01. Finansal Yönetim ve Fonksiyonları
İşletmelerde finansal etkileri olan kararlar, finansal yönetimin kapsamına girmektedir. Finansal kararlarda sağlanan başarı işletmenin değerini doğrudan etkileyecektir. İşletmeler kaynaklarını uygun projelere dağıtarak, bu projeleri borç ve öz sermayenin uygun bileşimiyle finanse ederek ve elde edilecek kârın bir bölümünü işletmede bırakırken bir bölümünü de ortaklara dağıtarak işletmenin değerini arttırabileceklerdir. İşletmenin değerini doğrudan etkileyecek finansal kararlardaki prensipler, ister büyük ister küçük olsun tüm işletmeler için değişmemektedir.
Bu üniteyi tamamladığınızda aşağıdaki bilgi ve becerilere sahip olabileceksiniz:
- İşletmede finansal yönetimin başlıca karar alanlarının neler olduğunu belirleyebilmek.
- Finansal kararlarda öncelikli amacın ne olduğunu açıklayabilmek.
- Finansal yönetimde yaşanan gelişmeler ve bunların etkilerini betimleyebilmek.
- Finansal yönetimle yakın ilişkisi olan diğer disiplinleri saptayabilmek.
- İşletmelerin yasal türlerinin finansal yönetim açısından taşıdığı özellikleri açıklayabilmek.
KIYIKLAR A. Ş.
KIYIKLAR A. Ş. 1964 yılında A. KIYIK ile iki oğlu ve yakın aile bireylerinin ortaklığında kurulmuş bir aile şirketidir. Şirket, traktör kabini ile buzdolabı üretiminde kullanılan bazı parçalar üretmektedir. A. KIYIK’ın bir oğlu makine mühendisliği eğitimi almış, diğeri sanat enstitüsünden henüz mezun olmuştu. A. KIYIK ise küçüklüğünden beri ticaretle uğraşmış, ama üretimle ilgili bir tecrübesi bulunmamaktadır. Makine mühendisi olan oğlu üretimden, diğeri satın alma ve pazarlamadan sorumludurlar. Şirketin muhasebe işleriyle ilgilenmek üzere de ticaret lisesi mezunu bir kişi istihdam edilmiştir. İlk yıllarındaki gelişmelere bakıldığında şirket küçük ve sadece yöresel çalışmaktaydı. Bununla birlikte kaliteye verilen önem ve yüksek kalite standartları şirketin tanınırlığını hızla arttırdı. Şirkette aynı zamanda iyi bir yönetim de vardı; yüksek kalite standartlarına rağmen faaliyet giderleri rakip firmalara göre oldukça düşük kalmaktaydı. Maliyetlerin düşük olması kâr marjlarını genişletmekte, elde edilen kârların önemli bir bölümü de şirkette bırakılarak şirketin büyümesinde kullanılmaktaydı. Ancak 90′lı yıllarda talepteki artışlar ve teknolojideki gelişmeler, kaliteden ödün vermek istemeyen şirkette yeni yatırımlara gereksinim doğurmuştu. Teknolojinin seçimi konusunda fazla zorluk çekilmiyordu; ancak bu teknolojinin gerektirdiği yatırımlar için gerekli fonların nasıl bulunacağı konusunda karar vermekte zorlanıyorlardı.
KIYIK A. Ş. ‘de 90′lı yıllara kadar bankalarla ilişkilere pek önem verilmemiş ve kredi kullanımına sıcak bakılmamıştı. 90′lı yıllarda bankalarla ilişkiler geliştirilerek daha çok kredi kullanımı alternatifi üzerinde durulmaya başlandı. Bankalarla yapılan görüşmeler sonunda en uygun koşullarla kredi sağlanabiliyordu. Şirket’in mali yapısının güçlü olması daha düşük kredi faiziyle fon bulma olanağı yaratmaktaydı. Şirket, bu maliyet avantajından da etkilenerek fona ihtiyacı olduğunda sık sık banka kredilerine gitmeyi tercih eder olmuştu.
1990′lı yıllara kadar finansman politikası nedeniyle önemli bir sorunla karşılaşmayan şirkette artan faizlerle son yıllarda sürekli olarak likidite sorunlarıyla karşılaşılır olmuştu. A. KIYIK gün geçtikçe zamanının daha büyük bölümünde paranın hangi bankadan daha çabuk karşılanabileceği ile ilgilenmek durumunda kalıyordu.
Anahtar Kavramlar
- Finans
- Finansman
- Finansal yönetim
- İşletme değerini maksimize etme
- Kârı maksimize etme
- Dividant
- Maddi varlıklar
- Maddi olmayan varlıklar
- Risk
- Halka açık şirket
- Halka kapalı şirket
- Kayıtlı sermaye sistemi
İçindekiler
- FİNANSAL YÖNETİM FONKSİYONLARI VE FİNANS YÖNETİCİSİ
- Yatırım Kararları
- Finansman Kararları
- Dividant Kararları
- İŞLETMELERİN AMAÇLARI
- Kârı Maksimum Yapmak (Kâr Maksimizasyonu)
- İşletmenin Değerini Maksimum Yapmak (Değer Maksimizasyonu)
- FİNANSAL YÖNETİMİN TARİHSEL GELİŞİMİ
- FİNANSAL YÖNETİM VE DİĞER DİSİPLİNLER
- FİNANSAL YÖNETİM VE İŞLETMELERİN HUKUKİ YAPILARI
- Bireysel İşletmeler
- Ortaklıklar
FİNANSAL YÖNETİM FONKSİYONLARI VE FİNANS YÖNETİCİSİ
Bir işletmenin faaliyetlerini sürdürebilmesi, başarılı olabilmesi için tüketicilerin arzu ettikleri nitelikte mal ya da hizmet üretmesi ve bu işletmeye fon sunanlara da yeterli düzeyde getiri sağlaması gerekmektedir. Dünyada diğer alanlarda olduğu gibi finansal yönetim alanında da büyük bir değişim ve gelişim yaşanmaktadır. Hatta finansal yönetim alanındaki değişim ve gelişimin hızı, özelliği nedeniyle, diğer alanlara göre daha yüksek olmaktadır. Bu ise büyük ya da küçük tüm işletmelerde finansal yönetimin önemini arttırmıştır. Hatta bir çok işletmede para yönetimine verilen önemin üretimin önüne geçmesi, finansçılar tarafından bile eleştirilir olmuştur.
İşletmelerin başarısında ya da başarısızlığında finansal kararların özel bir önemi vardır. Bu nedenle kararlarda etkinlik arttıkça başarıyı da arttırmak mümkün olacaktır. Belirsizliğin ve değişimin hızla arttığı günümüzde finansal kararlarda etkinliği arttırmak oldukça güçleşmiştir. Diğer disiplinlerde olduğu gibi finansal kararlarda da etkinliği arttırabilmek için çeşitli ilkelerin göz önünde bulundurulması gerekir. Finansal yönetimin temel ilkelerini dikkate almadan bir işletmenin başarılı olabilmesi mümkün değildir.
Finansal kararlara ve bu kararlarda etkinliği arttırıcı çabalara geçmeden önce genellikle eş anlamlı olarak kullanılan finans, finansman ve finansal yönetim kavramlarını açıklamak uygun olacaktır. Finans, kişi ya da kurumların faydalanabileceği para, fon ya da sermaye anlamına gelir. Finansman, para ya da sermayenin sağlanmasını ifade ederken, finansal yönetim; gereksinim duyulan sermayenin belirlenerek, bunun sağlanmasını ve sağlanan fonların yönetimini ifade eder.
İşletmelerin faaliyete başlayabilmeleri, varlıklarını sürdürebilmeleri ve büyüyebilmeleri için çeşitli varlıklara ve bu varlıkların finansmanına ihtiyaçları vardır. Sahip olunacak varlıkların miktarı, çeşitliliği doğal olarak işletmenin niteliğine bağlı olarak değişecektir. Bir üretim işletmesiyle, sadece alım- satım faaliyetiyle uğraşacak bir işletmesinin gereksinim duyacağı varlıklar aynı olmayacaktır. Üretim işletmeleri diğer işletmelere göre daha fazla yatırımları, özellikle sabit yatırımları gerekli kılmaktadır. Üretim işletmeleri de kendi içinde sermaye yoğun ve emek yoğun olarak sınıflandırılabilir. Sermaye yoğun üretim işletmelerde sabit yatırım gereksinimi, emek yoğun işletmelere göre daha fazladır.
Bu kitaptaki konularda, genellikle daha kapsamlı olmaları nedeniyle üretim işletmeleri temel alınmıştır. Önceleri muhasebe kayıtlarının tutulması, finansal raporların hazırlanması ve fon ihtiyaçlarının karşılanması ile uğraşan finans yöneticisinin her geçen gün artan ve çeşitlenen fonksiyonları içinde en temel olanlarını üç grupta toplamak mümkündür. Bunlar; yatırım, finansman ve dividant kararlardır.
