal Sorumlulukların Fonksiyonları
Sosyal sorumlulukların kapsamına giren konularda işletmenin hassas bir şekilde hareket etmesi ve üzerine düşeni yerine getirmesi sonucu ne gibi hususlar gerçekleşmiş olacaktır. Sosyal sorumlulukların fonksiyonları şunlardır:
- Kötümser, moral motivasyonu ve verimliliği düşük bir toplum yerine aktif, iyimser, çalışmayı seven morali, motivasyonu ve verimliliği yüksek bir toplum,
- Sınıflar arası farkların belirgin olduğu, düşmanlıkların ve gerilimlerin arttığı bir toplum yerine, sınıflar arası farkların azaldığı, gerilim ve düşmanlıkların törpülendiği insanî değerlere ve eşitliğe yönelmiş bir toplum,
- Politik, sosyal, ekonomik ve dinî tüm kurumlarda danışmalı, çoğulcu yaklaşım ve yönetim anlayışının egemen olduğu bir toplum,
- Verimlilik ve yüksek çalışma sonucu oluşan üretim artışının sağladığı daha yüksek hayat seviyesine sahip olan bir toplum,
- Toplumsal kültürün hem mistik ve hem de materyalistlik biçimde yorumlanarak ikisinin dengelendiği mutluluk arayışının bu ikisi arasında bulunacağına inanarak çalışan bir toplum.
Bu fonksiyonların niteliğine göz atacak olursak, işletmeler sosyal sorumluluklarının bilincinde olarak faaliyette bulunduğu takdirde, çabaların sosyal faydası çok yüksek olmaktadır.
Sosyal Sorumlulukların İşletme Stratejisi ve Politikasına Etkileri
Sosyal sorumlulukların işletme stratejisine ve politikasına etkilerini şu şekilde açıklayabiliriz:
- İşletme stratejisini, organizasyon yapısını ve personel politikasını toplumun değişen ihtiyacı ve beklentilerine uygun olarak değiştirmek,
- Ulusal faaliyetlerinde gerekli düzenlemeleri yapmak ve bu konudaki kontrolleri sürekli kılmak,
- Çevresel çatışmalara ve toplumsal anlaşmazlıklara neden olacak çıkar ve faaliyetlerden vazgeçmek ya da bunlardan belirli ölçülerde taviz vermek. Bu amaçla, strateji, politika ve plânlarda değişiklikler yapmak,
- Stratejinin uygulanmasına yardımcı olan politika ve faaliyetlerin sonucu olarak ileride ortaya çıkması olası bulunan anlaşmazlık hallerinde karşılıklı görüşme ve yüzleştirme faaliyetlerine katılmaya hazır olmak, faaliyetlerde, politikalarda ve stratejilerde gerekli değişimleri yapmaya istekli olmak,
- Bir bütün olarak toplumun, devletin yakın çevre unsurlarının ve personelin geniş çıkar ve istekleriyle hissedarların amaç, çıkarlarını dengeleyerek işletmenin ekonomik amaçlarını yumuşatmak, değiştirmek ve bunlara sosyal nitelikli amaçlar katmak.
Özet

İşletmede amaçların tanımını, özelliklerini ve amaçlar hiyerarşisini nasıl ortaya koyarsınız?
İşletme yönetimi açısından amaçlar örgütlerin faaliyetlerinin ve varoluşlarının nedenidir. Örgütsel amaç, organizasyonunun bir bütün olarak gerçekleştirmek istediği geleceğe yönelik konuları kapsar. Amaçlar, işletmenin planlarına yol gösteren birer unsur oldukları gibi hedeflerine ne ölçüde ulaştığını yönetime bildiren birer araç görevini de yerine getirirler. İşletme toplumsal bir birim olarak birtakım amaçlara ulaşmak için kurulur. İşletmenin bütününü ilgilendiren amaçlarına genel, belli bir bölümünü ilgilendiren amaçları da özel amaçlar olarak adlandırılır. Genel amaçlar kendilerine bağlı olarak daha özel amaçların oluşturulmasına yardımcı ve hatta neden olan unsurlardır.

Uzun dönemli ve kısa dönemli amaçların birbirinden farklı yönleri nelerdir?