Yatırım Kararları
Finans yöneticisinin karşı karşıya bulunduğu karar alanlarından hemen hemen en önemlisi yatırım alanındaki kararlarıdır. İşletmeler sahip oldukları kıt kaynaklarını, çeşitli seçenekler arasında en uygun olanını seçerek kullanmak durumundadırlar. İşletmeler faaliyet özelliklerine bağlı olarak çok sayıda kısa ve uzun vadeli reel ve finansal varlıklara yatırım yapmak durumundadırlar. Sermayenin uzun süreli varlıklara yatırımı (sermaye bütçelemesi) bu kararın en önemli yönü olup, gelecekte sağlanacak faydalar için sermayenin uzun süreli yatırılmasını gerekli kılmaktadır. Yatırılan sermayenin sağlayacağı faydalar, gelecekle ilgili ve kesinlikle bilinmediğinden risk içerirler. Uzun süreli yatırımlarla ilgili risk, süre uzun olduğu için daha da artmaktadır. Dolayısıyla yatırımlardan beklenen getiri ile bu yatırımın taşıdığı risklerin birlikte ele alınması zorunludur. Faaliyetleriyle ilgili olarak makineler, binalar, araç, gereçler gibi reel varlıklar yanında işletmelerin teknik uzmanlık, patent, marka gibi reel olmayan yatırımlara da ihtiyaçları olacaktır.
İşletmenin başarısında uzun vadeli yatırımlarla ilgili kararlara daha fazla önem verilmelidir. Çünkü bu tür kararlardan geri dönülmesi büyük zararlara yol açacaktır. Titiz araştırmalar, analizler sonucunda yatırım kararları verilmelidir. Bir çok ülkede büyük harcamalar yapılarak gerçekleştirilen pek çok tesisin, proje aşamasında bazı kritik noktaların gözden kaçırılması nedeniyle kârlı çalışamaz hale geldiği sık sık görülmektedir. Finans yöneticilerinin işletmeyi böyle sorunlardan uzak tutabilmeleri için, daha proje aşamasında, gerekli analizleri titizlikle yapmalıdırlar.
Sermayenin uzun süreli varlıklara yatırımı yanında kısa süreli varlıklara, diğer ifade ile dönen varlıklara da yatırım gereklidir. Uzun süreli varlıkların çalıştırılabilmesi için belirli düzeylerde stoklama yapılması gerekecektir. Stoklamanın genellikle hem hammadde, hem yarı mamul, hem de nihai mamul olarak yapılması söz konusudur. Stoklar yanında, işletmenin alacaklara da fon bağlaması gerekecektir. Üretilen ürünlerin tamamının peşin olarak satılması pek mümkün değildir. Özellikle kâr marjlarının daraldığı, rekabetin arttığı günümüzde pazar payını genişletmenin önemli bir yolu da vadeli satıştan geçmektedir. Vadeli satış yapıldığı ve vade arttığı ölçüde alacaklara bağlanan fon miktarı da artacaktır. Dolayısıyla nasıl bir satış politikası izleneceği, ne miktarda stoklama yapılacağı, günlük faaliyetler ve olağandışı durumlarda kullanılabilecek kasa ya da bankalardaki paranın ne miktarda olacağı gibi soruları, finans yöneticisinin cevaplandırması gerekmektedir.
Yatırım kararları denildiğinde sadece kâr ya da hasılat sağlayan yatırımlarla ilgili (yeni üretim birimlerinin kurulması gibi) kararlar değil, kullanılmakta olan fonların daha iktisadi kullanımı sağlanarak fonlarda tasarruf yapılması (daha etkin dağıtım sistemi geliştirmek gibi) biçiminde kararlar da olabilir. Yine diğer işletmelerle birleşme, diğer işletmelerin satın alınması ya da devir alınması, dış ülkelerde doğrudan yatırımlar gibi stratejik kararlar da yatırım kararları kapsamındadır. Belirlilik ve belirsizlik ortamlarında yatırım kararlarının nasıl verileceği ile ilgili bilgiler detaylı olarak 9. ve 10. ünitelerde verilecektir.

Sermaye yoğun sektörlerde yatırımların riski emek yoğun sektörlere göre neden daha yüksek olmaktadır?
Finansman Kararları
İşletmelerin faaliyete geçebilmesi, faaliyetlerini devam ettirebilmesi için, daha önceden bahsedildiği üzere çok sayıda varlıklara ihtiyaçları vardır. Dolayısıyla finans yöneticisinden, işletmeye gerekli olan varlıklara yönelik olarak fon ihtiyacını belirlemesi ve bu ihtiyacın en iyi şekilde nasıl finanse edileceğini ortaya koyması, gerekli fonların nereden, nasıl ve ne zaman karşılanacağına ilişkin kararları alması beklenir.
İşletmeler ya borçlanarak ya da öz sermaye kanalıyla kaynak sağlayabilirler. İki kaynak arasında temel farklılık; borçlanma durumunda işletmelerin, zarar bile etseler faiz ve anapara ödeme yükümlülüğü altında olmalarıdır. Genelde borçla finansmanın en önemli avantajı faizin gider olarak vergiden düşülebilmesidir.
Hisse senedi yoluyla finansmanda ise, faiz ve anapara ödemesi gibi zorunlu bir ödeme söz konusu değildir. Faaliyetlerden kâr elde edildiği halde, genel kurul kararıyla kârın dağıtılmaması mümkündür. Ayrıca hisse senetlerinde vade olmadığı için anapara ödemesi gibi bir durumun olmaması nedeniyle hisse senedi yoluyla finansmanın riski borçla finansmana göre daha düşük olmaktadır.
Finansal yönetim; gerekli sermayenin ne kadarının borçla ne kadarının öz sermaye ile finanse edileceği yanında, borçlanmanın ne kadarının kısa vadeli, ne kadarının uzun vadeli olacağına da karar vermelidir. Kısa ve uzun vadeli finansmanın bankalardan ya da finansman bonosu, tahvil gibi finansal varlıklarla tasarruf sahiplerinden sağlanabilir. İşletmenin niteliğine, ekonominin koşullarına bağlı olarak çeşitli finansman seçeneklerinin maliyeti ve riski farklılık gösterebilir.
Finansal yönetime düşen görev, çeşitli seçenekleri risk ve maliyet açısından karşılaştırarak işletmeye en uygun gelecek bir bileşimi oluşturabilmesidir.
Örnek olayda görüldüğü gibi işletmenin ilk yıllarında elde edilen kârların tekrar işletmede kullanılması yoluyla finansman şekli, ilk yıllar yüksek olan risk nedeniyle uygun bir yaklaşım olarak görülmektedir. Ancak riskin düştüğü, piyasada tanınırlığın arttığı, özellikle faizlerin düşük olduğu yıllarda (Ülkemizde 1970′li yıllarda olduğu gibi) sadece öz kaynaklarla finansmana bağlı kalmak, rasyonel bir yaklaşım değildir.
İşletmelerin kısa ve uzun vadeli finansmanıyla ilgili bilgiler daha geniş olarak 11. ve 12. ünitelerde verilecektir.

Finansmanda öz kaynak kullanmanın yanında başka hangi seçenekler vardır? Bu seçenekleri risk açısından değerlendiriniz.
Dividant Kararları
Finansal yönetimin üçüncü önemli karar alanı da dividant ya da kâr payı dağıtımıyla ilgilidir. Dividant kararları, faaliyetlerden sağlanan kârların ne kadarının işletmede ne kadarının ortaklara dağıtılacağıyla ilgilidir. Yine kâr payı dağıtım politikası belirlenirken, kâr dağıtılması sonucunda işletmenin azalan fonu yerine sağlanacak ilave fonların maliyetinin ne olacağı gibi durumların analiz edilmesi gerekir. Kâr dağıtımında halka açık olan ve halka açık olmayan anonim şirketlerde Sermaye Piyasası Kanununa göre bazı farklılıklar söz konusudur. Bu farklılıklarla ilgili bilgiler 15. ünitede verilecektir.
Örnek olayda şirket halka kapalı diğer bir ifade ile aile şirketi olduğu için ortaklara dividant dağıtılması konusunda yasal bir kısıtlama söz konusu değildir. Büyümenin finansmanında dividantların kullanılması, Ülkemizde olduğu gibi sermaye piyasasının gelişmekte olduğu ülkelerde sık görülen bir finansman biçimi olmaktadır.
Yukarıda üçüncü grupta ele alınan kâr payı dağıtımıyla ilgili kararları gerçekte finansman kararları içinde de düşünmek mümkündür. Çünkü, elde edilen kârın dağıtılıp dağıtılmayacağı ya da ne kadarının dağıtılacağı işletmenin finansman ihtiyacına bağlı olarak belirlenecektir.
Gerek finansmanla ilgili kararlar gerekse yatırımla ilgili kararlar, ancak işletmenin içsel ve dışsal kaynaklardan sağlayacağı çok sayıda bilgilerin analiziyle alınabilir. Dolayısıyla finans yöneticisinin; finansal öngörülerde bulunma, finansal piyasalardaki artan kısa ve uzun dönemli fonların etkilerini değerlendirme, yatırım alternatiflerinin işletmenin değeri üzerindeki potansiyel etkilerini araştırma, dividant politikalarını ve sermaye yapısını oluşturma, fiyatlama politikasını değerlendirerek bunun işletmenin satışları ve kârları üzerindeki etkilerini saptama, potansiyel birleşme ve satın almaları analiz etme ve zaman zaman da uluslararası iş fırsatlarını değerlendirme gibi her geçen gün artan, çok sayıda fonksiyonları bulunmaktadır. Finans yöneticisinin; işletmenin halka açılmasında, işletmenin tamamının ya da bir bölümünün satılmasında, mali açıdan yeniden organizasyonunda, konkordato önerilerinin kabulü ya da konkordato teklif edilmesinde, işletmenin tasfiye edilmesinde ve benzeri periyodik olmayan durumlarla da sorumluluk alanı genişlemektedir. Görüldüğü üzere finans yöneticilerinin etkin kararlar verebilmeleri için çok değişik alanlarda temel bilgilerinin olması gerekir. Bu nedenle finans fonksiyonu, küçük işletmeler dışında belirli büyüklüğe ulaşmış pek çok işletmede belirli alanlarda uzmanlaşmış çok sayıda kişilerce yerine getirilmektedir. Yukarıda belirtilen tüm bu finansal kararlar işletmenin piyasa değerini etkileyecektir. İşletmenin piyasa değerini maksimum yapmak amaçlanıyorsa, karar verilirken kararın işletmenin piyasa değerine olan etkisi düşünülmelidir.
Genellikle küçük işletmeler dışındaki işletmelerde tüm kararlardan tek bir kişi sorumlu olmayıp, sorumluluk firma içinde dağılmaktadır. Üst yönetim sürekli olarak finansal kararlarla uğraşır. Pazarlama ya da üretim müdürü de yatırım kararlarıyla yakından ilgilidir. Tablo 1. 1′de görüldüğü gibi, finans konusunda uzmanlaşmış kişiler bu kararlardan doğrudan doğruya sorumludurlar. Örneğin fon yöneticisi ya da haznedar; genellikle finansmanın sağlanmasından, nakit hareketlerinin yönetiminden, işletmeye fon sağlayan yatırımcılara karşı yükümlülüklerin yerine getirilmesinden, bankalar gibi finansal kurumlarla ilişkilerin yürütülmesinden doğrudan sorumlu kimsedir. Küçük firmalarda fon yöneticisi genellikle tek finans yöneticidir. İşletmeler büyüdükçe fon yöneticiyle birlikte kontrolör ya da muhasebeciye de yer verilmektedir. Aşağıdaki tabloda fon yöneticisi ile muhasebecinin tipik fonksiyonları yazılmıştır. Finans yöneticisinin temel görevi fonların sağlanması ve yönetimi iken, muhasebecinin temel görevi fonların etkin bir biçimde kullanılıp kullanılmadığını kontrol etmektir. Büyük işletmelerde genellikle fon yöneticisinin ve muhasebe yöneticisin faaliyetlerini yönetmek üzere genel müdür yardımcısı düzeyinde mali işler yöneticisi vardır. Mali işler yöneticisi daha çok işletmenin mali politikalarının belirlenmesiyle uğraşır.
Ülkemizde işletmelerin büyük bölümünün küçük aile şirketi özelliği göstermesi nedeniyle haznedar ya da fon yöneticisi yerine finansman müdürü; kontrolör yerine muhasebe müdürü terimleri kullanılmakta ve bu iki fonksiyon aynı kişinin sorumluluğunda yerine getirilmektedir. Bu fonksiyonların ayrı kişilerin sorumluluğunda gerçekleştirilmesi durumunda bu kişilerin bağlı olacağı tepe finans yöneticisi olmaktadır. Tepe finans yöneticisi genellikle genel müdür yardımcısı düzeyindedir.

Sabit varlıklara yatırım kararı ya da sermaye bütçelemesi faaliyetlerinden fon yöneticisi, muhasebe müdürü ya da tepe finans yöneticisi sorumludur. Ancak önemli yatırım projeleri, üretim, pazarlama araştırma geliştirme gibi alanlarla çok yakından ilişkilidir. Bu durumda bu alanlarda çalışanların da sermaye bütçelemesi faaliyetlerine katılmaları gerekmektedir.
Kâr dağıtımı gibi kararlarda yasa ve geleneklere göre yönetim kurulu ya da genel kurul kararı gerekmektedir. Yönetim kurulları, küçük ya da orta ölçekli yatırım harcamalarıyla ilgili kararları yöneticilere bırakabilmekte, ancak büyük ölçekte yatırım harcamalarında böyle bir durum söz konusu değildir.

Finansal kararlarda, bu kararlardan doğrudan sorumlu kişilere yetki verilmesi diğer alanlara göre neden daha güç ve geç olmaktadır?
İŞLETMELERİN AMAÇLARI
Finansal yönetimle ilgili faaliyetlerin etkin bir biçimde yürütülebilmesi için işletme amaçlarının açık olarak bilinmesi gerekmektedir. İşletmelerce genellikle benimsenen başlıca amaçlar şu şekilde sayılabilir:
- Mal ve hizmet üreterek toplum refahını arttırmak.
- İşletmede istihdamı sürekli kılmak.
- İşletmenin sürekliliğini sağlamak.
- Üretimi ve satışları arttırmak.
- İşletmenin piyasa payını arttırmak.
- İşletmenin büyümesini sağlamak.
- İşletmenin kârını maksimum yapmak.
- İşletmenin değerini maksimum yapmak.
Yukarıda sayılan amaçlardan ilk üçü sosyal amaçlar olarak nitelendirilebilirken, diğerleri son iki amaca hizmet ederler. Sosyal amaçlar daha çok vakıf, dernek, Kamu İktisadi Teşekkülü gibi kurumlar için öncelikli amaç olabilmektedir. Özel işletmeler için ekonomik amaçlar öncelikli olup sosyal amaçlar ikinci derecede gözetilen amaçlar olmaktadır.
İşletmelerin finansal amacı olarak yakın zamana kadar en çok belirtilen amaç “kâr maksimizasyonu” idi. Finans fonksiyonunun ekonomik koşullardaki değişmelere paralel olarak gelişmesi ve ek boyutlar kazanması, işletme amaçlarının yeniden tanımlanmasını gerekli kılmıştır. Önceleri işletmelerin nihai amacı olarak tanımlanan “kâr maksimizasyonu ya da kârın en çoklanması” kavramı, gelişen ekonomik koşullara ve değişen değer yargılarına cevap verememekte ya da rasyonel olmayan kararların alınmasına neden olmaktaydı.
Kârı Maksimum Yapma Amacı (Kâr Maksimizasyonu)
Finans yöneticisi tüm kararları işletmenin amaçları doğrultusunda almak durumunda olduğundan, öncelikle işletme amaçlarının açıkça ortaya konulması gerekir.
İşletmenin amacı denildiğinde ortaya birçok sorun çıkmaktadır. Bu da işletmenin hangi amacının ya da hangi amaçlarının ele alınacağı sorunudur. Klasik ekonomik görüş tarafından işletmelerin nihai amacı olarak tanımlanan “kârın maksimize edilmesi” amacı, modern finansman anlayışının belirlediği amaçlardan daha dar kapsamlı olmaktadır. Kâr maksimizasyonu amacının eksik yönleri şu şekilde belirlenebilir:
- Kâr maksimizasyonun nihai amaç olarak alınması, öncelikle hissedarların çıkârlarına ters düşebilmektedir. Çünkü kâr maksimizasyonu, hisse sahiplerinin varlıklarının maksimum olması demek değildir. Örneğin, işletme yeni hisse senedi ihraç ederek sağlayacağı fonlarla tahvil satın alarak toplam kârını arttırabilir. Ancak bu durumda, hisse senedi sayısı artacağından hisse başına kârda düşme olacaktır. Dolayısıyla kârın maksimum kılınması şeklinde belirlenen amaç hissedarları memnun etmeyebilecektir.
- Genel olarak kârın maksimize edilmesi açık bir kavram da değildir. Şöyle ki, kâr denildiğinde uzun dönemli kâr, kısa dönemli kâr, mutlak kâr ya da kârlılıktan mı bahsedildiği anlaşılmamaktadır. Mutlak olarak kârın maksimize edilmesi amaç olarak ele alınırsa, farklı büyüklükteki işletmelerin ya da aynı işletmenin farklı dönemlerindeki başarısını karşılaştırmak mümkün değildir. Ancak bu eksiklik kârlılığın maksimize edilmesi şeklinde ele alınmasıyla giderilebilir. Bununla birlikte bu amaç birçok sınırlamalar taşımaktadır.
Zaman Faktörü
Kâr maksimizasyonu statik bir özellik göstermekte olup, zaman boyutu taşımamaktadır. Kâr maksimizasyonu, kârın belirli bir zaman noktasından çok, belirli bir zaman döneminde oluşturulduğunda uygun olmayabilmektedir.
Örneğin Tablo 1. 2′deki gibi iki yatırım alternatifinin olduğu varsayılsın. A alternatifinden iki yılda ve yıllık 100 milyar TL’den toplam 200 milyar TL’lik bir kârın sağlanacağı beklensin. B alternatifinden ilk yıl kâr beklenmezken, ikinci yılda 210 milyar TL. kâr beklensin. Kâr maksimizasyonuna göre hareket edilirse; B alternatifinin tercih edilmesi gerekecektir. Oysa burada paranın zaman değeri ihmal edilmiştir. Örneğin A alternatifinden ilk yıl elde edilen kârın %15 faizle yatırıldığı düşünülürse, bu kârın ikinci yıl sonunda (100 milyar TL x 1,15 = 115 milyar TL) 115 milyar TL’ye ulaşacağı, toplam kârın da 215 milyar TL. olacağı görülür. Bu durumda B alternatifinden daha fazla kâr getirdiği için, A alternatifinin kabul edilmesi gerekecektir.

Yukarıdaki örnek, paranın zaman değerinin önemini açıkça ortaya koymaktadır. Çünkü bugün elde edilen belirli bir miktardaki parayla gelecekte elde edilecek aynı miktardaki paranın değeri birbirine eşit değildir.
Kâr maksimizasyonunun ikinci eksik yönü; kârların toplam miktarının mı, kârlılık oranının mı maksimum yapılacağı konusunda açıklılığının olmamasıdır. Kârlılık oranı seçilecekse hangi oran -satışlar üzerinden, toplam varlıklar üzerinden veya öz sermaye üzerinden kârlılık oranları gibi- ele alınacaktır? Kârlılık ölçüsü olarak muhasebe kârları mı, yoksa hissedarların yatırmış oldukları fonların fırsat maliyeti mi ele alınacaktır? Bu ve benzeri sorular açıkta kalmaktadır.