Genel amaçlar işletmenin ömrü boyunca devam edebilecek uzun süreli amaçlardır. Özel amaçlar ise daha kısa sürelidir, taktik ya da eylemsel olaylarla ilgilidir. İşletmenin genel amaçları daha çok onun stratejisini ilgilendirir.

İşletmenin ekonomik amaçları nelerdir? Bu amaçların ölçümü ve araçlarını açıklayınız.
Ekonomik amaçları değerleyen yeterli bir ölçü bulmak oldukça güçtür. Ancak genel olarak kabul görmüş bir ölçü olarak kârlılık gösterilebilir. Bu ölçü işletme faaliyetlerinin başarısını devamlı olarak ölçmeye olanak sağlar, geleceği kestirmeyi sağlar ve farklı sanayi kollarındaki firmaların durumlarını karşılaştırmaya yardımcı olur. İşletme faaliyet konusunu ve kârlılığını bir kere saptadıktan sonra faaliyetlerinin kârlılığını korumak için yeni kaynaklar bulmak ya da onları günün koşullarına göre yenilemek, mevcut ve yeni ürünleri için dönemli ekonomik amaçlarının her biri kâr beklentilerinin bir bölümünü oluşturmakla birlikte “büyüme”, “güvenlik”, “otonomi” gibi işletmenin yaşama ve gelişmesini sağlama amaçlarına da hizmet eder.

İşletmenin ekonomik olmayan amaçları nelerdir? Bu amaçların oluşumu için işletme içi ve işletme dışı baskılar nelerdir?
İşletmelerin ekonomik olmayan amaçları ve sosyal sorumlulukları çevre ile ilgilidir. İşletmenin çevresini; işgören kuruluşları, müşteriler, kamu kuruluşları ve toplum oluşturmaktadır. İşletme açısından düşünüldüğünde çevre ile olan ilişkiler hem ekonomik hem de ekonomik olmayan amaçları kapsar. İşletme, gerek ekonomik gerekse ekonomik olmayan amaçlarını gerçekleştirirken işletme içinden ve işletme dışından gelen; yakın, ulusal ve uluslararası baskıların etkisi altında kalır.

Sosyal anlaşma ve sosyal sorumluluk kavramlarını açıklayınız.
Sosyal sorumluluklar, işletmenin ekonomik ve yasal koşullara, iş ahlakına, iç ve dış çevredeki kişi ve kurumların beklentilerine uygun çalışma stratejisi ve politikası güdülmesine, insanların mutlu ve memnun edilmesine ilişkindir. Sosyal anlaşma ise iki ya da daha çok kişi ya da kuruluşun aralarındaki ilişkiden doğan karşılıklı anlayış ve beklentiler toplamıdır.

Sosyal sorumluluğun kapsamına giren konular nelerdir?
İşletme yönetiminin hissedarlara karşı yükümlülükleri, yakın çevreye istihdam olanakları yaratılması, tüketicilerin korunması, iş ahlakına uyum, çevrenin korunması ve insanlığa karşı duyulması gereken ihtiyari sorumluluklar başlıca sosyal sorumluluk alanlarını oluşturmaktadır.
Test Soruları
1. İşletmenin kısa bir zaman süresinde ulaşabileceği amaç türü aşağıdakilerden hangisidir?
a. Temel
b. Genel
c. Özel
d. Stratejik
e. Örgütsel
2. Aşağıdaki amaçlardan hangisi işletmenin faaliyetlerinden optimal kâr elde edebilmesine dayanır?
a. Temel ekonomik amaçlar
b. Toplumsal amaçlar
c. Sosyal amaçlar
d. İşlevsel amaçlar
e. Davranışsal amaçlar
3. Aşağıdakilerden hangisi temel ekonomik amaçlar arasında yer almaz?
a. Verimlilik
b. Yenilik
c. Çalışılan pazarın belirlenmesi
d. Fiziksel ve finansal kaynaklar
e. Yönetici yetiştirme ve geliştirme
4. Aşağıdakilerden hangisi işletmelerce genel kabul görmüş ayarlama ölçeğidir?
a. Kârlılık
b. Verimlilik
c. Ekonomi
d. Denge
e. Bütçe
5. İşletmenin satış, üretim ve dış satım miktarlarında hacim itibariyle bir artışın meydana gelmesine ne ad verilir?
a. Gelişme
b. Büyüme
c. Kâr
d. Modernizasyon
e. Verimlilik
6. İşletme faaliyetlerini tehlikeye düşüren bir çevre elemanını etkisiz kılarak belirsizliği azaltma yoluna ne ad verilir?
a. Risk taşıma
b. Dengeleme
c. Denkleştirme
d. Aktifleştirme
e. Nötrleştirme
7. Aşağıdakilerden hangisi işletme dışından gelen etkilerden (baskılardan) biri değildir?
a. Kanunlar
b. Yerel yönetimlerin istekleri
c. Antitröst yasalar
d. Müşterilerin ihtiyaçları
e. Çalışan personelin kişisel değerleri
8. Aşağıdakilerden hangisi kişilerin ekonomik amaçlarından biridir?
a. Kişisel ahlâk
b. Sosyal sorumluluk
c. Riskli teşebbüslere girişme
d. Çalışma (istihdam) emniyeti
e. İnsan sevgisi
9. İki ya da daha fazla kişi ve/veya kuruluşların aralarındaki ilişkilerden ortaya çıkan karşılıklı anlayışlılık ve bekleyişler toplamına ne ad verilir?
a. Sosyal girişim
b. Sosyal sorumluluk
c. Sosyal anlaşma
d. Sosyal yükseltme
e. Sosyal koruma
10. İşletmelerin gerçek dışı ve asılsız reklamlar yaparak ürünlerinin satış potansiyelini artırmaya çalışmaları hangi tür sosyal sorumluluk kapsamına girer?
a. Tüketicinin korunması
b. İş ahlâkı
c. Çevrenin korunması
d. Sermaye sahiplerine karşı yükümlülük
e. İnsanlığa karşı duyulması gereken ihtiyarî sorumluluk
Yaşamın İçinden
Hedefimiz; fuarlar merkezi
Sahip okluğu girişimcilik ruhunu bilgi ve teknolojiyi kullanarak en doğru yatırımlara çeviren bir ülkedir Türkiye. Diğer sektörlerde olduğu gibi tekstil sektöründe de önemli bir paya sahip olan Türkiye dünya tekstil sektöründe özellikle moda ve marka alanında yaşanan büyük gelişmeleri takip edip uygulamaya geçirmede de geri kalmamaktadır.
Gaziantep sanayileşmede kendi misyonunu üstlenerek ayaklan üzerinde durmaya çalışırken tekstil, gıda, plastik gibi ciddi sektörlerde ciddi kapasiteleri ile de küreselleşmeye karşı ulusal ve uluslararası piyasalarda yer edinmeyi çalışmaktadır. İşte bu noktada Gaziantep Sanayi Odası’nın mevcut imkânları ile şehrin ekonomik üretimine güzel bir vitrin oluşturma gayreti içerisinde olduğunu görüyoruz. İdealist bir çalışmanın en güzel ürününü ortaya çıkarmaya çalışıyorlar. Ama gönül isterdi ki kaynaklarını verimli kullanan bir devlet yapısı olsaydı da gecesini gündüzüne katarak üreten bu insanlara modern, çağdaş bir fuar merkezi kazandırabilseydik.
Bu bağlamda ihtisas fuarları çeşitli sebeplerden önem arz ederken çeşitli kurumlar da bu sorumluluğu üstlenmelidir. Hedef; Gaziantep’i geniş bir çerçeve içerisinde fuarlar merkezi imajına kavuşturmaktır.
Cevap Anahtarı
1. c – Genel amaçların yanında, onlara bağlı olarak organizasyonun yukarı ve aşağı kademelerinde daha özel amaçlar mevcuttur. Bu amaçlara ulaşılması genel amaçlara göre daha kısa zaman süresini gerektirir.
2. a – İşletmelerin iki temel amacı vardı. Bunlardan birincisi temel ekonomik amaçlar ikincisi ise sosyal amaçlardır” denilebilir. Temel ekonomik amaçlar faaliyetlerden optimal kâr elde edebilmeye dayanırlar.