Sonuç olarak kâr maksimizasyonu amacının tek başına işletmenin amacına hizmet etmede yetersiz kalacağı açıkça anlaşılmaktadır.

İki yatırım seçeneği aynı zaman noktasında aynı nakit akışını sağlıyor olsalardı kâr maksimizasyonu ya da değer maksimizasyonu amaçları arasında bir fark olur muydu?
Risk Faktörü
Kâr maksimizasyonu amacının eksikliğini ortaya koyan diğer bir faktör de riskin hesaba katılmamasıdır. Farklı yatırım fırsatlarının riski, diğer bir ifade ile gelecekte beklenen kâr miktarının belirsizliği, doğal olarak farklı olacaktır.
Tablo 1. 3′de iki yatırım alternatifi ve bu alternatiflerden beklenen kâr miktarları yer almaktadır. Eğer ekonomide normal bir büyüme beklenirse D yatırımı, her iki yılda da, C yatırımından daha fazla kâr getirecektir. Bununla birlikte geleceği tam olarak kestirmek mümkün olmadığı gibi, bunun her iki yatırımı da aynı derecede etkileyebileceğini söylemek zordur. Eğer D yatırımının belirsizlik derecesi C yatırımından daha büyükse, D yatırımından her yıl 270 milyar TL kâr bekleneceği gibi 50 milyar TL zarar da olabilir. Böyle bir risk bazı kişilerce üstlenilirken, bazılarına riskli gelebilir.

İşletmenin Piyasa Değerini Maksimum Yapma Amacı (Değer Maksimizasyonu)
Finansal kararlarda çeşitli seçeneklerden hangisinin işletmenin değerini maksimize edeceği araştırılır. Hangi seçenek değeri daha çok arttırıyorsa o seçeneğin seçilmesi gerekmektedir. Yatırımlarla ilgili karar alınacaksa; hangi yatırımın işletmeye sağlayacağı nakit akışlarının bugünkü değeri (işletmenin sermaye maliyeti ve bu yatırımın riskine bağlı olarak belirlenen iskonto oranıyla iskonto edilmesiyle bulunan) en büyükse bu yatırım seçilecektir. Eğer finansal karar finansmanla ilgili ise; bu durumda da hangi finansman seçeneğinin maliyetinin en düşük olacağı araştırılacaktır. Çeşitli finansman şekilleri işletmeden farklı zamanlarda, farklı miktarlarda nakit çıkışlarına neden olacaktır. Değişik zamanlardaki nakit çıkışlarının bugünkü değeri hangi seçenekte düşük ise, o seçenek işletme değerini maksimize edecektir.
İşletmelerin piyasa değeri, hisse senedi ihraç etmiş işletmeyse, hisse senetlerinin fiyatlarıyla ölçülür. Hisse senetlerinin piyasa değeri, menkul değerler piyasasında işlem gören senetlerin bu piyasada oluşan değeridir. Dolayısıyla hisse senetlerinin piyasa fiyatları, işletmenin performansını ölçen bir göstergedir. Eğer işletmenin gelişimi, başarısı yeterli bulunmuyorsa yatırımcılar ellerindeki hisse senetlerini ellerinden çıkarabilirler. Çoğunluğun bu şekilde düşünmesi durumunda işletmenin hisse senetlerinin piyasadaki arzı artacağından, değeri düşecektir. Fiyatların düşmesi işletmenin piyasa değerinin düşmesi demektir. Bu da kararların uygun olmadığının bir göstergesidir.
Aynı şekilde performansı beğenilen işletmelerin hisse senetlerine olan talep artacaktır. Mevcut hisse senetlerine olan talebin artması, hisse senetlerinin fiyatını yükselterek işletmenin piyasa değerini arttıracaktır. Hissedarların varlıklarını maksimum yapma amacının bir üstün yönü finansal kararlarda zaman ve risk faktörünün dikkate alınmasıdır. Bu nedenlerden dolayıdır ki bu amaç, finansal yönetim tarafından birincil derecede, normatif bir amaç olarak gözetilmektedir. İşletme değerinin maksimize edilmesi amacının etik değerlerle ne derecede bağdaştığı konusunda tereddütler bulunmaktadır. Değer maksimizasyonu, müşterilerin arzuladıkları nitelikte mal ve hizmet üretimini göz ardı ederek nasıl gerçekleşebilir?
İşletme değerini maksimize etme, işletme yönetiminin sosyal sorumluluğunu bir tarafa bırakması anlamına gelmemektedir. Hissedarların varlıklarının maksimize edilmesi; tüketicinin isteklerine uygun mal ve hizmetler üretilmeksizin, tüketiciyi korumaksızın, çalışanlara uygun ücretler ödemeksizin, uygun istihdam yaratmaksızın, çevreyi korumaksızın mümkün görülmemektedir. İşletmeler bu ve benzeri sosyal sorumlulukları göz ardı etmeden işletme değerini maksimum yapmak durumundadırlar. Diğer alanlarda olduğu gibi iş hayatında da yazılı olan ve olmayan kurallar bulunmaktadır. Adil, dürüst bir yönetimin işletmeye uzun dönemde kazandıracağı itibar, bencilce yaklaşımın kısa vadede kazandıracağından daha büyük olmaktadır. Bir işletmenin sahip olabileceği en önemli varlıklardan biri o işletmenin şöhreti olmaktadır.

İşletmelerin piyasadaki ünü finansman kararlarını nasıl etkileyebilir?
İşletmeyle ilgili politikalar saptanıp kararlar verilirken, bu kararların işletmenin kârlılığına ve risk derecesine etkileri dikkate alınarak en uygun risk ve kârlılık bileşimi oluşturulmaya çalışılmalıdır. Risk ve kârlılık aynı yönde hareket etmektedir. Bir işletmenin değeri o işletmenin gelecekte sağlayacağı gelir akışıyla bu gelir akışının elde edilmesindeki risk derecesine bağlı olacaktır. Şekil 1. 1′de görüldüğü gibi, gerek finansman gerekse yatırımlarla ilgili çok sayıdaki finansal kararlar gelecekte sağlanacak nakit akışlarını ve riski etkilerken işletmenin değerini de belirleyecektir.

Gerçekte finansal yönetimle ilgili kararlar, işletmelerin içinde yer aldığı sektörün niteliğine, işletmenin büyüklüğüne, ulusal ya da uluslararası olup olmadığına ve benzeri özelliklerine göre değişmekte ve çeşitlenmektedir. Finans yöneticisinden beklenen, işletmenin piyasa değerini maksimum yapacak kararlar almaktır.
FİNANSMANIN TARİHSEL GELİŞİMİ
Ekonomik koşullardaki gelişmeyle birlikte finans yöneticisinin rolü de devamlı olarak değişmekte ve gelişmektedir. Bir zamanlar finansal kayıtların tutulması, raporların hazırlanması, işletmenin nakit durumunun yönetilmesi gibi işleri kapsamaktayken, son yıllarda finans yöneticilerinin görevleri, bu sayılanların çok ötesine geçmiştir.
1930 öncesi finans yönetiminde, esas olarak, çeşitli finansal pazarlar ve bu pazarlarda işlem gören menkul değerlerle ilgili betimleyici tartışmalar ağırlıktaydı. Dolayısıyla çalışmalar finanslama ya da bilançonun pasif tarafında yer alan borçlanmalar ve öz sermaye üzerinde yoğunlaşılmıştır.
1930′lu yıllarda finansal yönetim, bu dönemin ekonomik yapısını belirleyen depresyon ve bunalımın etkisinde kalmıştır. Fiyatlardaki düşmeler, kredilerdeki sıkıntılar, tasfiye ve iflaslara neden olmuştur. Ayakta kalan işletmeler ise finansal reorganizasyona gitmişler ve likidite durumlarını kuvvetlendirecek önlemlere ağırlık vermişlerdir.
1940 ve 1950′li yıllarda finansal yönetimde kantitatif yöntemlere yer verilmiştir. İlk defa, finansal yönetimde, fonların kullanımı, diğer bir ifade ile bilançonun aktif tarafıyla da ilgilenilmiştir. Ayrıca, sermaye bütçelemesi problemlerinde, mükemmel bir teknik olan iskonto edilmiş nakit akışları tekniği kullanılmıştır. Bundan başka sermayenin maliyetini ölçmede ve finansal varlıkların değerlendirilmesinde yeni yeni teknikler geliştirilmiştir. Sermaye bütçelemesi ve sermaye maliyeti konusundaki gelişmeler günümüzde de devam etmektedir.
1960′lı yıllarda sabit aktiflerle, stoklar, alacaklar ve nakit gibi döner aktiflerin dağılımında optimizasyon ve istatistiksel tekniklerin kullanıldığı matematiksel modeller uygulanmaya başlanmıştır. 1970′li yıllarda bu eğilim daha da artmıştır. Bu yılların diğer önemli bir özelliği de işletme değerini ve hissedarların ortakların servetini maksimum kılmada riskle düzeltilmiş modellerin geliştirilmiş olmasıdır.
1980′li yıllardaki gelişmeler, finansal kararlar almada bilgisayarlı uygulamalara gittikçe artan bir önemin verilmesi yönündedir. Ayrıca bu yıllarda finans yöneticileri, sık sık yükselen faiz oranları karşısında varlıkların yönetiminde de daha atak davranmaktadırlar.