3. e – Amaçlar hiyerarşisi başlığını tekrar gözden geçirin.
4. a – Kârlılık oranıdır, çünkü bu ölçü işletmenin faaliyetinin başarısını devamlı olarak ölçmeye olanak sağlar.
5. b – Üretim ve satışlarda görülen sayısal artışlar büyüme kavramı ile ifade edilir.
6. e – Temel ekonomik amaçları ve özellikle güvenlik konusunu tekrar okuyun.
7. e – İşletme içinden gelen baskılarla ortaya çıkan ekonomik olmayan işletme amaçları, çalışan personelin özellikleri ve kişisel değerlerle ilgilidir.
8. d – Kişilerin ekonomik amaçlarını; kazançlarla artırma, tasarruf etme ve geleceği garanti altına alma, çalışma emniyeti şeklinde sıralayabiliriz.
9. c – Sosyal sorumluluk ve sosyal anlaşma kavramlarını okuyun.
10. b – Sosyal sorumluluğun kapsamı başlığı altında yer alan altı temel alanı tekrar gözden geçirin.
Yararlanılan ve Başvurulabilecek Kaynaklar
ANSOFF, H. I. Strategie du Developpement de I’Entreprise, Edition Hommes et Techniques, Paris, 1971.
ARGENTI, J. Corporate Planing: A Practical Guide, Allen and Unwin, 1968.
AYSAN, M. A. Maliyetler ve İşletme Kararları, Fakülteler Matbaası, İstanbul, 1974.
BROOM, N. H. Business Policy and Strategic Action, Prentice Hall Inc. , 1969, sh.
CYERT and MARCH. A Behavioral Theory of the Firm, Prentice – Hall Inc. , New Jersey, 1963.
DAVIS, K. ve R. L. Blomstrom, Business and Society: Enviroment and Responsability, 3′rd edition, New York, Mc Graw- Hill, 1975.
DRUCKER, P. F. Le Management en Question, les Editions d’Organisation, Paris, 1972.
DRUCKER, P. F. Le Management en Question, Les Edition d’Organisation, Paris 1972.
ETZIONI, A. Modern Organizations, Englewood Cliffs, N. J. , Prentice Hall, 1964.
FRIEDMAN, M. The Social Responsibility of Business Is to Increase Its Profits, New York Times, September 13, 1970.
GELİNİER, O. Le Secret des Structures Competitives, Editions Hommes et Techniques, Paris, 1966.
GLUECK, W. F. , Business Policy and Strategic Management, Mc Graw Hill Book Co. , 1980.
GRANGER, C. H. The Hierarchy of Objectives, Harvard Business Review, May – June 1964.
GUTH, W. D. ve R. Tagiuri. Şahsî Değerler ve Şirket Stratejisi, Çeviren A. Baransel, İçinde Tagiuri- Baransel, Organizasyonların Beşeri Yönü, İşletme İktisadi Enstitüsü Yayınlarından Cilt I, Hüsnü Tabiat Matbaası, İstanbul, 1967.
HUSSEY, D. E. L’Entreprise et sa Planification a Long terme Publiunion, Paris, 1974.
HUSSEY, D. E. a. g. e. , sh. 67 ve American Brake Shoe Company, Determining and Reporting Division Objectives, İçinde, Long Range Planning for Management Reading Book by D. W. Ewing, Harper Brothers New York, 1972.
MEYER, J. Objectifs et Strategies de I’Entreprise, Dunod, Paris, 1972.
NEWMAN, W. H. and J. P. Logan. Business Policies and Central Management, South- Western Publishing Co. Ohio, 1965.
PENROSE, E. Factures, Conditions et Mecanisme de la Croissance de L. Entreprise, Editions Hommes et Techniques Paris 1963.
PETIT, T. A. , The Moral Crisis in Management, Mc GrawHill, New York, 1967.
SCHWENDIMAN, J. Strategic and Long Range Planning for the Multinational Corporation, Praeger Publishers. , 1973.
SCOTT, B. W. Long Range Planning in American Industry, A. M. A. , 1965.