Son yıllarda dünya ekonomisinde yaşanan büyük değişim ve gelişimler diğer alanlarda olduğu gibi finansı da önemli ölçüde etkilemiştir. Özellikle 1980′lerden sonra gelişmelerin hızı artmıştır.
İlk dikkati çeken eğilim, sermayenin dolaşım hızının olağanüstü artmasıdır. Sermayenin uluslararasılaşması yeni bir olgu değildir; ancak dünya ekonomisinin merkez ülkelerinden çevre ülkelere yapılan doğrudan sermaye yatırımlarında ve daha çok da portföy yatırımlarında son yıllarda önceki dönemlere göre çok büyük sıçramalar yaşanmıştır.
Dikkati çeken diğer bir eğilim teknolojik gelişme ve değişikliklerdir. Bilgisayarların işlem hızında, bellek kapasitesinde yaşanan olağanüstü gelişmelere karşılık maliyetlerin hızla düşüyor olmasıyla, dünyanın hemen hemen bütün noktalarının yalnızca telefon hatlarıyla değil fiber optik veri transfer kanallarıyla bağlanmasını olanaklı hale getirmiştir. Finans fonksiyonu üzerinde etkili olan diğer gelişmeler ise şu şekilde özetlenebilir:
- İşletmelerin büyük ölçekte faaliyette bulunmaları.
- İşletmelerin çok çeşitli ürünler üretmeleri ve çeşitli piyasalara sunmaları.
- Araştırma ve geliştirme faaliyetlerinin öneminin artması.
- İşletmelerin büyümeye verdikleri önemin artması.
- İşletmeler arasında birleşmelerin ve satın almaların yoğunlaşması.
- Teknolojide hızlı değişmelerin yaşanması.
- Piyasalarda rekabetin artması, kâr marjlarının daralması.
- Ulaştırma ve iletişim olanaklarının artması.
- Faiz ve döviz kurlarında dalgalanmaların artması.
Dünya ekonomisinde yaşanan, yukarıda sayılan ve benzeri değişimler nedeniyle finans yöneticisinin işlevleri de büyük ölçüde nitelik değiştirmiştir. Karar alma, değişimin hızından dolayı daha çok zorlaşmış, daha riskli hale gelmiştir. Bu nedenle daha kapsamlı karar alma modelleri kullanma gereği ortaya çıkmıştır. Zamanın önemi büyük olduğu için, verilerin hızla alınarak kullanılabilmesinde bilgi işlem teknikleri yaygın bir biçimde kullanılmaya başlanmıştır. Değişimin hızlı olması belirsizlik ve riski arttırmıştır. Diğer taraftan piyasaların entegre olması nedeniyle piyasalar arasında etkileşim büyümüş, finansal yönetimde yeni finansal araçların ve yeni risk yönetim tekniklerinin kullanılması kaçınılmaz olmuştur.

Örnek olayda A. KIYIK yerinde siz olsaydınız likidite problemi için neler yapardınız?
FİNANSAL YÖNETİM VE DİĞER DİSİPLİNLER
Finansal yönetim işletme yönetiminden bağımsız bir alan değildir. Özellikle muhasebe ve iktisatla yakından ilişkilidir. Daha sonra pazarlama, üretim ve istatistik gelir. Aşağıda bu disiplinlerle finansal yönetim arasındaki ilişkilere değinilecektir.
Muhasebe: Finans yöneticisi karar vermede sık sık muhasebe verilerinden faydalanır. Genellikle muhasebeciler, geleceği öngörmede ve geçmişi değerlendirmede yönetime yardımcı olacak verileri ve finansal raporları hazırlamaktan sorumludurlar. Finans yöneticisinin başlıca ilgi alanı işletmenin nakit akışlarıdır. Nakit akışları finanslama ve yatırım kararlarının uygun olup olmadığını ortaya koyan en önemli faktördür. Nakit akışlarının saptanmasında ise muhasebe verilerinden faydalanmak gerekmektedir.
Küçük ve orta boy işletmelerde muhasebe ve finansman görevleri aynı kişiye ya da bir gruba verilebilmektedir. Bu durumda yukarıda ayrılmış görevleri açık olarak görmek zordur. İktisat: İktisatta finansal yönetimle ilgili iki alan mikro ekonomi ve makro ekonomidir. Mikro ekonomi işletmelerin, bireylerin ve ailelerin iktisadi kararlarıyla ilgilenir. Makro ekonomi ise ekonomiyi bir bütün olarak ele alır.
Tipik olarak bir işletme, ekonominin genel durumuyla çok yakından ilgili olup, yatırım için para ve sermaye piyasasına bağımlıdır. Dolayısıyla finans yöneticisi; kredinin elde edilebilirliği ve fonların maliyetine, parasal politikaların nasıl etkileyebileceğini anlamak ve bilmek durumundadır. Aynı zamanda finans yöneticisi, mali politikalarda ve mali politikaların ekonomiye etkileri konusunda da uzmanlaşmış olmalıdır. Finans yöneticisi, mikro ekonomiden, özellikle uzun vadeli yatırım kararları almada, nakit, stok ve alacakların yönetiminde faydalanır.
Pazarlama, Üretim ve Kantitatif Yöntemler: Finansal yönetim ile ona ikinci derecede fonksiyon gören disiplinler pazarlama, üretim ve kantitatif yöntemlerdir. Bu disiplinler, finans yöneticisinin günlük kararlarıyla dolaylı olarak ilgilidir. Örneğin, finans yöneticisinin pazarlamada yapılacak yeni ürün geliştirmelerinin ve yeni pazarlama yöntemlerinin, işletmenin öngörülen nakit akışlarına ve sermaye harcamalarına etkilerini düşünmesi gerekir. Benzer şekilde, üretim sürecindeki değişikliklerin gerektireceği sermaye harcamalarını değerlendirmek durumundadır. Nihayet karmaşık yönetim problemlerini analiz etmede, kantitatif yöntemlerden gittikçe artan bir biçimde faydalanılmaktadır.
FİNANSAL YÖNETİM VE İŞLETMELERİN HUKUKİ YAPILARI
Finansal kararlarla işletmelerin hukuki yapısı arasında yakın ilişki vardır. Bu nedenle işletmelerin çeşitli yapısal kuruluş biçimleri ve finansal yönetim açısından önemleri üzerinde kısaca durmak faydalı olacaktır.
İşletmeler kuruluş aşamasında istedikleri yasal türü seçebilirler. Ancak hukuki şeklin seçiminde bazı yasal sınırlamalara da uyulması gerekmektedir. Söz konusu sınırlamaların bir kısmı işletmelerin yer aldığı işkolu ve faaliyetlerin niteliğiyle ilgilidir. Örneğin ülkemizde bankaların, sigorta şirketlerinin, sermaye piyasası aracı kuruluşlarının anonim şirket şeklinde kurulması gibi bir sınırlama söz konusudur.
Bireysel İşletmeler (Ferdi Teşebbüsler)
Bireysel işletmeler tüzel kişiliği bulunmayan ve üçüncü kişilere karşı ortakların tüm varlığı ile sorumlu olduğu bir girişim türüdür. Bireysel işletmelerin kuruluşu için yazılı bir sözleşmeye gerek duyulmadığı gibi, belirli sermaye tabanı da aranmamaktadır. Bireysel işletmelerde kişiler tüm mal varlıklarıyla sınırsız şekilde sorumlu olduğundan kredi bulunması daha kolay olabilmektedir. Bununla birlikte alınan kredi geri ödenemezse, alacaklı tüm kişisel varlık üzerinde hak sahibi olacaktır. Ancak bu tür işletmelerde tüm kararlar tek bir kişi tarafından alındığından, hatalı karar alma olasılığı artmaktadır.
Bireysel işletme söz konusu bireyin maddi ve manevi olanaklarıyla sınırlı olması nedeniyle, küçük işletme türüne yatkın bir yasal kuruluş biçimidir. Büyümenin hızlı olacağı belirlenen iş kollarında bu tür kuruluş şeklinin uygun olmayacağı açıktır.
Ortaklıklar
Ortaklıklar şahıs ve sermaye ortaklıkları olarak iki grupta toplanabilir. Adi ortaklıklar, kolektif ortaklıklar, komandit ortaklıklar şahıs; limitet ortaklıklar ile anonim ortaklıklar sermaye ortaklıklarıdır.
Adi Ortaklıklar (Adi Şirketler)
Adi ortaklıklar, iki ya da daha fazla kişinin herhangi bir şekil şartına tâbi olmaksızın yalnızca sözlü bir anlaşma ile geçici ya da sürekli olarak kurdukları ortaklık (şirket) türüdür. Bu tür ortaklıkların en önemli avantajı düşük maliyetlerle ve kolayca kurulabilmesidir.
Adi ortaklıkların dezavantajları bireysel işletmelerin dezavantajlarına benzer. Bireysel işletmeler gibi, ortakların da sınırsız sorumlulukları vardır. İşletmenin finansal krize girmesi durumunda her ortak kendi payı ile değil, işletmenin tüm borçlarından sınırsız olarak sorumludur. Sınırsız sorumluluk, işletme yaşamında sınırlılık, ortaklık hakkının transferindeki güçlük ve büyük miktarlarda fon sağlamadaki zorluk, başlıca olumsuzluklar olarak sayılabilir.
Kolektif Ortaklıklar (Kolektif Şirketler)
Kişilerin belirli şekil şartlarıyla ve belli bir unvan altında oluşturdukları bir ortaklık türüdür. Tüzel kişiliği de olan bu ortaklık türünde ortaklar, şirketin borçlarından dolayı tüm varlıklarıyla müteselsilen sorumludurlar. Alacaklılar, ortaklığın borçlarından dolayı ortaklardan dilediğine karşı, yasal yollara başvurabilirler. Dolayısıyla bu tür ortaklıklar genellikle birbirini iyi tanıyan kişiler tarafından kurulduklarından, bu tür ortaklıklara şahıs ortakları (şirketleri) denir.
Şirketin ömrü, ortaklar arasındaki anlaşmaya bağlıdır. Bu ortaklık türünde de fon sağlama olanağı ortakların elde edebilecekleri olanakların toplamı kadardır. Ticaret Kanunu’na tâbi olan kolektif ortaklıklarda ortaklar tacir sıfatını kazanırlar.
Adi Komandit Ortaklıklar
Ticari bir şirkette ortaklardan bir kısmı aynen şahıs şirketlerinde olduğu gibi sınırsız ve müteselsilen sorumluluk yüklenirken, bir kısmı da yalnızca koydukları sermaye kadar sorumluluk – sınırlı sorumluluk- yüklenmeleri durumunda adi komandit ortaklık türü ortaya çıkmaktadır. Bu şirket türünde sorumluluğu sınırsız olanlar şirketin yönetimini elinde bulundurduklarından kolektif şirkete benzer ve onun avantaj ve dezavantajlarına sahiptir. Ancak, bu şirket türünde toplanabilecek fon miktarı, sınırlı sorumlu ortak sayısı arttırılarak, kolektif ortaklığa göre daha kolay arttırılabilir.
Sermayesi Paylara Bölünmüş Komandit Ortaklıklar
Sermayesi paylara bölünmüş komandit ortaklık adi komandit ortaklığa benzer. Tek farkı sınırlı sorumlu ortaklar olarak bir ya da birkaç kişinin daha yer almasıdır. Adi komandit şirketlerde sınırlı sorumlu ortakların payları yalnızca sözleşmede yer alır ve sermayeye karşılık olarak herhangi bir pay senedi verilmez.
Bu tür ortaklık türü de yukarıda belirtilen ortakların sakıncalarını taşımaktadır. Sınırlı sorumluluğun, ortak bulmada araç olarak kullanılması fazla bir yarar sağlayamamaktadır. Çünkü ortaklık gerçekte sınırsız sorumlu ortakların aralarındaki anlaşmaya bağlıdır.
Buraya kadar açıklanan ortaklık türlerinin birbirine benzer özellik gösterdiği ve tümünde bireylerin ön planda olduğu görülmektedir. Dolayısıyla bu tür ortaklıklara genellikle şahıs ortaklıkları denir. Şahıs ortaklıkları yanında sermaye ortaklıkları vardır ki bu ortaklıklar özel hukuki düzenlemelere tâbidirler.
Limited Ortaklıklar (Limitet Şirketler)
İki veya daha fazla gerçek ve tüzel kişi tarafından bir ticaret ünvanı altında kurulan, ortaklıkların sorumluluğu, koydukları veya koymayı taahhüt ettikleri sermaye ile sınırlı ve esas sermayesi belirli olan ticari ortaklık tipine limitet ortaklık denir. Limitet ortaklıklar en az iki en çok elli ortak arasında kurulabilir. Ortaklara sermaye payları için pay senedi (hisse senedi) verilmez. Ortağın koyduğu sermaye devir ve miras hariç bir bütündür. Sermaye artırmak ya da ortakların sorumluluklarını genişletebilmek için ortakların oybirliği gereklidir. limitet ortaklıklar hisse senetleri gibi tahvil de ihraç edemezler.
Limitet ortaklıklarda ortaklar yalnızca koydukları sermayeyle sorumlu olduklarından, tüm varlıklarını riske atmak istemeyenlere önemli bir ortaklık türü olarak görülmektedir. Ancak limitet ortaklıklara, artan iş hacmine paralel olarak yeni ortakların alınması ya da başka finanslama olanakların sağlanması oldukça güçtür.
Anonim Ortaklık (Anonim Şirketler)
limitet ortaklıklarda olduğu gibi anonim ortaklıklarda da ortaklığın sermayesi paylara bölünmüştür. Bu paylar (hisseler) kıymetli evrak hükmündeki hisse senetleriyle temsil edilirler. Sermayenin paylara bölünmesi ve hisse senetleriyle temsil edilmesi bunların örgütlenmiş ya da örgütlenmemiş piyasalarda kolayca el değiştirmesine olanak sağlamaktadır. Anonim şirketlerin iktisadi önemi, bu özelliklerinden kaynaklanmaktadır. Şirketler açısından küçük sermaye paylarının bir araya gelmesiyle büyük sermayelerin sağlanması, yatırımcılar açısından da riskin küçük ve yalnızca yatırılan sermaye payı ile sınırlı olması bu şirket türünün seçiminde en büyük etken olmaktadır.
Anonim şirketler ani ya da tedrici olarak kurulabilirler. Sınırlı sayıda ortakla kurulan anonim ortaklıklar ani şekilde kurulurken, halka açık olarak kurulmak istenen anonim ortaklıklar tedrici olarak kurulurlar. Tedrici kuruluşun çok sayıda formaliteleri vardır. Günümüzde halka açık olarak kurulan anonim ortaklıklar TTK’ya göre değil, Sermaye Piyasası Kanununa (SPK) göre kurulduklarından kuruluş formaliteleri az da olsa basitleştirilmiştir.
Anonim ortaklıklar finansal yönetim açısından özellikle önemli olan ortaklık türüdür. Kitapta yer alan tüm konular daha çok anonim ortaklıklar için anlamlı olacaktır. Anonim ortaklıkların özellikle halka açık anonim ortaklıkların artması sanayinin gelişmesini hızlandırmıştır. Sorumluluğun ve riskin sınırlı olması küçük tasarrufların sanayi kuruluşlarına yönelmesini kolaylaştırarak sermaye birikimini hızlandırabilmektir.
Halka Açık Ortaklıklar (Halka Açık Şirketler)
Anonim ortaklıklar halka kapalı ya da halka açık olabilir. Az ortaklı anonim ortaklıklara aile şirketleri ya da kapalı şirketler denir. Bir şirketin halka kapalı ya da halka açık olarak tanımlanmasında yalnızca ortak sayısı değil diğer özelliklerin de ele alınması gerekir.
Ortak sayısı yanında pay sahipliğinin devredilip devredilemediği, kuruluş şeklinin halkın da katılımını sağlayacak biçimde olup olmadığı, hisse senetlerinin borsaya kota edilip edilmediği, yönetimin bir ya da birkaç ana pay sahibi tarafından yapılıp yapılmadığı gibi özelliklerin de dikkate alınması gerekir.
Hukuk sistemimizde anonim şirketlerde sabit sermaye esası uygulanmaktadır. Sermaye, diğer bilanço kalemlerinde olduğu gibi dönemden döneme değişmemektedir. Sermaye miktarı mahkeme kararıyla tespit ve Ticaret Sicilinde tescil edilir.
Esas sözleşmede değişiklik yapılmadıkça esas sermaye, nominal değer ve hisse sayısı değişmez. Şirket ilk kuruluşta halka açık olarak kurulsa ve hisseleri primli fiyatlarla satılsa bile sermaye, muhasebe kayıtlarında yine nominal değerle gösterilir. Primli satış farkı başka bir hesaba kaydedilir.
Görüldüğü üzere ülkemiz anonim şirketlerinde sermayenin değişmezliği prensibi katı kurallara bağlanmıştır. Bu nedenle anonim şirketlerin sermaye artırımı ve azaltımı uzun süren formaliteleri gerekli kılmaktadır. Her sermaye artırımında genel kurulun olağanüstü toplanması gerekmektedir.
TTK’nın ve alt mevzuatının getirdiği hukuki formalitelere ek olarak halka açık şirketlerde SPK da ilave formaliteler getirmiş bulunmaktadır. Ancak bir kısım anonim şirketlere sermaye artırımlarında bazı kolaylıklar sağlayan “kayıtlı sermaye” sistemi söz konusudur.
Kayıtlı sermaye sistemi yalnızca halka açık şirketlere tanınan bir kolaylıktır. Kayıtlı sermaye sistemine geçen anonim şirketlerin sermaye artırımlarında belirlenen limite kadar, genel kurul kararı gerekmemektedir. Ayrıca sermaye artırımında Kurul kaydı da daha kolay ve çabuk olmaktadır.
Kayıtlı sermaye tavanı tamamen Sermaye Piyasası Kurulunun takdirine bırakılmıştır. Genellikle kayıtlı sermaye tavanı birkaç sermaye artırımına olanak sağlayacak düzeyde tutulmaktadır. Limit dolduktan sonra yeni bir kayıtlı sermaye tavanı için Kurula başvurulur.
Kayıtlı sermaye sistemine geçecek şirketlerin belirli bir başlangıç sermayelerinin olması gerekir. Kayıtlı sermaye sistemine geçmiş olan şirketlerde çıkarılmış sermaye miktarının şirket ünvanı ile birlikte gösterilmesi mecburidir. Bununla; kurulun verdiği bir izin ve limitten başka bir anlamı olmayan kayıtlı sermayenin, kamu oyuna karşı ödenmiş sermaye gibi gösterilmesi önlenmektedir. Halka açık anonim şirketlere tahvil çıkarma konusunda da halka kapalı anonim şirketlere göre avantajlar tanınmaktadır.
Halka açık şirketlerde tahvil çıkarma limitine son bilançoda gösterilen yedek akçeler de eklenmektedir. Ancak bilançoda zarar varsa, bu limitten zarar miktarı düşülmektedir.