SIMON, H. A. on the Concept of Organizational Gool, içinde Business Strategy, Edited by H. I. , Ansoff, Penguin Modern Management Readings, 1971.
SOLOMON, E. The Theory of Financial Management, Columbia University Press, New York, 1963.
STONE, C. D. Where the Law Ends, Harper and Row Colophon Books, New York, 1975.
THOMPSON, Jr. A. A. ve A. J. Strickland III, Strategy and Policy, Concepts and Cases, Business Publication Inc. , Dallas Texas, 1978.
TOSUN, K. Yönetim ve Organizasyon, Tatbikat ve Politikalar, Ders Notları Cilt III, İstanbul, 1976.
Sıra Sizde Cevap Anahtarı
Sıra Sizde 1
Amaçlar, yukarıda saymış olduğumuz bütünleşik özellik yanında, politikaların saptanmasında, kaynakların seçiminde, programların hazırlanmasında işletmenin yöneticilerine yol gösterici niteliklere ve fonksiyonlara da sahiptirler. O halde, amaçlar sayesinde politika, program, kaynak seçimi ve programların hazırlanması gibi temel kararların alınması kolaylaşır. Çünkü amaçlar, neyin, ne zaman ve ne miktarda yapılacağını göstermektedir. Bu nedenle, açıkça yazılı, tarihi belirlenmiş ve somut amaçlar saptamanın yararı çok büyüktür.
Sıra Sizde 2
Bu durum, işletmelerin sosyal ve kültürel yönlerden bazı sorumlulukları yüklenmesini gerektirmiştir. Çalışanlar için daha iyi çalışma olanakları sağlama, iş dışında daha iyi yaşama ve sosyal statü sahibi kılma, meslekte daha başarılı olabilmek için eğitim olanaklarına kavuşma, aile ve çocukların kültürel ve sosyal yönden daha iyi yetiştirilmesini sağlayacak fırsatlar sağlama, işletmelerin sosyal amaçlarından başlıcalarını oluşturur.
Sıra Sizde 3
Bu sorunun cevabı, düşük cevabı, düşük randımanlı sahalarda işletmenin, genellikle, risk derecesinin de az olduğudur. Hâlbuki yüksek derecede kârlılığa sahip alanlarda risk derecesi yüksek olabilir. Genellikle işletmeler strateji açısından, düşük de olsa belli bir kârlılığı garanti ettikten sonra riskli ve fakat yüksek kârlılık derecesine sahip alanlarda yatırımlara girişirler. Böylece, bir taraftan kaybedebilecekleri parayı hiç olmazsa diğer taraftan garantilemiş olurlar. Böylece risk dağıtılmış olur.
Sıra Sizde 4
Ekonomik olmayan amaçlar grubunun belirlenmesini etkileyen bir unsur da işletmenin başlangıçtan beri sürdüğü üretim, satın alma ve satış tipleri ve metotlarından vazgeçmemekten ileri gelir. Yani işletmenin eski alışkanlıkları da onun için bir zıtlık teşkil etmektedir? Bu nedenle, üretim, satış satın alma vs. gibi işletme faaliyetlerini daha kârlı duruma getirecek yöntemleri uygulamak işletme için oldukça zor olabilir. Çalışan personel yeniliklere karşı direnişlerde bulunarak, işletme faaliyet, yöntem ve tiplerini kendi isteklerine uydurabilirler.
İlgili Yazılar:
- 14. Stratejik Yönetim Terimler Sözlüğü
- Limitet Ortaklığın Tanımı
- Anonim Ortaklık – Düşünelim Tartışalım
- Ticaret Hukuku ve Ticari İşletme – Özet
- 07. Uluslararası İşletmelerde Stratejik Planlama
- Ticaret Hukuku ve Ticari İşletme – Test Soruları
- 06. İşletme veya Stratejik İş Birimlerinin İzleyebilecekleri Stratejik Alternatif Türleri
- Okulöncesi Eğitimin Temel Amaçları
- 03. Kurumsal İletişimde Stratejik Yönetim ve Planlama
- Anonim Ortaklıkta Pay ve Pay Sahipliği – Tartışma