SPK’nın getirdiği diğer yenilik tahvil çıkarma yetkisinin halka açık şirketlerde ana sözleşme ile yönetim kuruluna bırakılabilmesidir. SPK’dan önce tahvil çıkarma yetkisi, genel kurul kararıyla ancak belli bir limit dahilinde yönetim kurulunun yetkisine bırakılabilmekteydi.
Dolayısıyla halka açık kuruluşlar sermaye artırımında olduğu gibi tahvil ihracı yoluyla kaynak sağlama konusunda da hem limit açısından hem de formalite açısından daha avantajlı hale getirilmiştir.
Halka açık şirketlerle ilgili olarak diğer bir farklılık da kâr payı dağıtımında görülmektedir. Anonim şirketlerde kâr payı dağıtımıyla ilgili olarak TTK bazı esaslar koymuştur. SPK ise halka açık şirketlerde kâr dağıtımına ilişkin yeni hükümler getirmiştir.
Her iki kanuna göre de kâr dağıtılması için önce bilançoda kâr oluşması gerekir. Genel kurul karar verirse, her iki halde de şirketler bilançoda kâr gözükmese bile birikmiş ihtiyatlardan temettü dağıtabilirler (TTK. Md. 470). Ancak bu konuda hiçbir kanun şirketleri zorlamamaktadır.
Bilançoda kâr varsa kârın dağıtılıp dağıtılmayacağı konusu, TTK’ya tâbi anonim ortaklıklar ile SPK’ya tâbi anonim ortaklıklarda farklılık arz etmektedir.

Halka açık şirketlere getirilen bazı kolaylık ve avantajların sermaye piyasasına olan etkileri nelerdir?
Özet
İşletmede finansal yönetimin başlıca karar alanlarının neler olduğunu belirleyebilmek.
- İşletmelerin faaliyete geçebilmeleri, faaliyetlerini devam ettirebilmeleri için çok sayıda varlıklara ihtiyaçları vardır. İşletmeye gerekli olan varlıkların sağlanması, bu varlıklar için gerekli fon ihtiyacının belirlenerek bu ihtiyacın en iyi şekilde nasıl finanse edileceğinin belirlenmesi ve elde edilen kârların ne şekilde dağıtılacağına ilişkin kararların alması finansal yönetimin temel sorumluluk alanlarıdır.
Finansal kararlarda öncelikli amacın ne olduğunu açıklayabilmek.
- Ticari işletmelerde gerek finansmanla gerekse yatırımlarla ilgili olsun tüm finansal kararlarda öncelikli amaç, işletmenin değerini maksimize etmek olmaktadır. Kâr maksimizasyonuna göre en önemli üstünlüğü zaman ve risk boyutunu dikkate almasıdır.
Finansal yönetiminde yaşanan gelişmelerle bunların etkilerini betimleyebilmek.
- Bir zamanlar finansal kayıtların tutulması, raporların hazırlanması, işletmenin nakit durumunun yönetilmesi gibi işleri kapsamaktayken, son yıllarda finans yöneticilerinin görevleri, bu sayılanların çok ötesine geçmiştir.
- 1930 öncesi finans yönetiminde, esas olarak finanslama ya da bilançonun pasif tarafında yer alan borçlanmalar ve öz sermaye üzerinde yoğunlaşılmıştır.
- 1940 ve 1950 ‘li yıllarda finansal yönetimde kantitatif yöntemlere yer verilmiştir. İlk defa, finansal yönetimde, fonların kullanımı, diğer bir ifade ile bilançonun aktif tarafıyla da ilgilenilmiştir.
- 1960′lı yıllarda sabit aktiflerle, stoklar, alacaklar ve nakit gibi döner aktiflerin dağılımında optimizasyon ve istatistiksel tekniklerin kullanıldığı matematiksel modeller uygulanmaya başlanmıştır.
- 1980′li yıllardaki gelişmeler, finansal kararlar almada bilgisayarlı uygulamalara gittikçe artan bir önemin verilmesi yönündedir. Ayrıca bu yıllarda finans yöneticileri, sık sık yükselen faiz oranları karşısında varlıkların yönetiminde de daha atak davranmaktadırlar.
- Özellikle 1980′lerden sonra gelişmelerin hızı artmıştır. İlk dikkati çeken eğilim, sermayenin dolaşım hızının olağanüstü artmasıdır. Sermayenin uluslararasılaşması yeni bir olgu değildir. Ancak; dünya ekonomisinin merkez ülkelerinden çevre ülkelere yapılan doğrudan sermaye yatırımlarında ve daha çok da portföy yatırımlarında çok büyük sıçramalar yaşanmıştır.
- Dünya ekonomisinde yaşanan, yukarıda sayılan ve benzeri değişimler nedeniyle finans yöneticisinin işlevleri de büyük ölçüde nitelik değiştirmiştir. Karar alma, değişimin hızından dolayı daha çok zorlaşmış, daha riskli hale gelmiştir. Bu nedenle daha kapsamlı karar alma modelleri kullanma gereği ortaya çıkmıştır. Zamanın önemi büyük olduğu için, verilerin hızla alınarak kullanılabilmesinde bilgi işlem teknikleri yaygın bir biçimde kullanılmaya başlanmıştır. Değişimin yüksek olması belirsizlik ve risk ortamı yaratmıştır. Diğer taraftan piyasaların entegre olması nedeniyle piyasalar arasında etkileşim artmıştır. Dolayısıyla finansal yönetimde yeni finansal araçların ve yeni risk yönetim tekniklerinin kullanılması kaçınılmaz olmuştur.
Finansal yönetimle yakın ilişkisi olan diğer disiplinleri saptayabilmek.
- Muhasebe: Finans yöneticisi karar vermede sık sık muhasebe verilerinden faydalanır. Genellikle muhasebeciler, geleceği öngörmede ve geçmişi değerlendirmede yönetime yardımcı olacak verileri ve finansal raporları hazırlamakla sorumludurlar.
- İktisat: Tipik olarak bir işletme, ekonominin genel durumuyla çok yakından ilgili olup, yatırım için para ve sermaye piyasasına bağımlıdır. Dolayısıyla finans yöneticisi; kredinin elde edilebilirliği ve fonların maliyetine, parasal politikaların nasıl etkileyebileceğini anlamak ve bilmek durumundadır. Aynı zamanda finans yöneticisi, mali politikalarda ve mali politikaların ekonomiye etkileri konusunda da uzmanlaşmış olmalıdır.
- Pazarlama, Üretim ve Kantitatif Yöntemler: Finansal yönetim ile onu ikinci derecede fonksiyon gören disiplinler pazarlama, üretim ve kantitatif yöntemlerdir. Bu disiplinler, finans yöneticisinin günlük kararlarıyla dolaylı olarak ilgilidir.
İşletmelerin yasal türlerinin finansal yönetim açısından taşıdığı özellikleri açıklayabilmek.
- İşletmelerin finansal yönetimle ilgili kararlarında yasal yapı arasında önemli ilişki vardır. Sermayenin sağlanması, kârın dağıtımı, vergi tahakkuku, sermaye artırımı, borçlanma miktarı, alacaklılara karşı sorumluluk gibi çeşitli açılardan bireysel işletme, şahıs ortaklıkları ve sermaye ortaklıkları arasında önemli farklılıklar bulunmaktadır.
Test Soruları
1. Aşağıdakilerden hangisi maddi olmayan varlık kalemlerine örnektir?
a. Binalar
b. Makineler
c. Araçlar
d. Stoklar
e. Teknik bilgi
2. Aşağıdakilerden hangisi finansmanla ilgili kararlardan biridir?
a. Vadeli satış yapmak
b. Stokları artırmak
c. Makine satın almak
d. Hisse senedi ihraç etmek
e. Araç satın almak
3. Aşağıdakilerden hangisi sermaye bütçelemesi kapsamındadır?
a. Alacaklara yatırım
b. Stoklara yatırım
c. Geçici yatırımlar
d. Sabit varlıklara yatırım
e. Hisse senedi ihraç kararları
4. “Kâr payı” aşağıdaki finansal araçlardan hangisinin getirisidir?
a. Tahvil
b. Hisse senedi
c. Hazine bonosu
d. Repo
e. Mevduat
5. Aşağıdakilerden hangisi “muhasebeci”nin sorumluluk alanındadır?
a. Banka ilişkileri
b. Nakit yönetimi
c. Finansman
d. İç denetim
e. Kredi yönetimi
6. İşletmelerin birincil amacı aşağıdakilerden hangisidir?
a. Kârın maksimize edilmesi
b. Kârlılığın maksimize edilmesi
c. Satışların maksimize edilmesi
d. İşletme değerinin maksimize edilmesi
e. Sürekliliğin maksimize edilmesi
7. İşletmelerin finansmanında aşağıdakilerden hangisinin riski daha yüksektir?
a. Kısa süreli kredilerin
b. Uzun süreli kredilerin
c. Tahvilli borçların
d. Hisse senedi ihracının
e. Otofinansmanın
8. İşletmelerin finansmanında uzun vadeli kaynaklara ağırlık verilmesinin sonucu aşağıdakilerden hangisidir?
a. Risk düşmesi
b. Satışların artması
c. Likiditenin düşmesi
d. Müşteri memnuniyetinin artması
e. İstihdam olanağının artması
9. Aşağıdakilerden hangisi kayıtlı sermaye sistemine geçebilir?
a. Halka açık anonim şirketler
b. Halka kapalı anonim şirketler
c. limitet şirketler
d. Tüm şirketler
e. kolektif şirketler
10. Halka açık şirketlerde tahvil çıkarma sınırı ne kadardır?
a. Özsermaye
b. Ödenmiş sermaye
c. Ödenmiş sermaye ve yedek akçeler toplamı
d. Yedek akçeler ve kayıtlı sermaye toplamı
e. Kayıtlı sermaye tavanı
Yaşamın İçinden
Aşağıda Arthur Andersen Şirketinin yıllarca uğraşarak oluşturduğu imajını nasıl yok ettiği ile ilgili bir yazı yer almaktadır.
Dünyanın en büyük beş denetim şirketinden biri olan 89 yıllık marka, Enron skandalı ile yıkıldı
Andersen, Kamu Denetimi İşinden Çekildi
Dünyanın en büyük beş denetim şirketi arasında yer alan, ancak enerji devi Enron’un iflasına adı karışan muhasebe danışmanlık şirketi Arthur Andersen, 89 yıl sonra kamu şirketlerinin denetim işinden çekildi. Merkezi Şikago’da bulunan şirketten yapılan açıklamada, kamu şirketlerinin denetim işinin bırakıldığı kaydedildi.
Şirketin insan kaynakları yetkililerinden Gary Brentlinger, müşteri dosyalarının depolara kaldırıldığını, kırtasiye malzemelerinin de hayır kurumlarına bağışlandığını belirterek, “Şirketin ölüşünü izliyoruz” dedi. Enron’un 2 Aralık’ta şirketlerin koruma altına alınmasını öngören 11. maddeye başvurması ile, tüm gözler şirket yöneticilerine, denetçilerine ve Bush hükümetine çevrilmiş, ABD tarihinin en büyük iflası olarak değerlendirilen Enron’un iflasının ardından, şirketlerin finansal raporlarının ve denetim şirketlerinin güvenilirliği sorgulanmaya başlanmıştı. Dünyanın en büyük beş danışmanlık şirketi arasında yer alan Andersen’ın Enron skandalı içinde yer alması da şirketin sonuna giden yolun başlangıcı oldu.
25 Bin Kişi İşini Kaybetti
Enron 2000 yılında Andersen’e denetim için 25 milyon dolar ayırmıştı. Andersen, Enron skandalının ardından ilk olarak Merck, Delta, Airlines, Freddi Mac, Fed Ex, KerrMcGee gibi önemli müşterilerini kaybetti. Enron skandalı öncesinde 28 bin kişinin çalıştığı Andersen’de, halen 3 bin kişi çalışıyor. Skandalın baş gösterdiği 9 ay öncesi, şirketin kurumsal denetim portföyünde bin 200 şirket bulunmasına karşılık, şu anda denetim yapılan şirket bulunmuyor. 1913 yılında kurulan Andersen’in 2001 yılı kazancı 9. 3 milyar dolardı. Bu rakamın 1. 7 milyar dolarını danışmanlık hizmetleri oluşturmuştu.
Sizce, Arthur Andersen tekrar eski ününe kavuşabilir mi acaba?
Yararlanılan ve Başvurulabilecek Kaynaklar
Aydın, Nurhan (2000). Finansal Yönetim. Eskişehir: Birlik Matbaası.
Brealey, A. Richard and Steward C. Myers (1991). Princeples of Corporate Finance (4. B). New York: McGraw- Hill Inc.
Ceylan, Ali (2001). İşletmelerde Finansal Yönetim (7. B). Bursa: Ekin Kitapevi.
Damodaran, Aswalth (1997). Corporate Finance Theory and Practice. New York: John Wiley Sons. Inc.
Schall, D. Lawrence (1991). Introduction to Financial Management (6. B). New York: McGraw- Hill Inc.
Test Soruları Cevap Anahtarı
1. e – Yanıtınız doğru değilse “Finansal Yönetim Fonksiyonları ve Finans Yöneticisi” bölümünü gözden geçiriniz.
2. d – Yanıtınız doğru değilse “Finansal Yönetim Fonksiyonları ve Finans Yöneticisi” bölümünü gözden geçiriniz.
3. d – Yanıtınız doğru değilse “Finansal Yönetim Fonksiyonları ve Finans Yöneticisi” bölümünü gözden geçiriniz.
4. b – Yanıtınız doğru değilse “Finansal Yönetim Fonksiyonları ve Finans Yöneticisi” bölümünü gözden geçiriniz.
5. d – Yanıtınız doğru değilse “Finansal Yönetim Fonksiyonları ve Finans Yöneticisi” bölümünü gözden geçiriniz.
6. d – Yanıtınız doğru değilse “İşletmelerin Amaçları” bölümünü gözden geçiriniz.
7. a – Yanıtınız doğru değilse “İşletmelerin Amaçları” bölümünü gözden geçiriniz.
8. a – Yanıtınız doğru değilse “İşletmelerin Amaçları” bölümünü gözden geçiriniz.
9. a – Yanıtınız doğru değilse “Finansal Yönetim ve İşletmelerin Hukuki Yapıları” bölümünü gözden geçiriniz.
10. c – Yanıtınız doğru değilse “Finansal Yönetim ve İşletmelerin Hukuki Yapıları” bölümünü gözden geçiriniz.
Sıra Sizde Cevap Anahtarı
Sıra Sizde 1
Sermaye yoğun sektörlerde sabit varlıklar denilen uzun süreli varlıklara yatırım, emek yoğun sektörlere göre daha fazla yapılır. Uzun vadeli varlıklara daha fazla yatırım yapıldıkça işletmenin riski artacaktır. Emek yoğun sektörlerde ise, uzun vadeli varlıklara yatırım daha az olduğundan, risk düşük olmaktadır.
Sıra Sizde 2
İşletmelerin finansmanında öz kaynaklar yanında borçlardan da faydalanılabilir. İşletmeler açısından finansmanda vade kısaldıkça risk de artmaktadır. Dolayısıyla kısa vadeli borcun riski, uzun vadeli borca göre daha yüksektir. Aynı bağlamda uzun vadeli borcun riski de, vadesi sonsuz varsayılan hisse senetlerine göre, daha yüksektir.
Sıra Sizde 3
Sermayenin, diğer üretim faktörlerine göre daha kıt olması, bu alanda yönetim ve denetim hakkının devredilmesini güçleştirmektedir. İşletmelerde üretim ya da pazarlama alanında ilgili kişilere yetki daha kolay devredilirken, finansal yönetimde yetkinin devredilmesi o kadar kolay olmamaktadır.
Sıra Sizde 4
İki yatırım seçeneği aynı zaman noktasında aynı nakit akışını sağlıyor ise “kâr maksimizasyonu” ya da “değer maksimizasyonu” amaçları arasında bir farklılığın olmaması için her iki seçeneğin de eşit riske sahip olması gerekir. Eğer nakit akışlarının gerçekleşme riski de eşit ise iki amaç arasında bir farklılık olmayacaktır.
Sıra Sizde 5
İşletmelerin en önemli varlıklarından biri işletmenin ünüdür. Dürüst, şeffaf, güvenilir, sadece yazılı kurallara değil aynı zamanda yazılı olmayan kurallara da saygılı bir işletmenin yarattığı ün, o işletmenin en değerli varlığını oluşturacaktır. Böyle bir üne sahip olmanın işletme yönetimine getireceği manevi haz yanında, büyük maddi kazançları da vardır. Güvenilir bir firmanın daha uygun koşullarda kredi bulması yanında, böyle bir şirkete ortak olmayı isteyecek çok sayıda yatırımcı nedeniyle hisse senetlerinin fiyatlarının yükselmesi kazancı da olacaktır.
Sıra Sizde 6
Örnek olayda A. KIYIK’ın karşı karşıya kaldığı likidite sıkışıklığının aşılmasında çeşitli seçenekler düşünülebilir. Öncelikle işletmede iyi bir bütçeleme sistemi getirilerek paranın daha iyi yönetimi sağlanıp, daha az nakitle faaliyetlerin yürütülmesine çalışılır. İşletmede sık sık banka kredilerine başvurulmakta; en kolay hangi bankadan kredi sağlanıyorsa o bankadan kredi kullanılmaktadır. En kolay değil; en uygun koşullarda kredinin sağlanmasına çalışılmalıdır. Kısa vadeli krediler işletmenin riskini arttıracağından uzun vadeli kredilere yönelinmesi gerekir. Ancak ülkemiz koşullarında uzun vadeli kredi bulmak ya da tahville borçlanma kolay olmamaktadır. Faizlerin uygun düzeye inmesine, uzun vadeli borçlanma olanaklarının doğmasına kadar, işletmede yeni ortaklar olarak finansman ihtiyacının karşılanması uygun bir seçenek olarak düşünülebilir.
Sıra Sizde 7
Halka açık şirketlere sağlanan kolaylıklar ve avantajlar; sermaye piyasasının gelişimini sağlayarak, sermaye birikimini teşvik ederek, sermayenin tabana yayılmasını kolaylaştıracaktır.
İlgili Yazılar:
- 04. Perakende Mağazalarda Finansal Yönetim
- Yönetim Kurulunun Görev ve Yetkileri
- 17. Finansal Yönetim
- Anonim Ortaklık – Düşünelim Tartışalım
- Halkla İlişkilerin Hedef Kitlesi
- Yönetim Haklarının Bölünmesi ve Terhisi (Bırakılması)
- Sözleşme Türleri II – Vekalet, Kefalet, Finansal Kiralama, Franchise, Factoring Sözleşmeleri – Tartışma
- Yönetim ve Denetleme Kurulu – Özet
- Yönetim ve Denetleme Kurulu – Tartışma
- 01. Finansal Sistem, Finansal Kurumlar ve Bankalar




